Merhum Serdengeçti’nin (1917-1983) babası Hoca Salim Efendi Akseki Müftüsü imiş. Dedem köy imamı olduğundan yakınen tanır, âlim, fazıl, muttaki, çok hassas, zarif bir zat-ı şerif olduğunu söylerdi. Ankara Cebeci Asri Kabristanı’nda medfundur. Osman Ağabey, “Ben babamı tespihle oyalanıyor zannederdim, sonra anladım ki, meğer babam Nakşibendi Dervişi imiş. Zikrini yapar, virdini çekermiş” demişti.

Biz lisede okuduğumuz 70’li yıllarda Osman Ağabey Antalya’ya sık gelir ve uzun müddet kalırdı. Yurt arkadaşım merhum Zeki Kamacı, Serdengeçti’nin himayesinde olan aslen Muşlu bir ailenin çocuğu idi. O vesile ile Osman Ağabey’i sık sık ziyaret imkânımız olurdu. Zeki Kamacı çok zeki, çok nüktedan, gayet kalender, derviş meşrep bir insandı. O İstanbul’da Orman Fakültesi’nden mezun oldu. Orman Bakanlığı’nda memuriyete başladı. İrtibatımız kesilmedi. Kabiliyeti mi, dürüstlüğü mü fazla geldiyse şube müdürlüğünden ileri gidemedi. Öyle de emekli oldu. Hanımı Aksaraylı olduğundan, biz Aksaray’dayken geldiler. Hasret gidermek mümkün olmuştu. Bir müddet sonra eşinden dâr-ı bekâya teşrif ettiği haberini aldık. Fatihalarla irtibatımızı sürdürüyoruz. Başta Serdengeçti Ağabey olmak üzere bütün güzel müminleri severdi. Yine sevdikleri ile beraberdir. Tekrar mülâki oluruz inşallah.
Osman Ağabey, DTCF’ne kaydolmuş, fakat fikri-siyasi hadiseler sebebiyle mezun olamamıştı. Behice Boran’ın da hocası olduğunu söylerdi. Maarif Vekili Hasan Ali Yücel ile de nizaları olmuş. Meşhur Serdengeçti mecmuasını neşretmeye başlamış. Bazı yazı ve şiirleri sebebiyle mahkemelere düşmüş, mahkumiyetler almış. Cezaevinden çıkınca yine kitap ve dergi neşriyatına devam etmiş.
Serdengeçti, zengin ve ahenkli Türkçe’ye hakim, şair ruhlu, nüktedan bir zat olduğundan sözleri ve yazıları çok müessirmiş. Bir davası da “Ayasofya açılsın için yazdığı bir şiir” sebebiyle olmuş. Davayı açan savcıya hitaben duruşmada “Karşımda Türk milletinin müdde-i umumisini değil, Atenagoras’ın müdde-i hususisini görüyor gibi oluyor ve ürperiyorum” demiş. Ceza da vermişler. Kitap ve yazılarından dolayı çok mahkeme görmüş, Yusuf (a.s.)’ın çilesinden çekmiş.
1965 yılında Adalet Partisi’nden Antalya MV. adayı olmuş. Bizim köye gelince köylüler, “neler yapacaksın” demişler. O da “Bir dokunulmazlık alacağım, dokunmadık yerlerini koymayacağım” dediğini köylüler gülerek anlatırlardı. Nitekim o seçimde mebus da olmuştu.
Osman Yüksel, Serdengeçti Yayınevi’ni kurmuş. Merhum Abdurrahim Karakoç’un ilk şiir kitabı Hasan’a Mektuplar’ı o yayınlamıştı. Kapağındaki şu beyit unutulamaz: “Mektup yazdım Hasan’a/ Ha Hasan’a ha sana” Biz bu kitabı merhum Zeki Kamacı ile talebe yurdunun teras katına çıkar, akşamları karşılıklı olarak okurduk. Zevk ve şevkle okuduğumuz şiirlerin çoğunu ezberlemiştik. Tohdur Bey, Hâkim Bey ve Mihriban şiirleri o zamandan kalma hatırımızdadır. Bir de şu beytini unutamadık. “Bu gidişle varabilmek menzile/ Zor zor amma gardaş anlayan hani”
Serdengeçti’nin ilk kitaplarının adları bile ne kadar dertli, efkârlı ve manidardır: Bu Millet Neden Ağlar, Bir Nesli Nasıl Mahvettiler, Gülünç Hakikatler, Mabetsiz Şehir. Bunlara mensur şiir dense yeridir. Türk Edebiyatı Vakfı kadirşinaslık örneği olarak kitaplarını tekrar yayınlıyor.
Kendisinden dinlediğimiz şu hikâye de ilginçtir. Merhum Hariciye Vekili İ. S. Ç. ’le mebusken, mecliste her karşılaşmalarında Serdengeçti’ye hitaben “arz-ı hürmet ederim beyefendi, yazılarınızı okuyorum, müstefit oluyorum beyefendi” dermiş. Osman Ağabey bu iltifatın sebebi Çağlayangil’in Antalya Valiliği esnasındaki bazı hadisatı anlatıp da, sıkıntı vermeyeyim diye böyle yapıyor derdi.
Eski bakanlardan Süleyman Arif Emre, Serdengeçti’nin fahri ve daimî avukatı imiş. Osman Ağabey, “bizim arif” diye bahsederdi. Çok zeki, sakin, sükutu galip, aynı zamanda şair bir zat imiş. Şiirleri de kitap olarak neşredildi. Ceza davalarında mürur- zaman süreleri vardır. Çok dikkatli olmayan savcılar, onları iki-üç gün farkla kaçırırlarmış, özellikle 31 çeken aylarda. Süleyman Arif Bey bunları çok çabuk fark ve hesap eder, davaları kolaylıkla düşürürmüş. Osman Ağabey “Savcı esti gürledi, sonra bizim Arif kısık sesle bir iki cümle söyledi, hâkim davayı düşürdü” derdi. Vakıflara bakan, Bakanlık da yapan bu Hak ve hakikate vâkıf ve vakıf zata rahmet niyaz ederiz.
Serdengeçti hakkında en ihatalı kitabı (Deli Rüzgâr, Kurgan Edebiyat, 2012, 756 sayfa) hazırlayan hemşerimiz Gazi Üniversitesi Hocalarımızdan Prof. Dr. Cemal Kurnaz’ın bu kitabından bazı alıntılar yapıyoruz:
“Ona ağabey derdim. 1969’daydı sanırım. Öğretmen Okulu’nun son sınıfındaydım. İsmini nasıl duyduğumu, adresini nereden bulduğumu, şimdi hatırlamıyorum. Bir mektup yazdım. Tertemiz köy çocukları, hacı hoca çocukları burada elden çıkıyor, elimizden tutacak bir Allah’ın kulu yok mu, bu nasıl milliyetçi iktidardır, bize birkaç öğretmen gönderemez misiniz gibi lâflar ettim. Çocukluk işte. Koskoca Serdengeçti, Ankara’da… İcraat mevkiinde bir insan olarak hayal etmiş olmalıyım. Hemen cevap geldi. Çok duygulanmış, mektubu alınca ağlamış. Doğru Öğretmen Okulları Genel Müdürüne gitmiş. Milliyetçi, muhterem bir zat. Mektubu okumuş, o da müteessir olmuş. Gereğini yapalım demiş. Fakat, maalesef gereği yapılamadı. Kısa zaman sonra 12 Mart muhtırası geldi. Hükûmet değişti.
Osman ağabey, Rahmi Eray’ın, “Dostoyevski’nin cehenneme gitmesine bir türlü gönlüm razı olmuyor” dediğini, kendisinin “Benim gönlüm de razı olmuyor” diye cevap verdiğini anlatmıştı.
Osman ağabey, Topçu’nun mistik ve sosyal fikirlerini, sade yaşayışını beğenirdi. Ayrıca, Âkif’i sevmek konusunda da birleşirler.
Topçu, politikacıları sevmez. Osman Ağabey milletvekili olduktan sonra bir gün Kapalıçarşı’da Hoca ile karşılaşmış, elini öpmek istemiş, görmezlikten gelerek yürüyüp gitmiş. Osman Ağabey çok üzülmüş. Tanıyanlar anlatmışlar, “Serdengeçti milletvekili oldu ama yaşayışını hiç değiştirmedi, eskisi gibi” demişler de dostlukları yeniden kurulmuş.
Burada Osman Ağabeyin “Anadolucu” tarih görüşünü benimsemediğini söylemeliyim. Bu hususu kendisi bizzat ifade etmiştir. Bu konuda onun ufku, Türk milletinin, Türk kültürünün, Türk coğrafyasının tabiî hudutları kadar geniştir.”
Şimdi de Osman Ağabey’in “Bu Millet Neden Ağlar!..” kitabından iktibaslar yapıyoruz:
“Bu Millet Neden Ağlar adı ile genişletilmiş olarak dokuz baskı yapan bu kitapta esir Türk illerinin dramını anlatan şiir ve yazılar yer almaktadır. Türklüğün Perişan Hâli, Kanlı Balkanlar, Doğu Türkistan’da Rus İstilâ ve Terörü, Türkiye’de Türklük, Kıbrıs, Kafkasya ve Kafkas Dağları gibi yazılar onun bu yönünü yansıtır. Özellikle Ağıtlar ve İmparatorluğa Mersiye gibi şiirler, konusunda lirizmin ve samimiyetin ulaşabileceği en mükemmel örnekler arasında sayılabilir.
Yazıldığı devirde büyük tesir uyandıran bu şiirleri takliden birçok şiir yazılmışsa da hiçbiri bunların seviyesine erişememiştir.
Orta Asya Türklüğü için söylenmiş olan ağıtlar 1947’de Konya Hapishanesi’nde yazılmıştır. Kitapta bu şekilde kaydedilmiş. 1944 hâdiselerinde tevkif edildiğinde, üzerinde bulunan bir kâğıda bir çırpıda yazıverdiğini anlatır. Herhâlde son şeklini Konya Hapishanesi’nde vermiş olmalı. Kitapları piyasada kolay bulunmadığı için, bu güzel şiirden bazı parçalar almayı faydalı gördüm.
Esen yellere bak sevdâ yelidir
Açan güllere bak bayrak alıdır
Senden ayrı düşen gönül delidir
Nerde benim Ural-Altay dağlarım
Akşam olur sabah olur ağlarım
Duman olup dağlarına ağsam mı
Yağmur olup bağlarına yağsam mi
Yıldız olup göklerine doğsam mı
Ah çekip de yaşın yaşın ağlarım
Nerde benim Ural-Altay dağlarım
Mağripden maşrıkı soranlar hani
Çin’i Viyana’yı saranlar hani
Üç kıt’ada dimdik duranlar hani
Nerde benim Ural-Altay dağlarım
Akşam olur sabah olur ağlarım
“İmparatorluğa Mersiye” ise Rumeli ve Balkan Türklüğüne dairdir. Ali Hatiboğlu’na ithaf edilen bu şiir, ilk defa yine onun tertip ettiği bir Rumeli gecesinde okunmuş. İşte birkaç mısra:
Kosovalar Plevneler bizsizdir
Yosun tutmuş câmilerin ıssızdır
Boynu bükük minareler öksüzdür
Açmaz olmuş Kızanlığın gülleri
Biz neyledik o koskoca elleri
Hali görür, geleceği sezerdik,
Bir zamanlar ta Vistül’de gezerdik.
Haritayı biz kendimiz çizerdik,
Fetheyledik deryaları, çölleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..
Rodopları ak başları yaslıdır
Serdengeçti gönül artık usludur
Rüzgârları bile mâtem seslidir
Zafer zafer der de eserdi yelleri
Biz neyledik o koskoca elleri
Osman Ağabey klasikleri okumuştu… O, iyi bir okuyucu idi. Dünya klasiklerini, özellikle Rus romancılarının eserlerinin çoğunu okumuştu. Bunda rahmetli ağabeyi Temyiz Mahkemesi Âzâsı Selâmi Bey’in rolü olmuştur. Çocuk yaşında ağabeyinin getirdiği bu kitaplara kendisini öyle kaptırır ki, gece rüyasında sayıklamaya başlar, bunun üzerine telâşlanan babası müftü Salim Efendi, o gâvur kitapları yüzünden çocuk kafayı bozacak diyerek sabahlara kadar başında okuyup üflermiş. Rahmetli bunu gülerek anlatırdı.
Dostoyevski’yi çok severdi. Bir defasında ziyaretine gittiğimizde elinde Stefan Zweig’in Dostoyevski’den bahseden kitabı vardı. Henri Troyat ve diğerlerinin yazdığı biyografileri de okumuş, en çok bunu beğenmişti. Kendinin defalarca okuduğu bu eseri, bu defa bizim elimize tutuşturmuş ve okuduğumuzdan emin olmak için de sesli okutup dinlemişti.
Son yıllarında bir yoğurt fabrikası kurmuş olan Şevket Süreyya’ya (Aydemir) “Üstat, siz suyu ararken yoğurt bulmuşsunuz” diyerek espri yaptığını kendisi anlatmıştı.
Kendi neşriyatı arasında J. J. Rousseau’nun İlimler ve Sanatlar Hakkında Nutuk, Pascal’ın Düşünceleri isimli eserleriyle yine yabancı dillerden tercüme, Sokrat’ın Müdafaası, Beynelmilel Yahudi gibi eserler onun Batı’da yayınlanan eserlere bîgâne olmadığını göstermektedir.
Mesnevî’yi tekrar tekrar okumuştur. Âdeta baş ucu kitabı gibiydi. Yunus’un şiirlerini ezbere bilirdi. Şu mısraları dilinden hiç düşürmezdi.
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Niyâzî-i Misrî’nin “Çağırıram dost dost” redifli şiiri ile “Derd-i dile derman olan Elmalı göründü” ve “Her taraftan yıkılıp viran olan anlar bizi” mısralarının bulunduğu Divanını okurken kendinden geçerdi.”
Başta Osman Yüksel Serdengeçti Ağabey ve can dostumuz Zeki Kamacı olmak üzere bu yazıda ism-i şerifi geçen mübarek zevata rahmet ve mağfiret niyaz ederiz. Okuyup anlayanların ve bu güzel yolları takip edenlerin çoğalmasını ümit ve temenni ederiz.

Sağolsun, Orhan bey gene harika bir yazı yazmış; akıcı, lirik, etkileyici.
Metinde geçen tüm göçmüş zevata da bu vesile ile rahmet olsun.
Saygıdeğer Orhan valim, harika bir yazı herzamanki gibi çok müstefid oluyoruz. Cenab-ı Hak hizmetinizi daim etsin inşaallah