I.
Basri abinin oğlan askere gitti dün
Saç sakal kesilip de üç numara çıkınca karşıma
Giden kim kalan kim anlayamadım önce
Havaya atıp tuttuklarında kavradım
Ben de tuttum öptüm alnından uğurladım
-Hakkını helal et Turan abi dedi
İşte o vakit büyüdüğünü anladım o kısa donlu
Çilli bebenin adam olduğunu
Ne yalan söyliyim duygulandım
Kursağıma takılıp kalanı taşıyacak
Kelime bulamadım öylece
Elimi öptü hayırladım helalledim
-Sen de helal et yeğenim kazasız belasız
Var vuslatına kendine muhayet ol dedim.
II.
Nazmi gel hele okeye dördüncü lazım
Bırak o gasteyi, iş ilanlarına bakmaktan canın çıktı
Bir sanatın olmazsa işte böyle aranır durursun
Söyledimdi babana zamanında ver şunu yanıma
Hiç olmazsa tesisat işlerini öğrenir ekmeğini çıkarır
Zora gelemiyor şimdinin gençleri sohranıyor hepsi
Kim yapacak o vakit bunca ameliyeyi
Sokağa çıksan boyacı yok, tesisatçı yok, sıvacı yok
Herkes paşa olmuş kasım kasım yürümekten haberli
Nargile höpürdet, tespih salla, oh ne güzel dünya
Baba parası kıyametten mi haberli
Yastığını somyaya anan mı mühürledi
Senin yaşında boyum kadar oğlanla çıkıyordum haneden
Sabah altı akşam sekiz türlü zahmet eziyet
Ekmeğimi çıkarıyordum mahzenlerden hani şu derin
Soğuk karanlık ve ıslak
Nedelim oğlum bizim kuyumuz da bu
Yusuf gibi Mısır’a sultan olalım diye değil elbet
Horantaya bir dilim ekmek götürmekti bizim sultanlığımız
Hanım sağolsun hakkını ödeyemem iki cihanda
Ben ne bilirim saklamayı artırmayı
Yevmiyeyi alırım doğruca hanıma teslim
O bilir ne edeceğini sormam ardını aramam
Ne zaman ki kızlardan birini evereceğiz hanım çıkarır
Mısır’ın hazinesi mübarek ne yaptın da artırdın bunca parayı
İşte böyle Nazmi oğlum şu hayatta
İki talihim vardır birisi hanım
Birisi de zanaatım
Ustam sağolsun elimden tutup götürdüğünde
On yaşındaydım ne eksik ne fazla
Ne bildiyse öğretti rahmet olsun
Sen sen ol ipini sağlam kazığa bağla
Evinin sahabı ol, dilinin sahabı ol, işinin sahabı ol
Geciktirme bugünü yarına, kararında kavi ol
Başla bildiğin yerden sabırlı ol
Allah’ın günü eşit değil elbet vurur sana da talih
“Hak gayrete aşıktır” derdi bizim hoca amenna
Ben bunu gördüm bildim yaşadım
Seni bekleyen ömrün kilidi başkasında bundan emin ol.
III.
Asker emmi napıyon bir başına böyle
Çay söyleyeyim sana da anlat hele cephe günlerini
-De get oğlum derdim bana yeter
Anlatayım da yarayı mı deşeyim yeniden
Gördüm yaşadım bana kalsın hepsi
Hem anlatsam neye yarar size hepsi masal gibi
Kandır elime değen kurşundur delen zahmettir her biri
Yüreğime vurulmuş kement gibi sıktıkça
Bu canımı bunaltır sarhoş eder töbe haşa
Ben içmeden sarhoş olduğumu bir tek
Orda gördüm bildim yaşadım
Bizim köylü Himmet şu kucağımda can verdi
Yunan gavuru nah şurasından vurdu gardaşımı
Son nefesinde sordu bana “Kadir ağa ne diyecektim”
“Söyle bana aklım karıştı” dedi
Tekrar et gardaşım dedim
Dediğimi tekrar et
-Eşhedu Enla İlahe İllallah ve eşhedü enne…
Parladı gözleri tekrar etti dediklerimi
Sonra söndü sabaha ermiş yıldızlar gibi
Sen o acıyı bilin mi?
Tanımak isten mi?
Sorarım sana bu hali anlatmak eyi mi?
IV.
Sokollu’nun kahvesinde üç asır depreşir
Duvarlarda yaşından büyük resimler celallenmiş
Koca Yusuf, Kel Aliço, Arnavutoğlu, Adalı Halil
Bıyıklarını burmuşlar bakıyorlar zamaneye
Köşede Çerkes Ethem hemen yanında Enver
Kuşçubaşı, Kazım Paşa bir de Akif
Eğilmiş kapının kirişi taşıyamaz olmuş yükünü
Dipte fokurdayan ocağın buğulu camları
Tavanda kendini zor aydınlatan asırlık lambası
Yağ tutmuş masaların çemberinde çay iskambilleri
Vaktin dışında sanki bu kahve ellenmedik
Çırağına zahmet vermiyor dumanın sesleri
Allah deyü zarını atıyor tavlaya Hasan Çavuş
Şemşamer satıyor önlüğünde elleri
Boyacı Rasim gözlüyor pabuçları
Bir Mehmet tutuyor ve tamamlıyor gerisini
Demli koyu muhabbet tutmuş köşeleri sağnıyor
Halden hale bir haldir ki dolaşıyor hallice
Çukurlaşmış gözler, haritaya dönmüş yüzler
Sessizlik içinde ah duysan neler neler
Zamanın behrinde yeniyetme hallerimle
İşte böyle içime çekerdim
Sokollu’nun kahvesini

