Hocayı ilk önce Mavera dergisi, Yeni Devir ve diğer gazete yazıları münasebetiyle tanıdık. Yedi güzel adam vesilesiyle de İz Yayıncılık’tan neşredilen kitaplarına rastladık. Yazdıklarından gayet samimi bir aşk, şevk ve dert ehli bir zât-ı şerif olduğu hissediliyordu. Hocamın kitaplarında bulunan aşağıdaki hâl tercümesi epey yeterli tanıtıcı fikir veriyor zaten. “Günler Akarken” den aynen nakledelim:
ERSİN NAZİF GÜRDOĞAN; 1945 yılında Eskişehir’de doğdu. Temel üniversite eğitimini İTÜ’de Makina Mühendisliği alanında yaptı. İ.Ü. İşletme İktisadı Enstitüsünün uzmanlık programını 1968 yılında tamamladı. Devlet Planlama Teşkilatında 1968 ve 1972 yılları arasında proje değerlendirme uzmanı olarak çalıştı. Bu arada bir yıl İngiltere’de incelemelerde bulundu. Erzurum Üniversitesinde 1972’de akademik çalışmalara başladı. Görevini 1976’da Ankara SBF’ne aktardı. Doktora çalışmasını 1975’de bitirdi, 1987’de doçent, 1994’de profesör oldu. Maltepe Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. Mavera dergisinin kurucularından olan Gürdoğan evli ve üç çocuk sahibidir.
Ersin Nazif Hoca, üniversite eğitimini en prestijli üniversitelerimizden olan İTÜ Makine Mühendisliği’nde yapmıştır. Devamında teknik/ mekanik bölümü iktisadi, içtimai ilimlerle birleştirip en üst akademik unvanı (profesör) iktisap etmiştir.
Hocanın İTÜ yıllarında, özellikle teknik üniversite mensuplarının fark ettiği bir üniversite daha vardır ki o da Kazan Türkleri’nden muhacir Abdülaziz Bekkine Hazretleridir. 20. yüzyıldaki ender mütefekkirlerimizden Nurettin Topçu Hoca da o zatı şerifi ilk keşfedenlerden olmuştur. Masivaya karşı istiğnası manevi ilimlerdeki rüsuhu ile maruf bu zatı şerif, hem Topçu Hoca hem de pek çok 1950-1975 arası okuyan müstesna ve mükemmel zevatın agâh olmasına sa’yi beliğ etmiştir. İşte Ersin Nazif Hoca da o ekolün/ mesleğin takipçilerindendir. Miri malından çok nasibi olmuştur.
Bizim kendisi ile ru be ru tanışmamız, hakiki dostlarından Rasim Özdenören ve Erdem Bayazıt Ağabeyler vasıtasıyla olmuştur. Ersin Hoca’nın ilk kitaplarından Görünmeyen Üniversite yukarıda bahsettiğimiz, merhum Başvekil Necmettin Erbakan, bakanlardan Recai Kutan, Mütefekkir Muallim Nurettin Topçu Hoca’nın da mensup olduğu manevi yolun hayrül halefleri ve takipçilerinden bahseder ve yeni nesillere yol gösterir.
Nazif Hoca hem okuyan hem gezen bir zat olarak seyahatlerini de kitaplaştırmıştır. Hicaz’dan Endülüs’e, Zamanı Aşan Şehirler, Yeni Roma gibi seyahat kitapları hem o şehirleri tanıtır hem de tarihi, itikadi, kültürel dersler verir. Adeta onlar da insanı yeni bir üniversite mezunu yapar.
Hocanın eskimeyecek kitaplarından bazıları yine Kirlenmenin Boyutları, Kültür ve Sanayileşme, Teknolojinin Ötesi’dir. Sanayi devrimi birçok değişime sebep olmuş. Bazı kolaylıklar sağlansa da pek çok sıkıntıya da sebep olmuştur. Bunlardan birisi, çevrenin ve tabiatın istismarı, kirlilik vb. tahribata sebebiyet verilmesidir. Bunun için Çevre adlı büyük bir problemimiz / mazarratımız / müşkülatımız ortaya çıkmıştır. Bunun için Bakanlık seviyesinde devasa teşkilatlara ihtiyaç hasıl olmuştur. Buna rağmen pek çok mesele halledilebilmiş değildir. Mesela Sakarya Şeker Mahallesi’ndeki Şeker Fabrikası’nın sonbahar-kış mevsimlerinde yaydığı kötü koku, sanayi ve iskan konularındaki ihmallerin ve bilgisizliklerin bize isabet eden cezalarıdır. Hocanın kitabında buna benzer meselelerin zuhur etmemesi ve çıkan problemlerin izalesi için pek çok ipucu vardır.
Keza, dijital ve diğer teknolojilerin özellikle çocuklara verdiği zararların izalesi için hoca yıllar öncesinden teklif ve tavsiyelerde bulunmuştur.
Ersin Hoca, yüksek ilim-idrak ve tefekkür sahibidir. Ne yazsa okunacak, çok yıllar boyunca da eserleriyle ve hayrül halefleriyle yaşamaya devam edecek zevattandır.
Günler Akarken kitabının “İçindekiler” bölümü hocanın rütbe-i bâlâsının şahidleridir:
Kader önceden okunamaz, Ölümün günlük ziyareti, Gökdelen ormanı, Bizim deniz, Kafkasların kapısı, Batı tüketme biçimi, Paranın dayanılmaz büyüsü, Ölüm ve hayat, Kentte ölüm, Buhara’nın ışığı, Bir eylem ustası, Hançer gölgesi, Coşku dolu bir ömür, Çağın ritmini yakalamak, Ova ve yol, Kıyamet’in izdüşümü, Tavır almanın gücü, Medeniyet krizi, Her şey gelir geçer, Anadolu insanının sırrı, Ölümden habersiz olmaktır, Gurura kapılma, Yitirilen savaş, Batı’nın Truva atları, Kültürel kirlenme, Yalnız demokrasiyle yaşayamaz, Gözün doyurulması, İki eşsiz silah Müslüman Batılı, Sermayesi yokluk olanlar, Kültür ticareti izler, Yeni fetih ordular, Yeni sözler söylemek, Konuşmanın sıcaklığı, Gelişi güzel sorular.
Hoca 20 Ağustos 2024 tarihinde Eskişehir’deki mütevazi kabri şerifinde sırlandı. Ama eserleriyle yaşamaya devam edecektir. Bir kısım gazete yazılarını da takip etmiş, bazılarını da kesip muhafaza etmiştik. Onlardan 05.03.2006 (yenişafak) tarihinde yayınlanmış “Protestanlık ya da Hristiyanlığın Müslümanlaşması” başlıklı yazısının son paragraflarını naklediyoruz.
–“Luther’in İslam’ın kitap ve peygamberine karşı yönelttiği haksız ve çok katı eleştiriler, Türkler’in o yıllarda Viyana önlerine kadar gelmeleri yanında Katoliklerle mücadelede Müslümanlarla aynı safta görünmek istememelerine bağlanabilir. Yine de Luther Türkler’in hayat tarzlarının, düşünme biçimlerinin ve ibadet yollarının Hristiyanlardan daha üstün olduğunu da açıkça ortaya koymaktan kaçınmaz”.
“Türkiye’de zaman zaman gündeme getirildiği gibi, Müslümanların Protestanlaşması değil, Hristiyanların Müslümanlaşması tartışılmalıdır. Osmanlıların en güçlü olduğu bir dönemde ortaya çıkan Protestanlıktan, Müslümanların etkilenmesi mümkün değildir. Tam tersine Protestanlık Müslümanlıktan etkilenen bir Hristiyan mezhebidir. Onlar papanın yanılmazlık ve bağışlayıcılık gücünü yıkmışlar ve Katolik din adamlarının evlenmeye karşı görüşlerini de değiştirmişlerdir”.
“İslam’ın ana kaynakları özgünlüğünü koruduğu gibi, bütün dünya dillerine de çevrilmiştir. İslam Peygamberi’nin hayatında hiçbir karanlık nokta yoktur”.
-“Oku” ile başlayan Kur’an herkese açıktır. Okumasını bilmeyene söyleyecek fazla sözü yoktur”.
Bu satırlar hocanın ilim ve idrak irtifaını açıkça göstermektedir. Ruhu şâd olsun, sevdikleriyle komşu olsun inşaallah.
