Ali Birinci Hoca’yı kitapları ve makaleleri sebebiyle epey zamandır tanıyorduk. Türk Tarih Kurumu Başkanı iken bu gıyabî âşinâlığı vicahiye çevirelim diye randevu aldık. Hediye kabul etmediğini işittiğimizden Aksaray Valiliğince neşredilen bir iki kitapla ziyaret ettik. Hoş, mütevazi ve mütebessim işine âşık bir hocamızla mülâki olduk. Sohbetin bir yerinde “Doktorada talebe ile hoca birlikte çalışmazsa o doktora eseri çok kıymetli olmaz” deyişini icap eden birçok yerde de naklettim.

Ali Birinci

Fakir, az bilinen çok değerli zevatla eserlerini meraklılara ve gençlere duyurmaya, haberdar etmeye gayret ediyorum. Bunu muvazzafken sohbet tarzında yapıyordum. “Söz uçar yazı kalır” demişler. Onun için yazıdan imtina ediyordum. Gerçi sözün de gökyüzünde kayda geçtiğini öğrenmiştim. Bir gün sohbet esnasında Hz. Ali (r.a.) efendimiz biraz cezbelenince Resûlullah (a.s.) Efendimiz “Ya Ali sakin ol, hava hâfız ve nâkildir” demiş, yani hıfz eder, muhafaza eder ve nakleder. Sözlerin de kayda geçtiğini bildiğimizden ölçülü konuşmaya dikkat ve gayret ediyorduk. Bize daha muhataralı ve zahmetli gelen ‘yazmaya’ başlayamıyorduk.

Tekaüt olunca sohbet imkânı da biraz daralıyor. Bazı hatıraları ve düşüncelerimizi yazsak belki istifade edenler olur diye düşündük. Ama hayatta olan zevat hakkında yazmaktan imtina ettik. Atalarımız “hüsn’el hatime” sonumuz güzel olsun, diye dua ediyorlar.  Geç tanıdığım için mahcubiyet duyduğum merhum mütefekkir Ekrem Tahir’in “Babil’deki Türkiye” adlı kitabı muteberini (14 Kasım 2023) okurken Ali Birinci Hoca’mızla ilgili kısma gelmişim. Zevkle okudum. Hocanın TVNet’te Ayşe Böhürler Hanım’la yaptığı iki televizyon sohbeti de çok şahaneydi, defaatle dinlenildi.

Keza müdafi-i kiram, muhafız-ı edebiyat ve asil lisan-irfan D. Mehmet Doğan Hoca’mızın “Bir Kitapla Karşılaşmak” (tyb.org.) yazılarını okuyunca bu iki kavi ve metin şahit delaletiyle Ali Birinci Hoca’mızdan bahsedelim. Kadirşinaslık vazifemizi ifa olur dedik. Çok kıymetli insanlarımızı gayet geç tanıyoruz. Bu da ömrümüzün çoğunun boşa ve zevksiz geçmesine sebep oluyor.

Zamanımızın Ali Emiri Efendisi denilse sezâ. Ali Birinci Hoca’yı birkaç kişi daha erken ve daha iyi tanısa ömrü bereketlenmiş olur. Böylece o da birkaç kişiyi haberdar eder ve hisseyâb olur düşüncesiyle bu satırları kaleme aldık. Öncelikle Ekrem Tahir merhumun eserindeki bölümü naklediyoruz:

“Türkiye darbeler ülkesi değil de düşünce ülkesi olmak istiyorsa istişareye ve faal akla sarılmak zorunda… Şerif Mardin, Mertol Tulum, İsmet Özel, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz, Ümid M. Yazan, Adalet Ağaoğlu, D. Mehmet Doğan, Murat Belge, Ali Birinci gibi yazarlar; yayınevlerimizin, yayınlarının yayın danışmanlığına getirmeleri gereken yazarlardır.

Ya Ali Birinci?.. Bizim 21. yüzyılın Ali Emiri’sidir. Kimse bu münzevi bilgenin farkında değil… Kitapların minerva kuşudur. Ali Birinci, adıyla tam müsemma bir insandır. O, Ali Emiri Efendi gibi, sadece en kıymetli kitaplara sahip değil, aynı zamanda onun gibi yazan ve bizi düşündüren, mabetteki çakıl taşlarını temizlemek isteyen bir ilim adamıdır”.                            

Şimdi de Ali Hoca’nın “Bir İnsanla Karşılaşmak” (Dergâh Yay. 2. Baskı 2021) kitabının Takdim kısmından nakiller:

“Hayatımın en güzel ve her fırsatta hasretle yâd ettiğim demleri Nurettin Topçu hocamın sohbetlerinden ibaretti. Hayatımda bu güzel ve tarifinden âciz olduğum zamanlar ile kıyas edilebilecek başka hâtıralar çok arkadan hâfızama doğuyor. Ankara’dan Cuma günü akşamları 23 veya 24 otobüsleriyle sabahları indiğim Sirkeci’deki şehirlerarası otobüs durağında ekseriya muavinler tarafından uyandırılıyordum.

Sahaflar Çarşısı’nda öğleye kadar kitapçılarda vakit geçirdikten sonra Hareket Mecmuası’na gidip Ersoy Hanı’ndaki küçük idarehanede Hoca’nın gelişini bekliyordum. 1 Ocak 1966 tarihinden itibaren Dr. Ezel Erverdi tarafından büyük fedakârlık ile yeniden neşrine başlanan Hareket Mecmuası bir bakıma Nurettin Hoca’nın sohbetlerinin vesilesi olmuştu ve bu sayede kendisini seven küçük bir genç zümre kendisini dinlemek imkânını bulmuştu. Bu zümrenin hatırladığım en kıdemli gençleri Emin Işık, Hatemi (Hasan Hüsrev ve Hüseyin Perviz) kardeşler ve Ercümend Konukman idi.

Bu sohbetlerin çok heyecanlı ve iştiyaklı bir dinleyicisi olarak zaman zaman hâlâ kendimi o anları büyük bir hasretle yaşarken görüyorum. Hatırladıkça Hoca’nın birkaç kelime ile ifade ettiği ve muhataplarının iç dünyalarını yüksek dereceli bir zelzeleye uğrattığı sözlerinin hâfızamın derinliklerinden açığa çıktığını görüyorum.

Çok sonraları bilhassa tarih hocalığım esnasında kelimelerin aslında insanların ve cemiyetlerin şekillenmesinde ne kadar mühim olduğunu bu sohbetleri hatırladıkça daha açık bir şekilde anladım”.

D. Mehmet Doğan

Ali Birinci Hoca’nın bu güzide eserini okuduktan sonra, haldaşı ve yoldaşı, muhafızı, Yunus lisanı ve milli edebiyat D.Mehmet Doğan üstadımızın 14.11.2020 tarihli “Bir Kitapla Karşılaşmak” başlıklı yazısını TYB sitesinde görüp okuduk. Şimdi de oradan nakillerle göremeyenleri zevkiyâb etmek istedik: 

“Geçenlerde Türkiye Yazarlar Birliği’ne uğrak verdim. Salgın yüzünden eskisi gibi her öğleden sonra orada değiliz.

Nâdiren uğruyor, fazla da kalmıyoruz. Maaşallah, köklü dergiler aksamadan çıkıyor, hatta yeni yeni dergilerle karşılaşıyoruz. Kitap yayınında da bir eksilme yok. Bunlar güzel haberler.

Kitaplar masanın üzerine serilmişti. Bir tanesi ilk nazarda dikkatimi çekti. Bunu “bir kitapla karşılaşmak” şeklinde ifade edebilirim”.

Kitabın adı: Bir İnsanla Karşılaşmak

“Kapakta merhum hocamız Nureddin Topçu’nun resmi var. İlk intiba Topçu’yla karşılaşmamız. Resim bizi 1970’li yıllara götürüyor…

Ve kitabın yazarı: Ali Birinci. Bu da ikinci karşılaşma. “Onunla 1970’lerden beri muarefemiz ve dostluğumuz var” dersek, “yarım asır” hesabını herkes yapabilir.

Ali Birinci “Nureddin Topçu’nun sohbetlerinden kalanlar”ı yazmış.

İsim harika, konu güzel, yazar âlî. Böyle bir kitabı okumak da aliyyülâlâ olur elbette!

Bizim merhum Topçu ile tanışmamızın evveliyatında Ali Birinci ile tanışmamız var. Hareket dergisine şiirler gönderiyoruz, dergide yer alıyor. Bir gün Ali Birinci geldi beni buldu. O Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuyor, ben de fakülteye bağlı Basın Yayın Yüksek Okulu’nda. Şimdi “kampüs” diyorlar ya, bizim okulun binası da Siyasal’ın kampüsü içinde.

Ali’ye dergiciler İstanbul’dan söylemişler, böylece tanıştık. Daha sonra bir bayram vesilesiyle İstanbul’un yolunu tuttum. Hareket dergisinin idarehanesinin bulunduğu Divan Yolu Ersoy Han’ın önünde ismini bilip şahsen tanımadığım arkadaşlarla buluştuk. Kimler vardı veya yoktu? Hepsini sayamam belki. Ezel Erverdi, Mehmet Doğan (Kayserili, yazı işleri müdürü), Mehmet Sılay ilk aklıma gelenler. O zaman şimdiki gibi zırt pırt resim çekilmezdi, fotoğraf çektirmek merasime tabiydi. Maalesef o güne ait bir resim de yok. Ali de oradaydı. Cumayı Sultanahmed Camii’nde kıldıktan sonra Nureddin Hoca’nın evinin yolunu tuttuk…”

Ondan sonrasını Ali Birinci’nin kitabından okuyalım:

“Evine ilk gelişimde, ayaklarımıza terlik uzatması canlanıyor gözlerimin önünde. Şaşırmış kalmıştım. Öyle ya ona kadar tanıdığım birçok büyük(!) insan, ya tahta kurulurcasına karşımda arz-ı endam etmiş veya yarı yatar vaziyette kanepede oturmuştu. Bu hareketleri büyüklüğün icaplarından sanmağa başlamıştım. Şaşkınlığım bundandı. Hocamın biz, küçük misafirlerine, daha doğrusu talebelerine böyle istekli bir şekilde hizmet etmesi, ilk anda, bende hayal kırıklığına benzer hisler yaratmıştır. O’nun bu tevazuu kendini tanıyanların en iyi bildiği hususlardandır. Sadece bu hareketi bile muhatabının ruh yapısına başlı başına darbe sayılabilirdi.”

Gerçek dergâh adabından süzülmüş bu muaşeret faslından sonra Ali Birinci, hocanın konuşmalarına sözü getiriyor:

“Kelimelerin ne kadar mühim birer vasıta olduğunu merhum Nureddin Topçu hocanın sohbetlerinde bulunanların örnekleriyle görmesi büyük bir talih sayılmalıdır. Merhum, hiç şüphesiz hemen herkesin her gün duyduğu ve söylediği kelimelerle veya sadece birkaç kelime ile öyle öyle cümleler inşa ediyordu ki dinleyen bütün zihinler bir anda elektrik çarpmasına uğruyor, zihinleri ve iç dünyaları alt üst oluyor, ruh tarifsiz hazlar duyuyor, ‘gönüllerde ihtilaller’ misali fırtınalar kopuyordu.”

“Nureddin Topçu hocanın sohbetlerinde anında söylediği birçok sözü insanı sarsan, şaşırtan ve düşündüren, ruha çekiç darbesi gibi çarpan cümlelerdi. Bu sözlerin kıymeti bilinseydi, bilhassa cumartesi sohbetlerinin mahşerî bir kalabalık olmasa gerekirdi. Ancak çevresinde pek az genç adamın ve yüksek tahsil talebesi delikanlının bulunmasına, yarım asrın arkasından bile şaşırmamak mümkün değildir. ‘Müslüman adam bırak biraz da başkaları kazansın diyebilen adamdır’ veya ‘dilenciliği meslek haline getiren merhamet merhamet değildir’, gibi sözleri hâlâ bütün tazeliğiyle kulaklarımızı çınlatmaktadır. Veya ‘müslümanlığınızı kelam ile değil, ahlakî davranışlarınızla gösterin. Bunun üzerine sual vaki olursa Müslüman olduğunuzu söyleyin’ sözü nasıl unutulabilir?’

“İslâmın sözü edilen değil, yaşanan veya yaşanması gereken bir din ve insan davranışlarında tecessüm etmesinin esas olduğu daha güzel nasıl anlatılabilir.”

Ali Birinci, şahsî hatıralarından çıkardığı Nureddin Topçu portresini şu cümle ile bağlıyor: “Gel beru, gel beru kim savm ü salatın kazası var-sensiz geçen zaman ü hayatın kazası yok’ sözü en çok bu sohbetler için değer taşıyor.”

Nureddin Topçu, günümüzde yaşadığı dönemden daha fazla tanınıyor ve ilgi görüyor. Son yıllarda Topçu ile ilgili kitap, makale cinsinden bir hayli yayın yapıldı. Üniversitelerde yapılan tezlerin sayısında ciddi artış var. Sosyal medyada sözleri en çok paylaşılan mütefekkirler arasında. Bütün bunlar Topçu etrafında bir ilgi ve merak uyandırıyor. Nasıl yaşardı, yazardı, okurdu, konuşurdu, kimleri severdi… İşte Ali Birinci’nin kitabında bu hususlarla ilgili müşahedeye dayanan ayrıntılı bilgiler var. Nureddin Hoca’yı tanımak için güzel bir kılavuz Bir İnsanla Karşılaşmak.

Ali Birinci gerçek bir kitap meraklısıdır. Bazıları gibi kitaba meraklı olup da içini merak etmeyenlerden değil. Güzel kitapları bilir, seçer biriktirir. İcab ettiğinde faydalanır ve güzel eserler çıkarır. Teracim yani biyografi sahasında devrimizde onun önüne geçebilecek biri var mıdır? Ben bilmiyorum! Ali Birinci kimin biyografisini yazmaya girişmişse, o isim yüzyıllar ötesinden bile olsa kültür hayatımızda yeni bir hayata başlar.

Ali Birinci’nin dostu olmak, kitapseverler için bir imtiyazdır. Bu birçok güzel kitaba sahip olmak demektir. Kütüphanemizde onun ilgisi ve tavsiyesi ile edindiğimiz kitaplar, en kıymetli kitaplardır. Onun da bizden kitap aldığı olmuştur. Fakat bir müddet sonra o kitabın daha sağlam bir nüshasını bulmuş ve aldığını da iade etmiştir!

Ali Birinci Hoca ile epeydir karşılaşamıyoruz. En çok onun beni görür görmez hemşehrim Kalecikli Mir’at’i Baba’nın Nutk-ı Şerifi’ni ezberden ve yüksek sesle okumasını özledim:

Âmennâ söyledik ikrâr eyledik

Erenler bezminde “lâ şek”cesine

Bâğ-ı ma’rifetde yetiştik bittik

Bûy aldık bir gülden çiçekcesine

 

Gel gönül ârif ol haddini bil sen

Semî’dir Basîr’dir etme şek gümân

“El hakku ezhârun mine’ş şems” iken

Sofu inâd eder eşşekcesine

 

Söylesem kelâmım gelmez takrîre

Nutk-i derûnumuz sığmaz tefsîre

Îmân ettik ikrâr verdik bir pîre

Er evlâdı eriz gerçekcesine

 

Mir’âtî sözlerin gizli muamma

“Ulu’l-ebsâr” olanlara hüveyda

Elsiziz belsiziz dilsiziz amma

Gezeriz âlemde erkekcesine

Eğer yakın bir zamanda karşılaşırsak, bu sefer ondan önce davranarak bu güzel kitaptan ötürü teşekkür bâbında ezberden Mir’ati Baba’nın şiirini okuyacağım!”

Ali Birinci Hoca’nın Sakarya İl Halk Kütüphanesi demirbaşında Aralık 2023 tarihi itibariyle 6 kitabı kayıtlı. Bunlardan birisi de “Tarih Yolunda Tanıdıklarım” Hitabevi Yay. Onun takdim yazısından ilginç kısımlar naklediyoruz:

“Yakın tarihin, diğer sahaları yanında, esas itibariyle aynı zamanda bir teracim-i ahvâl sahası olduğu inkâr edilemez. Zikredilen bir şahıs isminin arkasında bilgi olmadığı takdirde o ismin nakledilmesinin hiçbir mânâsının olamayacağı veya bu ismi metne ilâve etmenin esere bir değer katmayacağı da açık bir gerçektir. Bu meyanda bilhassa yakın tarihe dair yazılan yazılarda veya kitaplarda zikredilen binlerce şahıs isminin bile tam olarak bilinmediği ve en azından tam isimlerinin ve soyadlarının tespiti gibi bir meselenin görmezlikten gelindiği de işin başka bir felâket tarafını teşkil etmektedir. Hattâ tarihçilerin ve bilhassa inkılâp tarihi sahasında çalışanların şahısların teracim-i ahvâli bakımından büyük ve derin bir meraksızlık içinde olmalarına şaşmamak mümkün değildir. Daha umumî bir ifade ile söylemek gerekirse tarih, bütün devirler için ilk adımda ve ilk mânâsıyla teracim-i ahvâl bilgisi demektir”.

*  

“Meselâ bu şahsiyetlerden Rıza Akdemir, on beş yaşından itibaren şiir ve yazılarıyla ve otuz civarındaki kitabıyla dikkati çeken, aynı zamanda yakın dostluğumuzun yol açtığı kalbî yakınlık dolayısıyla hakkında yazı yazdığımız bir kalem erbâbıdır. Nazımda ve nesirde henüz kaleminin hakkının verilmediği kanaatindeyiz. Bu ve benzeri şahsiyetlerin hakkını teslime vesile olma arzusu bütün tercüme-i hâl yazılarımızdaki ilk heyecanımız ve rehberimiz olmuştur”.

Merhum Valimiz Rıza Akdemir İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürü iken tanıma fırsatı bulduğumuz, unutulmaması gereken kıymetli büyüklerimizdendir. Birinci Hoca’nın kadirşinaslığına medyun-u şükranız.

*   

Ali Birinci Hoca’mız birçok kitap telif etmiş. Ve Allah izin verirse daha pek çok nadide eser vereceği ve nice unutulmaya yüz tutmuş kıymeti ihya edeceği kanaatindeyiz. Tarih Yolunda Tanıdıklarım adlı kıymetli eserinde zikredilen bir mübarek hatun da Ayten Lermioğlu’dur. Yaman Dede merhumun mektuplarında bahsi geçen Ayten (Alemdar) isimli Paşa kızı bir talebesi var. Hatta nişanında da bulunduğunu anlatır. Ben onun bu Ayten Lermioğlu olup olmadığını hep merak ederdim. Ali Hoca’nın ihya ettiği bir kıymetli hanım Ayten Lermioğlu’dur. Tarih Yolunda Tanıdıklarım kitabından “İstanbul’da Akçaabatlı Bir Mevlevi Şaire-Ayten Lermioğlu” bölümünden iktibaslar yapıyoruz (s.311):

 

“İngilizce’den başka sonradan Mevlevîliğe mensubiyetini takiben iyi derecede Farsça öğrendi. Bu arada Cumhuriyet Devri’nde Türkçeyi, nevzuhûr kelimelerden uzak bir şekilde ve çok güzel bir üslup ile yazan kıymetli kalemlerden biriydi. Gerek kendi eserleri gerekse Nicholson’dan yaptığı tercüme, bu hükmün sâde delilleri olarak görülebilir”.

*     

“Mektep çağından itibaren Türkçesi ve üslubuyla dikkati çekmişti. Cumhuriyet Devri’nde Türkçeyi en güzel lügatçe ve üslup ile yazan kadın yazarlar arasındadır. Bu cümleden olmak üzere zikretmek istediğimiz isimler arasında Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihâl, Muazzez Tahsin Berkant, Mükerrem Kâmil Su, Kerime Nadir, Fakihe Odman (Öymen), Münevver Ayaşlı ve bilhassa Samiha Ayverdi bulunmaktadır.

 

Ayten Lermioğlu’nun metinlerine nesebi gayrisahih kelimeler girmemiş, anlattığı tasavvufu ve Mesnevî iklimini yine bu iklimin aslî kelimeleriyle ve lügatçesiyle anlatmış ve hemen hemen kaleminden dökülen her kelimeyi büyük bir hassasiyetle seçmiştir. Bu mânâda nesirlerini de bir bakıma şiir yazar gibi dikkatle ve bir musikî eseri besteler gibi inşa etmiş, bir bakıma mânâ ile en münâsip kelimeleri birleştirmiştir. Bu sebeple kendisi bu yazımızda bir şâire olarak takdim edilmiştir”.

*

“Ayten Lermioğlu “Birkaç Söz” başlıklı yazısında (s. 5-7) eserini şöyle takdim etmektedir: “Tasavvuf Âleminden adlı yazı serisi, isimleri yüzyıllardır unutulmayan, dünya durdukça anılacak olan evliya zümresinden bir demettir. Demet diyoruz, zira biz, velilerin her birini çiçeklerin şahı güle benzetiriz. Renk ve şekil farklı da olsa, kırmızı, beyaz, sarı, pembe, mor ve alacalı gülün hepsi nasıl değişik renk içinde gül adını taşıyorsa ve nasıl mânâda bir ise evliya da böyledir, mânâda birdir. Esasen mühim olan renk ve şekil, açıkçası madde değil, rûhtur, özdür”.

*

“Netice itibariyle hayatı hiçbir yerde yer almamış olan Ayten Lermioğlu, yaşadığı devrede (1930-1986) kitapları ile Mevlevilik uğrunda ve yolunda en çok eser veren bir kadın Mevlevîdir. Türkçesinin sağlamlığı ve üslubunun güzelliği ile Yirminci asırdaki kadın müelliflerin de en güzideleri arasında ve ilk safta bulunanlardan biridir. Herhâlde tanınması ve tanıtılması gereken bir kıymetimiz olduğu her türlü şüpheden vârestedir. Hiç şüphesiz eserleri her zaman hatırlanması için bir vesile olacaktır”.

Dünden Bugüne Akçaabat Sempozyumu, Akçaabat, 2014, s. 359-361.

*

Keza Ayten Lermioğlu’nun eserlerinden Mevlâna ve Yakınları adlı kitaba Sakarya’da bir sahafta tesadüf etmiş (çokta ucuz bir fiyata) derhal satın almıştım. Zevkle okuyup ziyarete gelen meraklı gençlere de sesli okutmuştuk. Ama hâlâ ben bu Ayten Hanım’ın Yaman Dede’nin talebesi olup olmadığına tam kani olamamıştım. Birinci Hoca’mızın kitabından şimdi tam anladım ki bu A. Lermioğlu Mevlevi ve şaire ise de Yaman Dede’nin talebe-i güzidesi değildir. Ama çok kıymetli bir hanımefendidir. Ali Hoca’nın kitabından nakiller yaparak hem Ayten Hanım’ın hem de hocamızın şairane üslubu hakkında fikir vermek istedik.

“Kelâmından olur mâlum kişinin kendi miktarı” denilmiştir. Kanaatimizce bazı insanlar kelimeyi değil harfi de israf etmezler. Onlar ne yazdıysa okunması icap eden zevattandır. Hem Ali Hoca’mız hem de Ayten Hanım bu cümledendir.

İsm-i şerifi geçenlerden göçenlere rahmet ve mağfiret dileriz. D.Mehmet Doğan ve Ali Birinci Hoca’larımıza hayırlı uzun ömürler niyazıyla daha pek çok eserler telif etmelerini, hayrü’l haleflerinin çoğalmasını ümit ve temenni ederiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir