Karşımda boşluğun karanlığı asılı duruyor. Şaka değil, harbiden de bulutlu gökyüzünden fazlası görünmüyor. Gerçi bulutların durumu da pek parlak sayılmaz. Aslında daha yüksek bir sandalye bulsam yan komşunun kar beyaz çatısı görünebilirdi. Fakat daha yüksek bir sandalyem yok. Acaba ayağa mı kalksam. Olmaz, tüm büyü bozulur. O zaman ben size kısa boylu sandalyemde oturur vaziyette, kambur biçimde yayılmışken tüm gördüklerimi anlatayım. Allah’ım bir sokak lambası olsun görünmez mi? Her neyse. Manzaram güzel. Çünkü karanlıkta beynimin bahşettiği mucizeleri izliyorum. Gecenin körü de olsa hâlâ tam siyaha boyanamayan, çözünürlüğü düşük bir fotoğraf gibi görünen gökyüzü bana çok şey anımsatıyor. Şimdi ben size bu yansımaları anlatsam pencereden ötesini tasvir etmiş olur muyum? Ya pencereyi tasvir etsem? Duvarın rengini mesela? Önümde ne duruyor onu betimlesem? Olmaz değil mi? Tamam bekleyin.
Sandalyeme çökmüş on üç dakikadır düşünüyorum. Dalmışım. Aman Allah’ım o da ne! Bir mucize oldu. Gökten birkaç bulut aralarında anlaşıp dağılmaya karar vermiş olmalılar. İki tane yıldız belirdi önümde. Oldukça sönük görünümlü bu iki yıldız gezegenimizden oldukça uzakta olmalı. Evet, evet farkındayım. Aynı cümle içerisinde oldukça kelimesini iki kez kullandım. Bence hoş durdu.
On sekiz dakikadır sandalyedeyim. Açıkçası sıkıldım. Şöyle bir ayağa kalkayım.
Yan komşunun pembe evinin iki bacası var. Ya da ben öyle görüyorum, bilmiyorum. Odamdan iki tane sarı sokak lambası görünüyormuş. Ha bir de yalnızca pembe ev değil, onun yanında boyasız bir ev de var. Keçileri ve bir kangal köpekleri mevcut. Kangal görünmüyor tabii. İki tane kara keçi dizlerini kırmış yatıyorlar. Şimdi en önemli kısma geçiyorum. İtiraf ediyorum. Baktığım pencereden sadece iki ev görünmüyor. Bizim karşı tepeye iki yıl önce bir TOKİ yapıldı. TOKİ’nin girişinden yaklaşık yirmi bina görünüyor odamdan. E şimdi ben her birini tasvir etmeye kalkışsam olmayacak. Neyse, dursun bakalım o. Karşımdaki pembe evin bir bacasına baykuş dadanmış. Kukumav kuşu gibi hareketsiz oturuyor. Kafasını üç yüz altmış derece çevirip çevirmediğini de bilmiyorum. Ama tüylerinin kahverengi olduğu karanlıkta bile anlaşılıyor. Aman Allah’ım! Beni mi dikizliyor ne? Kaçıyorum.
