Merhum mütefekkir Ekrem Tahir’in Babil’deki Türkiye kitabını okuyorduk. Üstad kitabın sonuna “Lügatçe veya Elif Be’nin heceleri” diye bir kısım eklemiş, bir nevi ansiklopedik lügat. Orada Ahmet Cevdet Paşa maddesini okuyunca fevkalade mesrur ve zevkiyâb oldum.
Paşa ile aşinalığımız hukuk tahsili ve idare mesleği münasebetiyle epey eskiye dayanıyor. Maiyet Memuru iken Kültür Bakanlığı yayını olan Kısas-ı Enbiyâ ve TTK yayını olan 4 cilt Tezâkir, Çağrı Yayınlarından Maruzat’ını temin etmiştik. Daha sonra Ümit Meriç Hoca’nın A. C. Paşa’nın Devlet ve Cemiyet Görüşü (Ötüken Neş.), Doç. A.Cihan’ın Ahmet Cevdet Paşa’nın Aile Mektupları (Gökkubbe Yay.), A.Zeki İzgöer Hoca’nın Müslüman, Osmanlı ve Modern A.Cevdet Paşa (İz Yay.) ve M. Gündüz’ün Eğitimci Yönüyle Ahmet Cevdet Paşa kitaplarını mütaalaya çalışmıştık.
Çok güzel yazı bulunca iktibas etmekten kendimizi alamıyoruz. Lisanımızda ve zihniyetimizdeki hasarlar yüzünden bozulan dil zevkimizi yeniden kazanmak ve yüksek idrak seviyesine ulaşabilmek için paşamızın şaheserlerinden Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârih Hulefa’yı sadeleştirip yayınlayan Mahir İz Hoca’mızın yazdığı önsözü de teberrüken naklediyoruz. (Kültür Bak. Yay.2. baskı-Aralık 1985 1. Cilt 1. Kıs.V ve VI)
Ahmed Cevdet Paşa ve Kısas-ı Enbiya’sı
Türk büyüklerinin ve vezirlerinin içinde ilim bakımından seçkin bir yer tutan ve devrinin en büyük âlimlerinden olan Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895), ilmiyye sınıfından, yani din ulemasından sivil paşa rütbesine geçen, son devrin ilim tarihinde öğünülerek anılacak kıymetli bir şahsiyettir.
Kendisi aslen Lofça’lıdır. Osmanlı Devletinin ilmî ve idari bir çok kademelerinde uzun müddet kıymetli hizmetler ifa etmiştir. Bu hizmetlerden bazıları şunlardır: Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Reisliği, Şûray-ı Devlet Azalığı, Bursa ve Haleb Valiliği, Maarif, Adliyye, Dahiliyye ve Nafia Nazırlıkları. Bu büyük meşgaleli memuriyetlerin yanı sıra Cevdet Paşa, te’lif hayatına da devam etmiş ve otuza yakın eser kaleme almıştır. Bazı mühim eserleri: Tezâkîr-i Cevdet, Hilye-i Saâdet, Kırım ve Kafkas Tarihçesi, Hulâsat’ul-Beyan fi Te’lif’il-Kur’an, Kavaid-i Osmaniye, Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârîh-i Hulefâ ve Tarih-i Cevdet.
Terceme-i hâlinden de anlaşıldığı gibi; devrinin kültür alanında te’lif ettiği eserlerle ilmin hemen her şubesinde fikir ve kalem yürüttüğü görülür. Riyaseti altında hazırlanan “Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye” isimli dünyaca meşhur eser; kendisinin ne kadar büyük bir hukuk-şinas olduğunu göstermeye kâfidir. Bundan başka on iki cild tarihiyle Türk tarihciliğine büyük hizmeti geçmiştir. Bu kıymetli eser üslub ve lisan itibariyle eski devrin geleneği ile yazılmış bir şaheserdir.
Fakat bizim sadeleştirmeğe çalıştığımız Kısas-ı Enbiya’sı: zamana göre çok sade ‘bir üslub ile yazılmıştır. O devrin kulaktan edinilmiş olan basit kültürü ile dahi anlaşılabilecek bir tarzda çok tabii ve selasetli bir şekilde kaleme alınmıştır.
Kısas-ı Enbiya, yani Peygamberler Kıssalarıyla son Peygamber Hz. Muhammed (S. A.) den sonra gelen halifelerin hayat ve devirlerine aid tarihi, mukaddes kitaplar, hususiyle Kur’an-ı Kerim ve tefsirlerinden, yazılı tarih sonrası siyer kitapları ile tanınmış diğer tarihi eserlerden mukayeseli olarak tertib edilmiştir. Hz. Ademden son Peygamber Hz. Muhammed’e kadar olan kısa bilgilerin kaynağı; Kur’an-ı Kerim ve tefsirleridir.
Hz. Muhammed’den sonra tarihe geçen vak’alar, dini hükümlere dair yazılan kitapların ve bilhassa Hadis ilminin metodu tarihe tatbik edilerek hazırlanmıştır. Bu itibarla ihtilâflar, değişik fikirler ve bazan tek kişinin rivayeti bile ihmal edilmemiştir. Bundan dolayıdır ki, eserde meselâ; özel isimlerde okunuş farkları bulunmaktadır. Buna Arapların İslâm’dan sonra Türklerle ve İranlılarla olan yakın münasebetleri sebep olmuştur. Eser halka dönük tarih bilgisi bakımından çok faydalıdır. Bu vesile ile küçük bir hizmet yapabildimse kendimi bahtiyar sayarım. 5 Temmuz 1971 Emirgân Mahir İZ
Bilindiği üzere Paşa ve kızı Fatma Aliye Hanım 2. Meşrutiyetten itibaren unutulmaya terkedilmiş. Fakat “hakiki değer” kaybolmuyor. 1945 yılında Maarif Vekili ilim irfan sahibi Hasan Ali Yücel Bey, İ.Ü. Rektörlüğü’ne bir yazı gönderiyor. 1945 senesi, saygıdeğer bir âlim olan merhum Cevdet Paşa’nın ölümünün 50’nci yıldönümü münasebetiyle üniversitemiz hocalarından bir heyetin paşaya dair bir eser hazırlamasını talep ediyor. Bu talep üzerine hazırlanan Ebu’l Ula Mardin Hoca’nın “Medeni Hukuk Cephesinden A. Cevdet Paşa” kitabına yazdığı önsözü de dercediyoruz.
“Şark ve Garp âleminde şöhreti ebedileşen rahmetli Ahmet Cevdet Paşa’nın ellinci ölüm yıldönümü vesilesiyle hatırasını taziz için Milli Eğitim Bakanlığı’nın iş’arı üzerine İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörler Meclisi’nce kaleme alınması münasip görülen yazılardan medeni hukuka hizmet bakımından yapılan incelemeleri ihtiva edeni, biri Milli Eğitim Bakanlığı’nca yayınlanmasına karar verilen kitaba konmak üzere makale şeklinde muhtasar, diğeri Fakülte yayınları arasında çıkmak üzere başlı başına bir eser olarak iki tarzda hazırlanmıştır. Makalede yapılan atıfların çoğu bu esere aittir.
Milli Eğitim Bakanı Sayın Bay Hasan Ali Yücel’e necip duygularına nişane olan yüksek kadirbilirliklerinden ve hayra delâlet suretiyle rahmetliye karşı şahsen gösterdikleri pek yakın alakadan dolayı ilim muhiti mensuplarından biri sıfatı ile derin şükranlarımı arzetmeği vecibe bilirim. 10 Kasım 1945. Ebül’ulâ Mardin”
M.Fatih Şeker Hoca, “Türk Dikkati” kitabında,“Bizde gelenek az kitabı çok okumaktır” diyordu. Bizde de güzel ve temel kitapları dönüp dönüp okumak arzusu uyanıyor. O sebeple Ekrem Tahir üstadın yazısını okuyunca dostlara duyurmak icap etti. Evvela üstadın ahenk, selaset, belagat örneği veciz makalesini iktibas ediyoruz. (Babil’deki Türkiye (s.295) lisanımızın güzelliği ve zenginliği aşikâr oluyor.
Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895): Cihanşümul bir zeka… Tarihçi, sosyolog, hukukçu, dilci, yazar ve devlet adamı… Babası, Lofça idare meclisi azâsından Hacı Süleyman Ağadır. Ahmed Cevdet Paşa ilk tahsilini memleketinde yapmış, sonra yüksek tahsil için 1939’da İstanbul’a gelmiştir. Burada bilhassa Fatih Başkurşunlu Medresesi’nde okumuştur. Burada dönemin tanınmış âlimlerinden riyaziye, Arab ve Fars dili ve edebiyatı dersleri almıştır. Bilhassa Üstat; tarih, hukuk ve dil ilmine merak salmış ve bu ilimlerde devrin en büyük âlimi olmuştur. Murad Molla ve Mehmed Murad Efendi’den mesnevi okumuş, tasavvuf kültürünü zenginleştirmiştir. Devletin bir sürü değişik kademelerinde vazife yapan ve müderrislik de yapmış olan A. Cevdet Paşa, kelimenin tam anlamıyla Osmanlı ilminin gerçek güneşlerindendir. Kral Midas’tan bile daha esrarlı olan Paşa; dokunduğu, yani işlediği her şeye bir altın parlaklığı vermiştir. O, sadece Tarih-i Cevdet, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye ve Belâgat-ı Osmaniyye’siyle değil, bütün eserleriyle dehanın gerçek ihtişamıdır. Her millet sadece bir tarihçisiyle övünebilir ama bizde bir değil, bir sürü usta tarihçi var. Bilhassa bir Kemalpaşazâde ve Ahmed Cevdet Paşa’nın nesri, dehası ve üslubuyla Batı’da kimse boy ölçüşemez! Bu geniş kanatlı, detaylı, uzun soluklu, kılı kırka yaran, canlı, çarpıcı nesirleri, ifade edilemeyeni ifade edebilen, bu hincahınç nüansın renkleri ve derinlikleri, bu milletin nasıl bir nefis nesre sahip olduğunun ispatıdır. Önce Paşa’nın 12 ciltlik Tarih’ini “sadeleştirme” budalalığına düşmeden, orijinal dili ile Latin harflerine, ihatalı bir lügatçe ekiyle çıkarmalıyız. Bunu Türk Tarih Kurumu’ndan istemek safdillik olur. Elli senedir, 10 ciltlik bir Kemalpaşazâde Tarihi’ni tamamlayamadılar. Ki bu Latince harflere çevrilmiş bir eser de değil… Milli Piyango ve lüzumsuz işler basmaktan, Kemalpaşazâde Tarihi’ne piyango vurmuyor! İşin en kötü tarafı, Paşa’nın Mârâzât adlı eserini neşre hazırlayan sevimli tarihçimiz Yusuf Halaçoğlu, kurumun bir dönem başkanlığını yaptı. Evet, Ahmed Cevdet Paşa, son bir Güneş medeniyetinin dehasının son bir tulûsu idi. Cevdet Paşa ve Kemalpaşazâde, Türk edebiyatı nesrinin doruklarındandır. İçimizde kaç kişi bir Mohaçnâme’yi okumuştur? Ama eser, 1859’da, Pavet de Courteille tarafından Paris’te basılır. Ancak bizde nesir yok, budalalığın şarkısını mırıldanırız, biteviye. Her ikisi de hem üslubun tacidarları hem de teorisyenleri ve hocalarımız. Kemalpaşazâde’nin Üslub el-Hâkim’ini ise 2001 yılında Suudiler neşrederler”.
Mecelle’ye Dair: Osmanlı Hukuk Tarihinde Mecelle adlı kitabı talebe kredisi ile Kasım 1974 tarihinde almışız. Kitabın önsözünü okumuş olmalıyız ki, hazırlayan Dr. Osman Öztürk Hoca hakkında hüsnü zannımız ve müsbet kanaatimiz vardı. Hocayla tanışıklığı vicahiye çevirmemiz 2012 yılında YÖK Başkanı Prof. Gökhan Çetinsaya Hoca ile birlikte YÖK üyesi olarak Hakkâri Üniversitesi’ne teşrifleri ile oldu. Orada epey etraflı sohbet imkânı bulduk. Anlaşıldı ki Hoca; metanet, fetanet, şecaat ve gayret-i diniye sahibi bir zat-ı şerif. “Adam aldırma da geç git” diyenlerden değil.
Cevdet Paşa’mızla ilgili bu yazıya çalışırken, kitabına yeniden göz atıp, önsözü okuyunca paşayı en iyi anlayıp anlatanlardan bir güzide zat olduğu kanaatimiz perçinlendi. Güzel insanları ve eserleri tanımak ve tanıtmak gayesine sahip olduğumuz için hocanın önsözünden alıntılar yapalım dedik:
“Osmanlı müesseseleri, araştırma yapmak isteyenler için çok zengin bir malzeme ve son derece bâkir sahalara sahiptir. Biz bu çalışmamızda; Osmanlılardaki hukuki faaliyetlerin bir kısmına, daha çok tarihî zaviyeden temas etmiş bulunuyoruz. Kendi devri için çok ileri bir hukuk çalışması olduğu hukuk otoritelerince kabul edilen «Mecelle-i Ahkâm-ı Adilyye» milyonlarca kilometrekarelik bir sahada yarım asırdan fazla söz sahibi olurken hakkında takdir ve tenkid ifadeleri taşıyan pek çok yazı kaleme alınmış olmakla beraber, meriyyete girişini takib eden bir kaç senelik şerhler mahiyetindeki neşriyatı ve Prof. Ebu’l-Ulâ Beyin «Medeni Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa» isimli eserini istisna edersek; geniş ve ihâtalı bir çalışmaya tesadüf edemeyiz.
Tanzimatı müteakip birçok hukuki mevzuatımızı garptan iktibas ederken, büyük devlet adamı ve hukukşinas A. Cevdet Paşa’nın gayreti ile Meclis-i Vükelâ’da millî bir hukuk tedvini fikri kabul edilmiş ve bunun neticesi teşkil olunan Mecelle Cemiyeti, kökleri tamamen milli hukukumuza dayalı olan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’yi meydana getirmiştir. Mecelle, hukukun gayr-ı menkûl ve borçlar hukuku, aynî haklara ve hukuk muhakemeleri usulü sahalarına ait hükümleri ihtiva eder ve ihtiva ettiği mevzulara göre 16 Kitab’a ayrılır. Kitaplar bablara, bablar fasıllara taksim olunur ve bunlar arasında bu bab ve fasıllarla alâkalı maddeler yer alır.
Mecelle, tedvini müteaâkib; o gün Osmanlı Devleti hududları dahilinde kalan Mısır, Suriye, Irak, Ürdün ve Filistin (İsrail) gibi pek çok ülkede mer’i olmuş ve diğer Müslüman memleketlerde kısmen de olsa tatbik olunmuştur. Bu ülkelerin istiklâllerini kazandıktan sonra bazı tadilat yapmalarına rağmen, hâlâ hukuki mevzuatlarında Mecelle’nin tesirlerinin mevcudiyetine; çalışmamız esnasında şahit olmuş bulunuyoruz. Mezkûr ülkelerin alâkalı makamları nezdinde yaptığım müracaata, lüzumlu cevabı alamamış olmam; bu mevzu etrafında derinleşmeye mâni olmuştur.
Mecelle, İslam dünyasında bir tedvin çığırı açmış ve onun açtığı yolda İslâm âleminde Mecelle’ye benzer kıymetli çalışmalar yapılmıştır. Erenköy, Ağust. 1973 O. Ö.”
Ankara Hukuk Fakültesi İdare Hukuku hocalarından Dç.Dr. Mukbil Özyörük Hoca’mız derslerinde “Mecelle’nin ilk yüz maddesi cihanşumül hukuk kaideleridir” derdi. Hocamızı rahmetle anarak Mecelle’nin bazı maddelerini kaydedelim:
MADDE 1. İlm-i fıkh mesâiI-i şer’iyye-i ameliyyeyi bilmekdir.
MADDE 2. Bir işden maksad ne ise, hükm âna göredir.
Yanî bir iş üzerine terettüb edecek hüküm, ol işten maksat ne ise ona göre olur.
MADDE 4. Şek ile yakîn zail olmaz.
Âşikâr-açık olan bir şey, sadece şüphe ve kuşku ile ortadan kalkmaz.
MADDE 8. Berâet-i zimmet asıldır.
MADDE 16 . İctihâd ile ictihâd nakzolunmaz.
Bir müçtehidin kanaati ile aynı seviyedeki bir başka müçtehidin kanaati birinin diğerine bir üstünlüğünden bahsedilemeyeceği için “içtihat içtihadı nakz etmez” ifadesi genel geçer bir kaide olarak yaygınlık kazanmıştır.
MADDE 19 . Zarar ve mukabele bi’z-zarar yokdur.
Bu küllî kâide, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.” hadisine dayanmaktadır.
MADDE 20 . Zarar izâle (ortadan kaldırma) olunur.
Bir zarar verildiğinde tazmin etmek icabeder.
MADDE 21 . Zaruretler memnu’ (yasak) olan şeyleri mübâh (serbest) kılar.
MADDE 24 . Mâni zail oldukda memnu’ (yasak) avdet eder.
MADDE 26 . Zarar-ı ânımı def için zarar-ı hâs ihtiyar olunur.
Tabîb-i câhili men etmek bu asıldan teferru eder.
Umumi bir zararı gidermek için, bir kişinin menfaati engellenir.
MADDE 27 . Zarar-ı eşedd zarar-ı ehaff ile izâle olunur.
Büyük zarar, derece olarak daha hafif zarar ile giderilir.
MADDE 29 . Ehven-i şerreyn (zararı en az olan) ihtiyar olunur (tercih edilir).
MADDE 30 . Def-i mefâsid (bozucular) celb-i menâfiden (menfaat) evlâdır.
Yani kötülüğü def etmek, menfaat temini hesabından önce gelmelidir.
MADDE 33 . Iztırâr (zaruret hali ) gayrın hakkını ibtâl etmez.
Binâen alâ zâlik (buna binaen) bir adam aç kalıb da, birinin ekmeğini yese, ba’dehu (daha sonra) kıymetini vermesi lâzım gelir
MADDE 34 . Alması memnu ( yasak ) olan şeyin, vermesi dahi memnu olur.
MADDE 39 . Ezmânın tegayyürü ( zamanların değişmesi ) ile ahkâmın tegayyürü ( hükmün değişmesi ) inkâr olunamaz.
MADDE 76 . Beyyine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir.
Bir iddiada bulunan kimse buna dair deliller getirmekle mükelleftir; iddia olunanı inkâr eden ise yeminle mükelleftir.
MADDE 79 . Kişi ikrarıyla muaheze olunur ( hesaba çekilir) .
MADDE 87 . Mazarrat ( zararlar) menfeat mukabelesindedir (karşılığıdır).
Ya’nî bir şeyin menfeatine nail olan, onun mazarratına mütehammil olur
MADDE 88 . Külfet nimete ve nimet külfete göredir.
Cevdet Paşa, medrese mezuniyetini müteakip Sadrazam Reşit Paşa Kütüphanesi’nde başlayan memuriyeti, elli seneden ziyade mühim vazifelerde devam etmiştir. Abdülmecid Han, “Cevdet Efendi hüsn-ü ahlak, pek çok malumat ve dirayet sahibidir, ben onu çok severim” sözleriyle taltif etmiştir. Vezirlik, Valilik, Bosna, Adana ve Suriye’de fevkalade memuriyetler ifasıyla Devlet-i Aliye’ye hizmet etmiştir. Bunun 16 yılı Sultan Abdulhamid-i Sani devrine müsadiftir. Fatih Camii haziresindeki kabr-i şerifini de bizzat Sultan Abdulhamid Han inşa ettirmiştir.
Ahmet Cevdet Paşa’mıza hizmetinde bulunduğu Selâtin-i Osmaniye’ye, Ebu’l Ula Mardin, Osman Öztürk, Ekrem Tahir, İbn Kemâl, Mahir İz, H.Ali Yücel, Mukbil Özyörük hocalarımıza, paşamızın akraba-i taallukatına ve bütün sevdiklerine Rabb’il âleminden rahmet ve mağfiret niyaz ederiz. İsm-i şerifi geçenlerden hayatta olanlara hayırlı uzun ömür ve pek çok faydalı eserler vermelerini temenni ederiz.
20.03.2024
