SEZAR’ın HAKKINI CALİGULA’ya VEREN PİÇLERİN AŞKI
seni gördüğümde içime
o ne istiyor? kuşkusu düştü:
o, aralık ayının soğuk sokağında bir su fışkırması,
bastırılamaz bir düşünce ve buz tutuyor
ellerini ne kadar ateşe verse aniden o kadar saçak.
sense bir varlıktın sadece
çünkü senin gibi birine ihtiyaç yoktu.
sonra bana döndün, gülümsedin
-açık, iyi huylu bir gülümsemeyle
dünyevi şeyler yüzünden
dikkati biraz dağılmış keskinlikle
“ah! sen betül’sün.” “o olmalısın” demedin,
“olacaksın” dedin. sanki
beni o an hiç tereddüt etmeden,
kelimelerin büyüsüyle yeniden yaratarak söyledin.
İncil’de olur, Kuran’da olur,
hatta kutsal ve dünyevi anlarda dahi olur,
kelimelerle profesyonelce dünyalar
yaratanların başına gelir bu,
atasözünde denilenden olur:
“hikaye anlatan, dünyaya hükmeder.”
doğrusunu söylemek gerekirse
tanıştığımız o kış hiçbir şey söyleyemedim sana,
artık kim olduğumu bilmiyordum ki
kim olduğunu bilmeyenin sözleri
acaba kimin sözleri?
neydi o, benimle olan yabancının hali:
hayat onu yıpratmış olduğundan
aniden desteğinden mahrum kalabilir,
sönmeye veya öfkelenmeye hazır bir nefes içinde
ancak bir müddet yaşayabilir.
daniil harms’ın bir öyküsündeki karakter gibi o da
rüzgarını, yaşını, günlerin köpüğünü,
ışıltısını kaybetmiş
kalan tek şeyine, karanlığına ayıp etmemek için
nefes alırken konuşamıyor,
konuşurken nefes almayı unutuyor.
işte sen onunla güzel yaşadın
kendine geldiğinde yas,
konuşabildiğinde pas tuttun.
ellerin tutmadı izinsiz tutulmamak oldu
dizlerinin bağı çözüldü onun
ipini koparan gördün o’nda.
öfkelenmeye hazır nefesini
sönmeye hazır sevgini
temkinli ve ağır ağır verdin.
allah var boldu gönlün,
şefkate ve birden hiç kimse olmanın gayretine.
HİTLER ve TANSU ÇİLLER AŞKI
ilkin sen ardından şüphe sağnağıyla ikiniz
biçimli biçimsiz indiniz gökten
şarkı sözü de değilim ki ben
ağızda ıslanıp kurumak pahasına
evrende dolaşabilen.
yanyana olmadığımız geceler, dünyanın tüm
kahrını karanlığa çektirmeye yeminli aydınlıklar kadar
dört köşe olmuş terkten:
bir köşesi ben, diğer köşesi sen.
tanışmak köşesi ve kalan son köşe ayrılık köşesi.
ortada “unutmak neşesi”
kaldı bize piç gibi.
HİKEYEDEKİ MİTLER’in AŞKI
kuruyorum yüksek tepelere ev
inip aşağıdan bakıyorum tepelere
değişen bir şey olmuyor.
yanıyorum yüksek minarelerde, kıvılcımlar düşürüp.
bir şey olmuyor aşağısı yalnızca kül.
erken bir ölümün üstüne örtülüyor
bu hikayede anlatılan ayrılıktan tül.
