“Ağa Han” ifadesi ilk olarak sanırım 1980’li yıllarda kulağıma çalınmıştı. Televizyonda haberlerde ya da gazetelerde Ağa Han mimarlık ödüllerinden hep övgüyle bahsedilirdi. Dünyada da çok rağbet edilen bu saygın ödüle özellikle Türk mimarlar layık görüldüğünde daha fazla gündeme gelirdi Ağa Han ismi. O zamanlar Ağa Han’ı Pakistanlı, aşırı zengin, kültür ve sanat işlerine önem veren biri olarak biliyordum. Sonradan özellikle İslam tarihi, felsefesi ve tasavvuf konulu okumalarımda İsmailîler hakkında bir miktar bilgi sahibi olduktan sonra Ağa Han’ın da bu topluluğun lideri olduğunu öğrenmiş oldum. 2000’li yıllarda da bir gezi esnasında Londra’daki “İsmaili Center” dikkatimi çekmişti. Ağa Han ismi ile diğer bir temasım ise Kanada’nın Toronto şehrindeki Ağa Han Müzesini ziyaretimizle olmuştu. İsmailîler ve Ağa Han hakkında biraz malumat sahibi olduktan sonra Toronto’da bulunduğumuz esnada bu müzeyi özellikle görmek istemiştim. İslam medeniyetine ait tarihî eserler, el yazmaları, minyatürler gibi eşsiz örneklerinin yer aldığı bu muhteşem müzede bir de santur ve ney dinletisine rast gelmiştik ve hatırlanası bir tecrübe olmuştu nihayetinde.
Geçen ayın başlarında Ağa Han yeniden dünya medyasında gündeme geldi. İsmailî Müslümanların ruhani lideri olan ve Hz. Peygamberin ve Hz. Ali’den soyundan gelen 49. İmam kabul edilen Şah Kerim el-Hüseynî yani IV. Ağa Han 88 yaşında 4 Şubat 2025’te Lizbon’da vefat etti. Ağa Han’ın Lizbon’da bağlılarının yanı sıra Kanada başbakanı, İspanya Kralı gibi devlet adamlarının katıldığı ve Hz. Muhammed’e salavatlar okunarak icra edilen cenaze töreninin yapıldığı 8 Şubat günü Pakistan’da Ulusal yas günü ilan edildi. İngiltere Kralı “kardeşim” dediği Ağa Han için taziye mesajı yayınladı. IV. Ağa Han daha sonra Mısır’da III. Ağa Han’ın kabrinin bulunduğu yere defnedildi. IV. Ağa Han’ın vasiyeti üzerine ve geleneğe uygun olarak büyük oğlu Şah Rahim El-Hüseynî V. Ağa Han unvanıyla 50. İmam olarak tayin edildi. Pakistan’dan Hindistan’a, Orta Asya devletlerinden Afrika’ya, Portekiz, İngiltere ve Kanada’ya geniş bir coğrafyada ve çok sayıda ülkede yaşayan 15-20 milyon civarındaki İsmailî Müslümanlar için “hazır imam” ve “sahib-el zaman” konumunda Ağa Han’ın şahsında İslam dünyasındaki farklıkları, tarihsel mirasın çeşitliliğini, uzlaşımları ve çatışmaları, modern çağın çelişkili tezahürlerini görmek mümkündür.
Birçok Müslümana göre ve birçok Müslümanla kıyaslandığında; birçok Müslüman ne Ağa Han’ı ne de bağlıları olan İsmailîleri “Müslüman” bile saymamaktadır. Elbette İsmailîler için de diğer Müslümanlar “zamanın imamını” tanımadıkları için makbul Müslüman sayılmıyorlar, ancak İsmailîler diğer Müslümanlar hakkında görece daha pasif ve hoşgörülü bir tavra sahipler. Günümüzde giderek yaygınlaşan güya Selefî akımların etkisiyle moda haline gelen herkesin herkesi “tekfir” ederek İslam dışı saymasının doğal bir sonucu olarak görebiliriz bu vaziyeti ancak İsmailîler için hem çok daha karmaşık hem de daha köklü bir geçmişi var bu ahvalin. Tarih boyunca sadece Sünniler değil Şiilerin çoğunluğu tarafından da büyük ölçüde İslam dışı görülen bir topluluk esasında İsmailîler. Bununla birlikte öyle zengin bir geçmiş ve mirasa sahipler ki bunun içinde tasavvuf düşüncesi ve ekolleri üzerindeki etkileri, Fatımî Halifeliği, Alamut Kalesi’ndeki Hasan Sabbah ile ateşli bir iman ve korkunç bir sadakate sahip takipçileri, Nasıreddin Tusî gibi, Nasır-ı Hüsrev, Hamidüddin Kirmanî gibi İhvan-ı Safa yazarları gibi, Şems-i Tebrizî gibi büyük alimler, arifler, filozoflar ve edebiyatçılar da var. bâtınî Müslümanlığın yaşayan en önemli topluluğu ve 1400 küsur yıla dayanan bir zincirin devam eden örneği olan İsmailîlerin ve Ağa Han’ın özellikleri ve konumu günümüz Müslümanlığı, modern devrin dünyası ve gelecek için çok önemli tartışmaları içinde barındırıyor.
Tuhaf bir şekilde hem alabildiğine “modern” bir topluluk özellikle Avrupa ve Amerika’daki Ağa Han bağlıları, ama aynı zamanda alabildiğine de geleneksel bir yapıları var. Hz. Peygambere, Hz. Fatıma’ya ve Hz. Ali’ye dayanan soy zincirini ve bu zincirin halkaları konumundaki imamlarını hâlâ kutsal kabul ediyorlar. İmam bizatihi Hz. Peygamberin ve Hz Ali’nin ve Allah’ın tecellisi olarak görülüyor. Yüzyıllara dayanan ayinlerini, ibadet, tesbihât ve ezkârlarını muhafaza ediyorlar. Vefat eden IV. Ağa Han, bağlılarına sürekli olarak bir tespih taşımalarını ve belirli vakitlerde “Ya Allah, Ya Muhammed Ya Ali” zikrini tekrarlamalarını öğütlüyor. Öte yandan Ağa Han’ın şahsında da görülebileceği üzere oldukça modern, Batılı bir tarzları var. Giyim kuşamda, eğitimde, ekonomik faaliyetlerde bu rahatlıkla görülebiliyor.
Vefat eden IV. Ağa Han, 1957’de 20’li yaşlarının başında imam olduktan sonra İsmailî topluluğun etkinliğini kültür, sanat, eğitim ve ekonomik kalkınmaya yöneltmiştir. Ağa Han Kalkınma Ajansını kurarak topluluğun maddi varlığını farklı ülkelerde yaşayan İsmailîlerin ve diğer milletlerden insanların ve toplulukların gelişmesine yöneltmiştir. Elbette Ağa Han’ın büyük serveti, ki en zengin kraliyet ailelerinden biri konumundadır, dışardan bakanlar için ve lüks yaşamın işareti iken bağlılarınca insanlarının gelişimine adanmış bir kaynak olarak kabul edilmektedir.
Ağa Han’ın ve dolayısıyla İsmailîlerin diğer bir önemli tavrı ise politika konusundadır. Fatımî halifeleri ve Hasan Sabbah devrinin aksine Ağa Han politik alanın bütünüyle dışında konumlanmıştır. Kendi ifadesiyle imam, Hz Ali’den buyana “ruhani bir rehber”dir ve buna göre davranmalıdır. Bu yüzden olmalı ki dünyada Müslümanları yakından ilgilendiren çok önemli, çok can yakıcı meselelerde Ağa Han’ı ve bağlılarını açıkça görmek mümkün olmamaktadır. Misal olarak Filistin verilebilir. Ağa Han konuşmalarında Filistinlilerin bağımsız bir devletlerinin olmasının önemini vurgulamış olsa da bu tür “siyasî” konulardan hep uzak durmuştur. Bununla birlikte 1957’de vefat eden III. Ağa Han ise politik olarak oldukça aktif olmuştur. Balkan Savaşı’nda Osmanlıyı destekleyen ve Hindistan’da bu yönde faaliyette bulunan III. Ağa Han, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na girmesine şiddetle karşı çıkmış, savaşa girildiğinde ise sonradan da Halifenin cihad çağrısına rağmen Osmanlıya destek verilmemesini istemiştir ve bu dönemden itibaren İngiliz yanlısı bir politika izlemiştir. Günümüzdeki apolitik tavrın da yine küresel güçlerin pek işine yaradığı görmezden gelinemez elbette.
Ağa Han bizzat kendilerini “Şia İsmailî Müslüman” olarak tanımlamaktadır. Bütün konuşmalarına besmele ile başlayan Ağa Han, aynı zamanda topluluklarını “tarikat” olarak da ifade etmektedir. Bu topluluğun esası İslam’ın bâtınî yorumu olarak açıklanmaktadır. Hemen hemen bütün bâtınî Müslüman topluluklarda izlerini göreceğimiz inançlarına göre Kur’an-ı Kerim’deki ayetler ve Hz. Peygamberin sözlerinden çıkarmış oldukları ilke uyarınca ilahî mesajın bâtınî anlamları ancak Peygamber ve onun soyundan gelen seçkin imamlarca Allah’ın bildirmesi ile bilinebilir ve insanlara açıklanabilir. Hz. Peygamber yaşarken bu görev için imam olarak Hz. Ali’yi yine Allah’ın emri uyarınca tayin etmiş ve meşhur Gadir-i Hum’da bunu ilan etmiştir. Sonrasında da her imam yerine geçecek imamı yine bu şekilde belirlemiştir. İsmailî inanışa göre bu esas uyarınca her zaman bir imam bulunmalıdır ve Müslümanlara ruhani rehberlik yapmalı, zamanın koşullarına göre Kur’an’ın bâtınî anlamlarını açıklamalı ve yorumlamalıdır. Diğer Şii gruplarla ortak inanışları paylaşan İsmaililerin farklılaşması bütün bu grupların ortak olarak imam kabul ettiği 6. İmam olan Cafer-i Sadık’tan sonra yerine geçecek kişiyle ilgili olarak tezahür etmiştir. Cafer-i Sadık’ın oğlu İsmail’in 7. İmam olduğunu kabul edenler, diğer oğlu Musa el-Kazım’ı imam kabul edenlerden ayrılmışlardır. Bu yüzden İsmaililere yediciler denilirken diğer Şii gruba ise on ikiciler denilmiştir ki onlar Musa el-Kazım’dan devam eden silsileyi kabul etmektedirler ve bu silsile de 12. İmam kabul edilen Mehdi’inin gaybete çekilmesi ile son bulmuştur. İsmaililer ise belirttiğimiz üzere her zaman canlı kanlı bir imamın yol göstermek üzere insanlar arasında bulunmasını zorunlu kabul etmişlerdir.
“Hazır İmam” ve “ Sahib-i Zaman” unvanları buna işaret etmektedir. Belirttiğimiz üzere burada imam esasen peygamberi ve Hz. Ali’yi bizzat temsil etmektedir. Dolayısıyla imamın açıklama ve yorumları peygamber sözü niteliğindedir. Bu o denli güçlü bir inançtır ki 1164 yılında Alamut’ta zamanın imamı kabul edilen II. Hasan ala-Zikrihisselam, kıyameti ilan etmiş ve şeriatla ilgili kural, yasak ve ibadetlerin iptal olduğunu açıklamıştı. Bu uygulama sonradan büyük ölçüde terkedilmiş olsa da imamların benzer yorumları yapma yetkisi ve etkisi varlığını korumuştur. Böylece günümüzde namaz, oruç gibi ibadetlerin zahiri uygulanışı değil batıni anlamları daha fazla öne çıkarılmaktadır. Bu noktada “hakiki namaz” “daimi namaz” ya da “hakiki oruç” ve “daimi oruç” gibi kavramlarla ifade edilen ve benzer biçimlerini kendilerini Hz. Ali’ye isnat eden tasavvuf ekollerinde de gördüğümüz üzere ibadetlerin bâtınî uygulanışına önem vermektedirler. Bununla birlikte İsmailî topluluğun tarihsel süreçte kendi içinde bölünmeler yaşadığı ve bu bölünmelerin inanç ve uygulamada farklılıklar yarattığı da göz ardı edilmemelidir. Fatimi halifesi Mustansır Billah, 1094 yılında Kahire’de vefat ettiğinde yerine geçecek imam konusunda bir ayrılık ortaya çıkmış ve İsmailîler de kendi içlerinde iki büyük topluluğa ayrılmıştır. Halifenin oğlu Nizar’ı imam kabul edenler ve diğer oğlu Mustali’yi takip edenler. Alamut’ta hakim olanlar, Hasan Sabbah’ın içinde yer aldığı Nizarîler bahse konu Ağa Han bağlısı İsmailileri ifade etmektedir. Diğer grup ise sayıca oldukça azdır ve günümüzde daha çok Hindistan’da yaşayan yaklaşık 2 milyon mensubu olan Bohra’lardır. Bohra İsmailileri Ağa Han bağlılarından farklı olarak İslam’ın zahiri uygulamalarına da bağlılıklarını muhafaza etmektedirler.
Ağa Han’ın şahsında ve bağlıları örneğinde Müslümanların çeşitliliğini, farklılıklarını, çatışmalarını ve geleceğe dair tartışmaları görebiliriz demiştik. Bu tartışma özellikle günümüzde yapılmalıdır. İsmaililer ve diğer Müslümanlar olabildiğince birbirinin ötekisi konumundayken. Bu karşılıklı ötekileşme ve ötekileştirmenin kaynakları ve sonuçları sözünü ettiğimiz tartışmayı daha da gerekli ve anlamlı kılmaktadır.
Son birkaç yüzyıldır Müslümanları meşgul eden ve sadra şifa bir çözümün de geliştirilemediği gelenek ve modernite ya da Batılılaşma arasında çatışmaya Ağa Han bağlıları çare bulmuş gibidirler. Ağa Han bütünüyle politik olanın dışında bir hayat öngörerek bağlılarına yaşadıkları ülkenin adetlerine, yasalarına yaşamına uyum sağlamalarını tavsiye ederken, ekonomik gelişme, yenileşme, teknolojik ilerleme, eğitimde ve kültürde iyileşme, çeşitliliklere ve farklılıklara karşı hoşgörü gibi idealler etrafında bir inanç dünyası inşa etmiştir. Zahiren, Müslümanların büyük çoğunluğunun benimsemiş olduğu inanç esasları ve özellikle ibadet uygulamalarından uzak görülen İsmailîler, diğer Müslümanların büyük bir kısmının söylemde ve fikren aksini savunsalar da fiili hayatlarında deneyimlemekte oldukları ekonomizmci, kalkınmacı, ilerlemeci, modernleşmeci sentezi inanç dünyalarına taşımış görünmektedirler.
Günümüz dünyası, Müslümanların ortak geçmişlerini bir bütün olarak eleştirel bir yaklaşımla ele almayı ve aynı zamanda Müslümanların tarihsel olarak sahip oldukları farklılık ve çeşitlilikleri bütüncül olarak kavramayı gerekli kılmaktadır. Küresel güçlerin bizim tarihimizi bizden daha iyi bilerek, Müslüman topluluklar arasındaki çatışmaların, mezhepçi ayrışmaların mirasını kullanarak çıkarlarına uygun bir düzen kurmayı başardıkları bir iklimde bu kavrayış hayatî bir önem taşımaktadır. Entegrizm içinde parça parça olmuş bir toplum çoktan ümmet olma niteliğini de yitirmiş görünmektedir. Oysa “ben” ya da “biz” ve “öteki” her zaman var olmuştur ve olacaktır yine de ötekiler birbirlerini “biz”in bereketi ve türlü türlü tecellileri kabul edilmeli belki de bu ahir zamanda.
