Bir atalar sözünde “eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı” der. TDK bu atasözünü “her şeyin yenisi sevilir” olarak açıklamış. Ancak eskiye ve eskiden üretilmiş ürünlere çok fazla rağbet edilen günlerden geçiyoruz. Yalnız bizim ülkemiz için değil, daha birçok ülkede böyle bir eğilim var. İngiltere’deki antikacıları Drew Prıtchard sayesinde öğrendik. İngilizlerin bu konuda ciddi birikimleri var. Kraliyet ailesinin ve asilzadelerin kullandıkları eşyalar kaliteli antikalar olarak göz dolduruyor. Amerikan antikaları ise, daha çok ilk üretilen teknolojik aletler. Silahlar, arabalar, Hollywood filmlerinde kullanılan aksesuarlar vb. Bizde de Osmanlı döneminde üretilen ve kullanılan antikalar çok kıymet görüyor. Müzayedelerde eğer bir antika eşyanın üzerinde “sahi” damgası varsa fiyatı birden artıyor. Osmanlı mührü varsa eğer fiyatı birkaç katına çıkabiliyor. Antika eşya nadir ise ya da bir hikâyesi var ise bu da fiyatın yüksek olmasına sebep olabiliyor.
Bazen satıştaki malzemeler azalır. Bütün antikalar sahibini bulmuş gibidir. Sonra bir dönem fazlalaşır ve müzayedeler zenginleşir. O zaman anlaşılır ki bir veya birkaç koleksiyoner hakkın rahmetine kavuşmuş ve mirasçılar tarafından koleksiyonu haraç-mezat satışa çıkarılmıştır. Oysa o koleksiyonun bir araya toplanması bir ömür sürer. Pahalı bir uğraştır. Entelektüel birikim ve tarihi bilgi ister. Bazen bir antika nesneye ulaşmak için uzun yolculuklar yapmak gerekir. Hiçbir koleksiyon tam anlamıyla bitmez, mutlaka eksik bir parçası olur ve sahibi bu dünyadan göçünce yeniden dağılır ve yeni tutkunlarına ulaşırlar.
En yaygın koleksiyonlar pul ve para koleksiyonlarıdır. Çocukken çoğumuz pul koleksiyonuna heves ettik lâkin günümüzde mektuplaşma âdeti kalmadığı için hatıra pulları dışında pul bulunmuyor artık. Para koleksiyonu ise oldukça masraflı bir iştir. Her para için, çil, çil altı, çok çok temiz, çok temiz, temiz, haliyle gibi kullanıma bağlı yıpranmışlık ölçüleri var. Titiz kimseler çil para koleksiyonu yaparlar ki o paralara hiç el değmemiştir ve darphaneden çıktığı şekilde koleksiyonda yerini alır ve fiyatı oldukça yüksektir. Az yıpranmış, temiz para koleksiyonu ise daha makuldür. Bazı insanlar da üzeri yazılı, yıpranmış, bir hikâyesi olan paraları severler ve onun koleksiyonunu yaparlar. Cumhuriyet Dönemi paraları, tedavüldeki paralardan başlayarak geri doğru gidilir. Ancak Cumhuriyetin ilk yıllarına varıldığında fiyatlar çok artar ve bulmak da zorlaşır. Örneğin 1927-1939 yılları arasında tedavülde olan 1000 lira şu anda piyasada on taneyi geçmez. Bu günkü değeri de 2 milyon civarında. Bazı paraların baskı hataları vardır ki onlara erörlü para denir ve paranın fiyatını artırır. Bazı emisyonların basılan adedi azdır ve onların da ederi fazladır; 50 Lira ile karıştırıldığı için rengi değiştirilen kahverengi beş lira gibi… Yakın zamanda basılmış olmasına rağmen bu beş lira 250 liraya satışa çıkıyor. Cumhuriyet Döneminden sonra da Osmanlı paralarına geçilebilir.
Osmanlı paraları her padişah döneminde yenilenir ve tahta çıkan padişah adına yeni para basılırmış. Bozuk paralar, bakır gümüş ve altın olarak basılır. Yalnız Anadolu için değil, Osmanlı vilayeti olan bölgeler için de ayrı paralar hazırlanır. Meselâ bir yüzünde “darebe fi Tunus” yazan harubenin diğer yüzünde dönemin padişahının adı yazar. Ancak Osmanlı paraları içinde basıldığı bilinen ama elde hiç örneği bulunmayan çok para var. Belki de Osmanlı Devleti zamanında koleksiyonculuk pek de revaçta değildi. Eğer yaygın olsa idi bu paralar muhtemelen günümüze ulaşacaktı.
Eğer antika eşyaların koleksiyonunu yapmaya karar vermişseniz, paranız da yoksa el becerilerinizin olması gerekir. Çünkü o zaman alışveriş alanınız müzayedeler değil bitpazarları olacaktır. Satın aldığınız lenger (pilav sahanı) kötü koşullarda saklanmış, yer yer eğrilmeler oluşmuşsa, bir bakırcı ustası gibi onu döverek düzeltebilirsiniz. Dövme hızını ayarlayamazsanız geri dönüşü zor hasarlara sebep olabilirsiniz. Düzelttikten sonra kimyasal kullanmadan temizlediğiniz bir eşya antika sayılabilir. Hatta bu şekilde temizlendikten sonra damga ve mühür ortaya çıkabiliyor ki bu da eşyanın değerini artırıp sermaye oluşturmanızı sağlayabiliyor. Saatlere merak salmışsanız saat tamirini ve iç aksamlarını bilmek gerekiyor. Özellikle Osmanlı köstekli saatleri ve aksesuarları koleksiyonu eğer tamirinden anlıyorsanız rahatlıkla geliştirilebilecek bir koleksiyon türüdür.
Tespih koleksiyonu ile ilgilenenlerin sayısı da oldukça fazla. Bu işi hakkıyla yapanlar tespih ile biraz oyalandıktan sonra koklayarak malzemesi hakkında bilgi verirler. Kehribar bir tespihin malzemesinin nereden çıkarıldığını dahi anlıyorlar. Baltık kehribarının en makbul tespih malzemesi olduğunu söylerler. Osmanlı’da sıkma kehribar çok kullanılmış. Kehribar tozunun sentetik reçine ile karıştırılıp sıkıştırılması ile yapılan bir tespih türüdür. Antika değeri yüksek tespihlerdir.
Savatlı, aznavur işçilikli kamalar, hançerler, sigara tabakaları, parfüm şişeleri, zarflı fincanlar, püsküllü alınlıklar, gümüş kemerler ve daha neler neler… Koleksiyon malzemelerinin sonu yok. Antika dükkânı olan bir tanıdığımız yıllarını bu işle geçirmiş. Antikalarını satmaya kıyamaz, bir bahane bulup müşteriyi uzaklaştırır. Bazen kaçamayıp satmak zorunda kalırsa müşteri kapıdan çıkmadan, daha yüksek fiyat verip geri almaya çalışır. Söylediğine göre önceleri kamyonlarla antika gelirmiş. “Artık gelmiyor bunları da satarsak ne yaparız?” diyor. Eh, kendine göre o da haklı. Belli ki insanlar dededen-nineden kalma eşyaları elden çıkarmışlar ve kaynak kurumaya yüz tutmuş.
Bir başka koleksiyon meraklısı ağabeyimiz, yıllar boyu uğraşarak para ve saat koleksiyonu yapmış. Yaşı ilerleyince yaptığı işi yeniden gözden geçirip bu birikimini anlamlı bir işe çevirmeye karar vermiş. En yakınındaki caminin imamına giderek, caminin eksiklerini öğreniyor. Ahşap tırabzanlar cilalanacak ve giriş duvarları boyanacak. Malzeme alımına yetecek kadar para satıyor koleksiyonundan. Sonra işçiliğini de kendisi yapıyor. Caminin biri bitince bir diğer camiye geçiyor. Şehrin herhangi bir camisinde onu çalışırken görmek mümkündür. Koleksiyona merak saran gençlerimizin bu güzel davranışı akıllarında tutmalarını ümit edelim.
Nedendir geçmişe bunca özlemimiz? Artık kullanamayacağımız eşyaları kapalı dolaplara ya da vitrinlere hapsetmemiz? Üstelik de ciddi paralar verip onlara sahip olmaya çalışmamız? Antika bir esere bakarken hüzün gelip oturur insanın içine. Onu kullanan ve hiç tanıyamayacağımız, hakkında bir şey öğrenemeyeceğimiz insanların hikâyeleri vardır o eşyada. Sabrını, emeğini ona katan bir ustanın alın teri vardır. O eseri üreterek evine ekmek götürmüştür. O eserlerin bir ruhu var. Ancak fabrikalarda makineler tarafından üretilen eşyalar bize yeninin ve sahip olmanın sevincini yaşatsa dahi o eşyaya kıymet vermiyor ve kolay vazgeçiyoruz. Fabrikasyon ürünler de üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, antika değeri taşımıyor. Durum böyle olunca da bitpazarına nur yağmaya devam edecek gibi görünüyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir