“İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir” sözünü yeri geldiğinde çok kullanırız. Bunu daha çok yapılan iyiliğin kıymetini bilmeyen nankörler için söyleriz. Adı üstünde nankör nankördür, yani ekmeğini yediği kimseye kötülük eder. Mahlûkat için yaptığımız iyiliklerin yarın karşımıza köpük gibi erimiş olarak çıkmasını istemiyorsak, yapıp ettiklerimizde Hâlık’ın rızasını gözetmemiz gerek. Lebîb-i Âmidî tam da bunu söylüyor işte:
Dest-i gavvâsân insâfa gelir bir gün çıkar
Bu meseldir ki sen insâniyyet et ummâna at
Ummana attığımız şeylerin boşa gittiğini sanıyoruz, değil mi? Sen iyilik yap denize at, boş ver, o iyilik yarın birike birike bir yerlerde ummadığın zamanda karşına çıkar. Belki kurtuluşuna kapı açan, adam da yapmış dedirttiğin gösterişli şeyler değil, mütevazı olarak yerine getirdiğin o sade iyilikler olacaktır, kim bilir! Kötülükler de öyle değil mi; çoğala çoğala kalbimizi karartır ve bizi fıtratımızdan uzaklaştırır. İyilik sahibini kimse hor görmez, herkes onu el üstünde tutar. Mehmed Emin Beliğ şu beytinde bunu dile getirmek istiyor:
Âlem el üzre gezdirir anı nigîn-veş
Her kim ki iyilik ile cihânda çıkarsa ad
Kendini göstermesi için yüzüğü elbette parmağımıza takar ve el üstünde gezdiririz. Aynen bunun gibi, kimin adı dünyada iyilik yaptıya çıkmışsa, niyeti ne olursa olsun, herkes onu el üstünde tutar. Kendinden sonraki nesillerin faydalanması için yaptığı her şey onun payına bonus olarak döner. Bu herkesin istediği bir şey ama içinde yaşadığımız toplumda yüzde kaçımız buna talip?
Ahmed Cevdet Paşa yaşadığı yüzyılda üst düzey bürokrat olarak toplumun fotoğrafını çeken ender devlet adamlarından biridir. İyiliğin kadrinin bilinmediğini söyler şu şiirinde:
Cihânda ferş-i himmet tayy olunmuştur fakat halkın
Dilinde Hâtem’in efsâne-i in’âmı kalmıştır
İyilik yapma ve elindekini bezletme yaygısı, artık dünyada dürülüp kaldırılmıştır. Şimdi halkın ağzında sadece Hâtim et-Tâî’nin yaptığı iyiliklerin hikâyesi dolaşmaktadır. Klasik edebiyatımızda “Hâtem” olarak geçen bu kişi Cahiliye döneminde yaşamış cömertliğiyle meşhur bir Arap şairidir. Aynı zamanda zengin bir kabile reisi. İslâmiyet öncesi mert ve cömert Arap tipini idealize eder. Annesi de çok zenginmiş. Öyle ki Hâtim’in cömertliği, aşırı harcamalarını engellemek için kardeşleri tarafından hapsedilecek kadar iyilik sever bu kadından gelmekteymiş. Menkıbeleri dilden dile dolaşan bu kişi Peygamberimize yetişememiş ancak çocuklarının müslüman olduğu söylenir. Nef’î de bir şiirinde dile getirir bunu:
Hâtem-i Tâ ki sehâvette misâli yoğ idi
Görmedi böyle sehâ böyle kerem böyle himem
Cömertlikte onun bir benzeri daha dünyaya gelmemişti. Kimse onun gibi himmet sahibi ve eli açık değildi. Öyle ki bir savaşta Hâtem at üzerinde mızrağıyla alanda dolaşırken, ansızın gördüğü bir düşman askerinin üzerine saldırır. Hasmı şöyle seslenir ona: Yâ Hâtem, lütfen mızrağını bana verir misin? Hâtem-i Tâî hiç tereddüt etmeden mızrağını uzatır. Çevresindekiler hayret içinde kalır ve sebebini sorarlar. Şöyle cevap verir cömertlik timsâli o adam: “Ver, diye istedi benden. İsteyen reddedilmez.”
Yön, taraf anlamına da gelen “istikâmet”, aynı zamanda doğruluk ve dürüstlük demektir. Çok kullandığımız “müstakim” buradan gelir. Bu bakımdan istikâmeti yabana atmamak gerekir. Şair Dâniş’in dediği gibi:
Hep doğrulukla vâsıl olur tîr menzile
Pek de yabana atmayalım istikâmeti
Ok ne kadar düz olursa hedefine o nispette kolay ulaşır. Onun için doğruluğu pek de yabana atmayalım. Eğriliği de yabana atmayalım. Yerine göre eğrilik de işe yarar. Çelebizâde Âsım Efendi bunu söylemiyor mu:
Nîk ü bed her vasf olur bir zâta nispetle kemâl
Doğruluk nâvekte hoştur eğrilik şimşîrde
İyi ve kötü neye göre iyi ve kötüdür? Elbette bir şeye ve/ya zâta nisbetle. Eğrilik ve doğruluk da öyle. Aynen doğruluğun okta, eğriliğin de yayda hoş durması gibi. Kadim şairlerimizin yazdığı şiirler devrinin tüm karakter ve özelliklerini yansıtır bize. Toplumun kodlarını okurlar adeta. Nâbî Efendi de onlardan biri. Eğer amacın birilerine yaklaşmak ve bir yerlere gelmek ise diyor Urfalı şair, yerli yersiz ok gibi sağa sola atılma:
Kemân misâl gec ol maksadın tekarrüb ise
Atılma ok gibi yabana istikâmet ile
Siyaset bil diyor. İçinde yükselme ve hükmetme hırsı olanlara söylüyor şair bunu. O hırs ve kaprisler eninde sonunda ortaya çıktığı için biz bugün bu şiirleri okuyoruz. Çünkü can çıkar huy çıkmaz. Şairler insanın içindeki kaprisleri bu kadar kurcaladı ve açık etti de ondan mı dünya bu kadar bozuldu diyesi geliyor insanın. Nâbî de şikâyetçi zamâne halkından:
Rüsûm-ı lütf u kerem halk içinde mensîdir
Fakat alıp verilir bir selâm kalmıştır
İyilik ve ihsan usulleri halk arasında neredeyse unutulmaya yüz tutmuş, aralarında alınıp verilir sadece kuru bir selâm kalmıştır. Bu görüşünü teyid eden bir şiiri daha Nâbî’nin:
Ümîd-i lûtf ü mürüvvet zamâne halkından
Husûle gelmeyecek müddeâ değil de nedir
Zamâne halkından insanlık ve iyilik ummak beyhudedir, olmayacak duaya âmin demektir. Konumuzla ilgili Âsım Efendi’nin bir şiiri daha var:
Dürüst-gûy olanın kimse yâri olmaz imiş
Nifak bilmeyenin i’tibârı olmaz imiş
“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözünün şairane ifadesidir bu. Toplumdaki itibarını fitne ve nifakla elde edenlerin durumu ne acıklı! Sen doğruyu söyle de, dostun ister olsun ister olmasın! İnsanoğlu bu, hepsi helâl süt emmiş değil ki! Lâedrî dostumuzun söylediğini kulak ardı etmemeli:
İnsanoğlu hîle-bâzdır kimse bilmez fendini
Her kime iylik edersen sakla ondan kendini
Bir kimseye hem iyilik yapacaksın hem de aynı kişiden kötülük bulacaksın, olacak şey değil! Ama oluyor işte. Hatta sana kötülük eden kimse için, sen ona bir iyilikte mi bulundun bile diyorlar. Demek ki hile hurda, yalan dolan, aldatma, ikiyüzlülük insanlık tarihi kadar eskidir. Habil ve Kabil’den beri. Şeyhülislam Ârif Hikmet söylüyor bunu:
Âferînişten beri ahvâl-i âlem böyledir
Geçmişte öyleydi de bugün çok mu iyi diyeceksiniz. Bugünü hiç sormayın, biz zaten geçmişten bahsediyoruz. Edirneli Kâmî gibi:
Halkın safâ-yı vakti geçen demlerindedir
diyerek teselli buluyoruz. Şaire göre halkın mutlu geçirdiği günler bugüne göre dün, düne göre önceki gündür. Muallim Cûdî Efendi iyi bir adam olmanın formülünü göstermiş bize:
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande halka mâtem
Öyle bir hayatın olsun ki ölümün sana gülsün ve senin yokluğun da herkes için bir mâteme dönüşsün. Ne dersiniz, adı iyilikle anılan insanın hiçbir zaman ölmeyeceğini, bu kişinin kıyamete kadar hayırla yâd edileceğini söyleyen yürütmenin başındaki Kanuni Sultan Süleyman kimin için söylüyor şu şiiri:
Ölmez ol kim anıla adı anın eylük ile
Ta kıyâmet anılır ol kim kemâl üstündedir
