Fikir, ayrıca ön bir koşula ihtiyaç duymaksızın anlam ifade eden, bir varlık emaresi olarak belirir hayatımızda. Doğrudan ihtiyaçtan ve yine bir ihtiyacı karşılamak üzere doğmuştur. Bu yüzden oluştuğu şartlara etkide bulunur. Ancak gerçekleşmesi ve etkisi başkaca ön şartlara bağlanmış ise, fikrin bizatihi ne etkisinden ne de varlığından bahsedebiliriz artık. Fikir ön şartları bünyesine kabul etmediği gibi her türlü fazlalık, abartı ve gerçek dışılığa da kapalıdır.
Resimde gördüğünüz mezar taşı hiç tereddütsüz bir fikir adamına aittir. Bu mezar taşında ‘İdris Küçükömer’ ismi yazmasaydı, ya da bu taşı okuyan ‘İdris Küçükömer’ ismini hiç duymamış olsaydı da, böyleydi bu.
Öyle söylüyorum çünkü; yalnızca bu mezar taşının
kendisi bile kafi, yukarıda ki önermeyi güçlü ve açıklıkla öne sürebilmeye. Sadece abartı değil, başkaca hiçbir fazlalık ya da eksiklik içermiyor bu taş. Taşın üzerinde ‘doğum tarihi’ ve ‘ölüm tarihi’ gibi ibareler yok. Tarihler var sadece. Ve bu tarihler gerçek tarihler. Öyle ki; iki dünyaya geliş, iki ölüm tarihi olarak yazılılar taşta. .1341-1403. ve hemen altında da .1925.1987. Taş, mezar sahibinin rum-i 1341, miladi 1925 yılında dünyaya geldiğini, dünyadan rumi 1403, miladi 1987 tarihinde ayrıldığını söylüyor bize. Dünyaya geldiğinde, geldiği yerde miladi bir yıl yok, ama mezar sahibinin üç yılı hariç o takvimde geçti ömrü. Ömrünün üç yılını rumî yıllar olarak geçirmiş İdris Küçükömer bu dünyadan ayrıldığında ise, rumî yıllar yoktu artık. Öyleyse gerçeğe fikirde duyulan sadakat yazıda da aynıyla gerekirdi.
Yerinde bir eksiklik, anlamlı noksanlık olarak; olmayan şeyler de var taşta. Hangi mevsim, hangi ay, hangi gün dünyaya geldiğini söylemiyor bize İdris Küçükömer’in. Ama ortada geçerli bir mazeret olduğu anlaşılıyor. Çünkü ne taş ne de İdris Küçükömer biliyor bu tarihi. İdris Küçükömer gibi bilen bir adamın bilmeyişi, bize onun sınıfsal kökenini de bir tamam öğretiyor böylece. Ölüm tarihi ile ilgili yalnızca yıl bilgisi ile yetinilmesi doğum tarihlerine gösterilen saygı gibi. İşte yine bu cümleden uzak değil ki; taşta dünyaya dair isimi ile beraber ayrıca bir iyelik, ön ek, tilt ya da unvan yok.
Taştaki yazı başından sonuna kadar aynı karakteristikteki el yazısı ile yazılmış. Muhtemelen kendi el yazısı. Yazının yazıldığı yer olarak, dışarıdakinin okuyabileceği ama mezarın dışına değil de, içine bakan tarafı tercih edilmiş. Oraya kendisinden başka, yalnızca bu toprağın has âşık’ı ‘ Bilmeyen ne bilsin Onu, Bilenlere selam olsun’ yazmış. İçtenlik ve aidiyet o kadarlık yerde kendilikle mecz olmuş.
Yunus Emre’mizin ‘ Bilmeyen ne bilsin Onu, Bilenlere selam olsun’ dizesinin altında idris küçük ömer’imizin el yazısı ile yazılmış “ALLAH rahmet eylesin” yazıyor.
Amin.
