Ankara’ya her gelişimde önce Hacı Bayram’ı ziyaret ettiğimde, türbenin önünde bir ileri bir geri yürürken görürdüm.
Beni görünce,
“Şurdan bana bir simit al inek Bursa!” diye bağırırdı.
Bazen ayakkabımı ister bazen,
“Hadi bana yemek yedir” derdi.
Yine otogardan doğruca Hacı Bayram’a gittim.
Türbede niyaz edip çıkınca burun buruna geldik,
“Şurdan bana bi yemek ısmarla inek Bursa!”
“Hay hay efendim” dedim ama para çekmemiştim. Kredi kartı kullanmıyordum.
Cebimde çok az para vardı.
İçimden,
“Eyvah!” dedim.
Elleri arkasında önümden hızlı hızlı yürümeğe başladı.
İçimden,
“Ben bir şey yemem, onun yedikleri için de artık saati rehin bırakırım” diye geçirdim
Çiçek Lokantasına girdik.
Garson,
“Buyursunlar efendim” dedi, masa gösterdi.
Oturduk.
“Ne alırız efendim?”
“Bana bi kuru bi de pilav getir” dedi.
Garson bana döndü,
“Ben bişey almıycam” dedim.
İki şişe su ve ekmek getirdi, servisi açtı.
Yemeğini yedi.
Garsonu çağırdı,
“Hesap” dedi.
“Kaymaklı ekmek kadayıfı almayacak mısınız?”
“Yok” dedi, “bu sefer yemeyeceğim.”
Hesap fişine baktım, cebimdeki parayı çıkardım, denk geliyordu.
Gözgöze geldik, gülümsüyordu,
“İnek Bursa, ne korkuyosun, bu defa da kadayıf yemeyiveririz.”
