Başkentin ortasından geçen Fransa yapımı demiryolunun rayları, hem şehri hem ülkeyi hem de insanları ikiye ayırmaya devam ediyor gibi. Tunus, sessiz laiklerle sesini çıkaramayan Müslümanların kol kola yürütülmeye çalışıldığı tuhaf bir Fransız denemesi. Bir yanıyla Fransız, bir yanıyla Arap olan şehrin her yerleşiminde görülen bu ikili hal, Fransız laikliğinin mekâna yansımış hali sanki. Bunun en güzel örneği Sidi Bou Said olarak bilinen kasaba. Kasabaya da adı verilen 12.yüzyılın âlimlerinden Ebu Said El Baci’nin üstünü Fransız ressam mavi-beyazla örtmüş olsa da sokaklarının adeta sergisi olan kapıları, bu mutasavvıfın en bariz göstergesi olarak durmaya devam ediyor.
Sürekli kapalı olduğu için bir türlü gezilemeyen Zeytûne camii, değerli yalnızlığını duruşuyla koruyan Kayrevan medresesi, Sahabe Ebu Zuma el Belev’nin (r.a.) gösterilmeyen yüzü ve sokaklarında duyulamayan ezan sesi, bu haliyle bile, çağırıyor herkesi Tunus.
Tunus; sokaklarında yürürken fakir, İbn Haldun’u düşünürken zengin, Fransa’yı düşünürken mazlum, kapalı tutulan Zeytûne camiine bakınca zalim, Ebu Zuma El Belevi’yi görünce vefasızdır. Kayrevan sokaklarında Müslüman, Munastır’da İtalyan, Hammamet’te Arap ve Sousse’de Fransız’dır. Ne var ki bu şerait çeşitlilik değil parçalanmışlıktır. Ki Tunuslu Şair Ebu’l-Kâsım eş-Şâbbî bu durum karşısında isyan ederek şöyle der(1);
Ey halk keşke ben bir oduncu olsaydım
Baltamla ağacın gövdelerini vursaydım
Ey halkım hayatı umutsuzluk içinde
Yalnız geçirmek için ben ormana gidiyorum
Ormanların kalbine çaresizliğimi
Defnetmek umuduyla gidiyorum
Sonra elimden geldikçe seni unuturum
Çünkü sen şarabıma ve kadehime layık değilsin
Ey halk sen gece karanlığında
Toprakla oynayan küçük bir çocuksun.
Öte yandan Tunus ve Türkiye, Fransa’nın silindirinden şöyle ya da böyle geçmiş olmanın kaderini yaşayan, birbirinin içine girdikçe tanışan ama birbirini okudukça yabancılaşan iki uzak kardeş. İkisinin de kaderinde sadece Fransa’nın kâbusu yok, aynı zamanda atılamamış öykünme, bulunamamış kimlik, barışılamamış tarih, yaşanamayan kültür var. Tunus, sahilinde beklerken Koca Sinan Paşa’yı, Kayrevan’da sükûnetini sürdüren Haydar Paşa’yı diriltecek kalemin sesi, Zeytûne camiinin merdivenlerini çizmeye devam edecek gibi görünüyor.
Hülasa hayat, Tunus sokaklarında kekremsi; Tunus, hayatın badirelerinde yaralı. Ve Tunus insanı, hercai ahvalinde ve tedirgin sokaklarında yorgun ve durgun.
_____
(1)Mehmet Ali, Bekir – Gökgöz, Turgay. “Ebu’l-Kâsım eş-Şâbbi’nin Şiirlerinde Halk. Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – 7/2 (2020):1065-1087
