konuş dediler bana
sen ki bir tür bilicisin
bizden öndesin bu babda
konuş ve yürü önümüzde
bir yalvaç, ulu eflatun, yüce mesih gibi
sandım ki ezeli hakikate taliptiler
yaşamın ufak mucizelerini aramaya
omuzda bilgi ve hikmet kuşuyla
sözlerin zora romantik bir gerekçe midir
yoksa, derdimize bir çare
ve arzuhâlimize dilekçe midir?
gözleriyle söylediler, sözleriyle
haklılıkları ve düşkünlükleriyle
bana umut bağladılar
hayır, bunca şey yaşanmamış gibi değil
açık konuşmalı, ona göre eylemelisin diyerek
tarihin tüm yükünü sırtıma yüklediler
ve berikiler
ne çok şey yakıştırdılar bu yalın kalbe
türlü yafta, etiket, isim vesaire
birbirinin paraleli, varlık sebebi
iki aks arasında sıkışıp kaldım
erken çöktüm, daha ilk gençliğimde
carl g. jung belirtmişti bir keresinde:
“you’re an old soul” yaşlı bir ruhun var
tarih kadar
ulu ıssızlığa katılmak istedim
uyumlu bir çalı gibi serin rüzgârda
dindirmek için şakağımdaki zonklamayı
mümkün değilmiş bu topraklarda
beni bana bırakmadılar
