Cahit Zarifoğlu,  Yaşamak’ta bir tren yolculuğunu anlatırken uğurlamaya iki kişinin geldiğini söyler. Bu kişilerin kimliğine ilişkin bir bilgi vermez. Onlarla ne tür bir hukuku olduğunu da belirtmez. Bu kişiler Zarifoğlu’na “Cem” diye hitap ederler. Cem. “Ah Cem bey çok zor dedi”. Başka bölümlerde de rastlıyoruz bu Cem adına.

Zarifoğlu’na “Cem” diye hitap edilmiş olması dikkat çekici. “Cem” adını edebî ilişkilerinde ya da metinlerinde kullandığına ilişkin herhangi bir bilgi, belirti yok. Bu ismi yeni bir kimlik, yeni ilişkiler ağı, yeni bir çevre ve yeni durumlar bütünü olarak görmek gerekiyor. Cahit yok oluyor birden ve Cem geliyor. Üstelik bir soyadı da yok. Sadece isimden ibaret biri beliriyor karşımızda.

Bir insanın kendisini başka bir isimle tanıtma ihtiyacı duymasının bir nedeni olmalı. Bir mahlastan bahsetmiyoruz. Doğrudan insan ilişkilerinde kullandığı bir isimden söz ediyoruz.

Cem adında biri olmak ve bu adı ömür boyu taşımak. Bir tür artistlik olarak görülebilir. Tuhaf ve artistçe.

Bir anlamda ikili bir kişiliğe sahip olmak gibi. Ama bunu becermek hiç de kolay değildir. Falso verir insan, şüphe uyandırır.

Cem, hiç açık vermiyor. Dahası açık verdiğine ilişkin bize bir bilgi ya da ipucu sunmuyor. Metinlerin içindeki Cem kendinden son derece emin ve şahsiyetli.

Cem adının duyulduğu yerde edebiyatın, sanatın adı siliniyor. Bambaşka biri çıkıyor karşımızda. Hiçbir zaman eline kalem almamış, şiirin adını dahi duymamış, edebiyat ortamlarında bulunmamış, gazeteden, dergiden uzakta bir adamdan bahsediyoruz demektir.

Bir insan kendini nereye kadar saklayabilir ki! Onu Cem diye çağıranlar da ondaki derinliği az çok fark ediyorlar, hatta ‘âlim bir insana benzediğini” dile getirenler bile var. Böyle de olsa, Cem kendilerinden biridir. Bunu biliyor, seziyor ve kabul ediyorlar.

Cahit Zarifoğlu’nun canlandırdığı bu karakter, kendisiyle birlikte ölünceye kadar yaşamıştır. Bir film setinde gibi, gerçek sadece bu karakterle sınırlıymış gibi, hiçbir açık verilmeden, hiçbir numara çevrilmeden, son derece samimi bir eda içerisinde onunla birlikte ömür sürmüştür. Son nefesi, Zarifoğlu’nun son nefesi ile birlikte çıkıp gitmiştir.

Günlüklerinde kendisine Cem diye hitap eden Esin adında birinden bahsediyor. Esin, hem edebi çevrenin hem de akrabalık bağlarının dışında,  sıradan, hiçbir vasfı olmayan ama samimi, gösterişsiz, yalın ve herhangi biri olmanın sonsuz ikliminde birisidir. Zarifoğlu kimi zaman bu tür tipleri kişiliklerinin en uç noktalarından yakalayarak günlüğüne kaydediyor. Esin de bunlardan biri. Hakkında ismi dışında hiçbir bilgimiz olmayan bu kadın, bir hastaya yardım için Zarifoğlu’nu İzmir’e götürür. Götürür demeyelim de, yanında sürükler âdeta. Zaman zaman fırçalar Zarifoğlu’nu. Kendisine engel olacağını düşündüğü en küçük fikri bile daha doğmadan, yuvasında öldürür. Böylece muhatapları, bir otokontrolle, muhalif düşüncelerini kendiliklerinden düzeltirler. Esin, baskın bir karakterdir, yanındakileri olaylarla birlikte idare edebilme kabiliyetine sahiptir. Ne ki, bize anlatılan şekliyle sevgimizi ve saygımızı kazanır. Toplumun ruhunun en diplerinde yaşayan ama sadece ihtiyaç halinde gün yüzüne çıkan üstlenme ve tamamlama azmi ve iradesinin şahsileşmiş bir portresi olarak…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir