Merhum mütefekkir Cemil Meriç, “Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine” diyordu. “Sosyologlarımız Kızılderili köyüne gider gibi kendi köylerimizde saha araştırmasına gidiyorlar.” Günümüzdeki bir kısım konuşma ve tartışmaları görüp duydukça ne kadar “bigâne” olduğumuzu fark ediyoruz. Halbuki Seyyid Nizamoğlu ilahisinde asırlardır:
“Harem-i meanide bigâneye yol vermezler
Âşina-yı ezeli yâr-i kadîm isterler.”
diye aşkla terennüm ediyor. Bu satırların yazarı da gecikmiş Muhammediye okuyabilen birisi olarak ve bizim gibi başkaları da epey vardır diyerek Muhammediye nakilleri yapalım istifade edenler olabileceğini düşündük.
Amil Çelebioğlu hocamıza rahmet ve mağfiret olsun. Muhammediye’nin ilk baskısı hocanın sağlığında iki cilt olarak MEB tarafından yayınlanmış. 9008 beyitlik Muhammediye Mesnevisi’ni yıllar önce latinize etmiş arkasına da çok güzel bir lügatçe koymuş. Hocanın ihlası ve Resûlullah efendimizin (s.a.v.) himmetiyle hiç mürettip hatası olmayan bir kitab-ı müstetab okuyoruz. Yeni baskısını ise Dergâh Yayınları için tek cilt olarak lügatçe ile beraber hazırlayan Prof. Nihat Öztoprak hocamıza da medyun-u şükranız.
Muhammediye yeni yazılmış gibi taptaze duruyor. Bizim Yunus diyor ya:
“Her dem yeniden doğarız / Bizden kim usanası.”
Yunus Emre lisanıyla yani hakiki ve zengin Türkçe ile pek çok nât-ı şerif yazılmış. Bir dostun gönderdiği Elazığlı Hazmi Efendi’ye ait yeni gördüğümüz bir nât-ı şeriften de 4 beyti buraya teberrüken kaydediyoruz.
“Beşerdir gerçi kim nam-ı kiramın ya Resulullah.
Beşerde âlidir lâkin makamın ya Resulullah.
Lisanda hasılı tasvire istidadı kudret yok
Uluvv-i menzilin şan-ı i’zamın ya Resulullah
Enis-ü hem-demim Allah bilür ki aşk-ı şevkimdir
Dilimdir merkez-i zikr-i müdamın ya Resullullah
Şeb-i mânâdaki can-ı âtâdan Hazmi-i kemter
Yine eyler talep bir dolu camın ya Resulullah”
Türk milleti İslam’la karşılaştıktan sonra kısa süre içinde dinin manasını, hakikatini aklı selim, kalbi selim ve zevki selimle anlama ve yaşama dikkatine sahip olmuş. Dinin mübelliği Risaletpenâh efendimizi ve tebliğ ettiği Kuran-ı Kerim’i iyi anlamaya ve hayatlarını ona göre tanzime cehd ü gayret göstermiş. Bilindiği üzere Muhammediye manzum bir Siyer-i Nebi, bir Tarih-i İslam’dır. Vefat-ı Ömer-ul Faruk (r.a.) kısmını aynen naklediyoruz:
VEFÂT-I ÖMERÜ’L-FÂRUK (r.a.) (Hz. Ömer’in vefâtı)
Ömer çün halîfe olup eyledi ihtişâm
Pes onun zamanında feth oldu Mısr ile Şâm
Şu resm ile kuvvet tutuptu bu din
Ki adl ile islâm kokusu doluptu meşâm
Resûlu’llâh aydur bana Cebrail dedi kim
Ömer ölicek ağlar İslâm onunlaydı tâm
Çün oldu onun ömrünün sağışı altmış üç
Ona da erişti ecel kabzasından sihâm
Gelip Ka’bü’l-ahbâr ayıttı vasiyyet buyur
Ki ömründen üç gün kalıptır işitgil kelâm
Ayıttı neden ma’lûm oldu bu hâlim sana
Ya Tevrât içinde mi oldu adım irtisam
Dedi adını bulmadım vasfını bulmuşam
Resûlün sıfâtiyle olmuştu ol inzimâm
Hilâfet edesin de onda yazılmış idi
Dahi kaç yıl eyle yasında ona iltizâm
Bu kez kalmadı ömrüne ille üç gün hemîn
Ki üç gün tamam olucak olisar in’idâm
Hikâyet ederler ki bir kul var idi meger
Ki Feyrûz idi adı şirrîr ü kâfir gulâm
Lakab derler idi ona hem Ebû Lülü’e
Ne lülü özü zâlim idi ve yüzü zulâm
Erişti Ömer hazretine girip mescide
Namâz içre buldu elinde yalıncak hüsâm
İki yüzlü biçağ ile dürttü onu bu kul
Ömer dedi kimdir kılan ömrümü inhidâm
Çıkıp İbni Abbas onu bildi geldi dedi
Mugîre kuludur eder ya’ni kim intikaam
Dedi şükr iderven ki müslim değil öldüren
Evine getirdiler etti Hak’a i’tisâm
Dokuz kişi öldürdü çün sonra kim tuttular
Özünü boğazladı kendi ol ebter mülâm
Dedi oğluna borcumu gel hesâb eylegil
Hesâb etti seksen bin artuk bulunmuştu vâm
Verirdi kamu mâlini borç ederdi dahi
İşi zühd ü takvâ idi hem salât u siyâm
Haber gönderip Âyişe hazretine dedi
Resûlün katında buyurur mu tutam meram
Dedi kendi nefsim için sakladımdı onu
Velî ona îsâr iderven olup hayre râm
İletdiler onu şu ravza içine kim ol
Resûle Ebû Bekr’e merkaddi ol yer menâm
Resûlün yanında yatar sâhibi sadrına
Onun sadrına karşı etti Ömer iltiyâm
İner günde yetmiş bin anda melekler yere
Resûle gelirler ziyâret ederler müdâm
On üç yıl hilâfet ediptir bu iki azîz
Halâyık refâhiyyet içre oluptu niyâm
Cihân egnine çün bular sâye salmış idi
Gül ü lâle gibi ederdi yüzü ibtisâm
Bütün muteber kitapların bir hoca ile veya aşina ile okunması icap eder. Keza birlikte okumalar muhabbet ve bereketin ziyadeleşmesi sebebidir. Biz de merhum Âmil hocanın usulüne uyarak mazeret sahipleri ve delikanlı milleti için bir muhtasar lügatçe ekliyoruz ve aşkla, şevkle, zevkle okunmasını temenni ediyoruz.
İsm-i şerifi geçenleri rahmet ve mağfiretle yâd ederiz. Himmetleri hazır ola…
|
ebter: nesli kesik enis-ü hem-demim: dost hayre râm: hayra tabi, razı hüsâm: keskin kılıç ibtisâm: tebessüm iltiyâm: bir araya gelme iltizâm: lazım olma in’idâm: yok olma inzimâm: zımnında, katılma irtisâm: resmi çıkma i’tisâm: günahtan sakınma îsâr iderven: cömertlik ederim kâfir gulâm: kafir köle kitab-ı müstetab: kıymetli kitap
|
menâm: uyku, rüya merkad: mezar meşâm: burun mübelliğ: tebliğ eden mülâm: azarlama, kınama nam-ı kiram: kıymetli ad niyâm: kılıç kını sâye: gölge şeb-i mânâ: manalı gece sihâm: oklar şirrîr: şer’li şükr iderven: şükür ederim vâm: borç
|
