2021 Nobel Edebiyat Ödülü, eserlerinde “sömürgeciliğin etkilerine ve kültürler ile kıtalar arasındaki boşlukta mültecilerin kaderine keskin ve müşfik bir şekilde nüfuz etmesi”ne binaen romancı Abdulrazak Gurnah’a verildi. Gurnah, yakın zamandaki emekliliğine kadar İngiltere Canterbury’deki Kent Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Post-Kolonyal Edebiyat Profesörü olarak görev yapmaktaydı.
Gurnah, Afrika’nın doğusunda Tanzanya’nın Hint Okyanusu kıyısı açıklarında yer alan Zanzibar adasında 1948 yılında doğdu. İngiliz sömürge yönetiminin sona ermesinden sonra sosyalist idare altında 1964’te yaşanan ve Arap kökenli vatandaşları hedef alan şiddet olayları ve katliamlar, kendisi de bu etnik gruba mensup olan Gurnah’ı 18 yaşında iken İngiltere’ye göç etmek zorunda bıraktı. Gurnah ancak 1984 yılında ölümünden kısa bir süre önce babasını görmek üzere Zanzibar’a dönebildi.
Gurnah 21 yaşında iken yazmaya başladı. Sefalet içinde vatan özlemi çekerken aynı zamanda günlüğüne memleketi hakkında kısa pasajlar karalamaya, sonra daha uzun metinler yazmaya ve nihayet diğer insanlar hakkında hikâyeler kaleme almaya başladı. Bu dağınık fikirler ve kendisinin yaşamış olduğu yerinden olma tecrübesi ilk romanını ve sonrasında dokuz roman daha yazmasına vesile oldu. Eserlerinde sömürgecilik, savaş ve yerinden yurdundan olmanın geçmek bilmeyen ve zamana yayılan etkilerini açığa çıkarmaya çalıştı.
Gurnah bir röportajda, daha önce hiçbir zaman yazar olmayı düşünmediğini ve “mühendis gibi daha faydalı bir şey olmayı umduğunu” söyledi. Gurnah, “Benim için bir bütün olarak yazma deneyimini güdüleyen şey, işte bu dünyadaki yerinizi kaybetme düşüncesi idi,” dedi.
Gurnah’ın ana dili Afrika kıtasında milyonlarca insanın konuştuğu Svahili idi. Zanzibar’da Svahili dilinde yazılmış edebi metinlere erişimi yok denecek kadar az olduğu için sürgünde yaşadığı yıllarda İngilizce kendisi için bir edebi yazım dili haline geldi ve İngiliz dilini kullanırken Shakespeare’dan V. S. Naipaul’a uzanan İngiliz dil geleneğini eserlerine yansıttı. Bununla birlikte, bilinçli bir şekilde kolonyal perspektifi tersine çevirerek yerli halkların bakış açısını öne çıkarmak amacıyla alışılagelmiş olandan ayrıldı.
İngilizce yazdıkları çoğu kez Svahili, Arapça ve Almanca ile iç içe geçti. Kur’an’dan alınan imgelerden ve kıssalardan, Arap ve Fars şiirinden, “Binbir Gece Masalları”ndan faydalandı. Özellikle Kur’an’da yer alan kıssalar ve “Binbir Gece Masalları” beslendiği önemli erken dönem kaynaklar oldu. Gurnah zaman zaman kitaplarındaki Svahili ve Arapça göndermeleri ve ibareleri italik olarak basmak ya da İngilizceleştirmek isteyen yayıncılara karşı çıkmak durumunda kaldığını söyledi.
Gurnah, “İngiliz ve belki de Amerikan yayıncılığında, yabancının mutlaka yabancı gibi görünmesini sağlamak isteyen bir tarz var. Bu nedenle yazdıklarınızı italik yapmak ya da hatta bir sözlük eklemek istiyorlar. Ben bunun böyle olmaması gerektiğini düşünüyorum, kesinlikle hayır” dedi.
Şimdiye kadar yayınlanan on romanında Gurnah; sürgün, kimlik ve ait olma gibi temaları irdeledi. “Ayrılışın Hatırası”, “Hac Yolu” ve “Dottie” gibi romanları İngiltere’de göçmen olma deneyimi üzerinde durdu. 1994 yılında ödül alan “Cennet” romanında, Doğu Afrika’da bir ülkede sömürgecilikten zarar görmüş bir çocuğu, “Sessizliğe Hayranlık” romanında Zanzibar’dan İngiltere’ye göç edip evlenen ve öğretmenlik yapan genç bir adamın hikâyesini anlatır. En yeni çalışması “Öbür Dünyalar”da, Tanzanya’da Alman sömürgeciliğinin nesiller üzerindeki etkileri ve toplumları nasıl böldüğünü ele almaktadır.
Gurnah eserlerini sürgün hayatında kaleme almaktadır ancak eserleri terk etmek zorunda kaldığı yer ile ilişkisi hakkındadır. Bu ise hatıraların, Gurnah’ın eserlerinin ortaya çıkışındaki önemine işaret eder. İlk romanı olan “Ayrılışın Hatırası” (1987) başarısız bir ayaklanmayı anlatır ve bizi Afrika kıtasında tutar. Yetenekli genç kahraman, Nairobi’deki zengin bir amcanın kanatları altına sığınmak için sahildeki toplumsal bozulmadan kopma girişiminde bulunur ancak aşağılanmaya maruz kalır ve dağılmış ailesine geri döner: alkolik ve şiddet uygulayan bir baba ile fuhşa zorlanan bir kız kardeş.
İkinci romanı “Hac Yolu”nda Gurnah sürgündeki yaşamın birden fazla veçheye sahip olan gerçekliğini anlamaya çalışır. Romanın kahramanı Daud, yeni yurdundaki ırkçı ortam ile yüz yüze kalmıştır. Geçmişini bir süre gizlemeye çalışan Daud’u bir kadına olan aşkı ayartır ve hikâyesini anlatmaya sevk eder. Daud, trajik yetişme çağını ve kendisini göç etmek zorunda bırakan Tanzanya’daki siyasi çalkantıyı anlatmaya başlar. Roman, kahramanın Canterbury Katedrali’ne ziyareti ile biter. Bu ziyaret sırasında Daud kendisinin İngiltere’ye göç etmesi ve eskiden Hristiyan hacıların Katedrali ziyareti arasındaki paralellikler üzerinde düşünür. Daha önce eski kolonyal gücün saygı duyduğu her şeye kendinden emin bir şekilde karşı koyan Daud için güzellik birdenbire erişilebilir hâle gelir.
Gurnah eserlerinde sıklıkla dikkatli bir şekilde kurgulanmış anlatımların bedel ödeyerek elde edilmiş bir iç görüye varmasına izin verir. Bunun güzel bir örneği, ırkçılıkla yüklü 1950’lerin İngiltere’sinde, annesinin aile geçmişi ile bağ kurma konusunda sergilediği suskun kifayetsizlik nedeniyle zor koşullarda büyüyen göçmen bir siyahi kadının portresine yer verdiği üçüncü romanı “Dottie”dir (1990). Roman kahramanı siyahi kadın, doğup büyüdüğü İngiltere’de kendisini köksüz hissetmektedir. Bu nedenle roman kahramanı, kitaplar ve hikâyeler aracılığı ile kendi ortamını ve kimliğini yeniden inşa etmeye çalışır. Okumak ona kendisini yeni baştan kurma şansı verir. Özellikle isimlerin ve isim değişikliklerinin merkezi bir rol oynadığı roman, Gurnah’ın tamamıyla duygusallıktan uzak derin şefkatini ve psikolojik hünerini göstermektedir.
Gurnah’ın dördüncü romanı “Cennet” (1994), 1990 yılında Doğu Afrika’ya yaptığı bir araştırma gezisinden kaynaklandı ve yazarlık kariyerinde bir dönüm noktası oldu. “Cennet”, romancı Joseph Conrad’ın masum genç kahraman Yusuf’un karanlığın kalbine olan yolculuğuna ilişkin betimlemelere bariz göndermede bulunur. “Cennet” ayrıca, farklı dünyaların ve inanç sistemlerinin çatışığı ergenlikten yetişkinliğe geçişin ve acı bir aşkın hikâyesidir. Romanda, 19. yüzyıl sonlarında Doğu Afrika’da sömürgeciliğin şiddet dolu ve detaylı bir tasvirine arka planda yer verilerek, Kur’an’ın Yusuf kıssasının yeniden anlatımına muhatap oluruz. Kur’an’daki kıssanın Yusuf’un inancının kuvveti karşılığında ödüllendirildiği iyimser sonunun aksine, Gurnah’ın Yusuf’u sevdiği kadın Amina’yı terk etmek ve daha önce nefret ettiği Alman ordusuna katılmak zorunda kalır. Okurun mutlu son beklentisini ya da belirli bir edebi türe uygun bir son beklentisini boşa çıkarmak, Gurnah’ın romanlarının karakteristik özelliklerinden biridir.
Gurnah’ın gezgin karakterleri kendilerini kültürler ve kıtalar arasındaki, geçmişte kalan bir hayat ile yeni ortaya çıkmaya başlayan bir hayat arasındaki boşlukta bulurlar; bu asla çözüme kavuşmayan güvensiz bir haldir. Gurnah’ın daha önce sözü geçen ve sömürgeleştirilmiş Doğu Afrika’daki muazzam kültürel farklılıkları aydınlatmak için trajik bir tutkunun kullanıldığı “Firar” isimli yedinci romanında bu boşluğun yeni bir biçimini gözlemleriz. Romanın ilk uzun kısmı ustaca düzenlenmiştir. 20’nci yüzyılın başlarında geçen bu kısımda, yolda baygın düşen Martin Pearce isimli bir İngiliz’e yerli bir tüccar tarafından yardım edilmesi ve şehrin labirentlerinden geçirilerek kültür ve dinin başkalaştığı bir dünyaya götürülmesi tasvir edilir. Pearce Arapça bilmektedir ki bu, aile ve âşık olacağı kızları Rehana ile daha yakın bir ilişki için ön koşullardan biridir. Gurnah, betimlemeye çalıştığı dönemin, romanda ifade edildiği üzere “vahşi bir prenses ile kısa süreli romantik bir ilişkinin bir macera olarak adlandırıldığı Pocahontas’ın zamanı” olmadığının bütünüyle farkındadır ve sonuçta kaçınılmaz bir ayrılık ile biten Martin ve Rehana’ın Mombasa’daki skandal hayatının neden olduğu melodramaya ilgisizdir. Bunun yerine, romanın sonraki kısımlarının, yarım yüzyıl sonra tamamen farklı bir yasak aşk hikâyesi etrafında dönmesini sağlar. Elbette bu aşk hikâyesine de süregelen kültürel bariyerler damgasını vurur. Belki de Gurnah bir yazar olarak misyonunu bu romanın ilk kısmının son bölümünde olduğundan daha açık bir şekilde başka hiçbir yerde ifade etmemiştir. Burada Gurnah, üstkurmacasal bir “müdahale” ile Rehana’nın torununun romanın anlatıcısı olarak su yüzüne çıkmasına izin verir. Torununun varlığı, Rehana’nın hayatının bir kaos içinde sona ermediğinin ve bir sürekliliğe sahip olduğunun kanıtıdır ve artık torunu hikâyenin kendisi hakkında olmadığını söyler: “Mesele, bir hikâyenin nasıl birden fazla hikâye içerdiği ve bu hikâyelerin nasıl bize ait olmadığı fakat zamanımızın rastgele akıntılarının bir parçası olduğu ve hikâyelerin her zaman bizleri nasıl cezbettiği ve içine çektiği hakkındadır.”
Adı geçen romanın altında yatan temel öğe, Gurnah’ın, yüzyıllarca farklı dillerin, kültürlerin ve dinlerin yan yana var olduğu ve aynı zamanda hegemonya için birbirleriyle mücadele ettiği Zanzibar’da geçen gençliğidir. Gurnah’ın romanları Anglo-Sakson gelenek ile enteresan bir birliktelik içinde olsa da, kozmopolit arka plan, romanlarına ayırt edici özelliğini kazandırır. Diyaloglar ve konuşma dili, fark edilir seviyede Svahili, Arapça, Hintçe ve Almanca unsurlar ile birlikte önemli rol oynar.
“Son Hediye” romanı (2011), “Hac Yolu” ile tematik olarak ilişkilidir ve hasta mülteci Abbas’ın öldüğünde vasiyet olarak, geride kalan ailesi tarafından bilinmeyen gaddar bir geçmişe ilişkin teyp kadını –kitaba adını veren hediye budur– miras bırakmasının neden olduğu aynı acı tat ile son erer.
“Kumdan Yürek” romanında (2017) Gurnah, genç bir kişinin kötülük ve anlayışsız bir çevre ile yüzleşmesi temasını daha da geliştirir. Bu heyecan verici ve gayet sade olarak birinci tekil şahıs anlatıcının dilinden sunulan roman, genç Salim’in yazgısını, sürgünde yaşayan köksüz bir birey olarak tüm gidişatı üzerinde belirleyici olan ancak kendisinden gizlenen bir aile sırrının sonuçta ürpertici bir şekilde ortaya çıkmasına varıncaya kadar betimler. Romanın ilk cümlesi, acımasız bir deklarasyondur: “Babam beni istemedi.” Kitabın adı, Shakespeare’in “Kısasa Kısas” adlı dram oyununa ve oyunda Dük’ün dördüncü perdenin üçüncü sahnesindeki şu sözlerine göndermedir: “Ne yaşamaya ne de ölmeye uygun. Ah kumdan yürek!” Salim’in yazgısı işte bu çifte yetersizliktir.
Muhteşem “Öbür Dünyalar” romanında (2020) “Cennet” romanının kaldığı yerden devam eder. “Cennet” romanında olduğu gibi burada da sahne 20’inci yüzyılın başları, Doğu Afrika’nın Almanya tarafından sömürgeleştirilmesinin bir süre öncesidir. “Cennet” romanındaki Yusuf’u andıran genç Hamza Alman tarafında savaşa katılmaya zorlanır ve kendisini cinsel olarak sömüren bir subayın emri altına girer. Alman askerleri arasında meydana gelen bir kavgada yaralanır ve bir sahra hastanesine bırakılır. Hamza kıyıdaki doğduğu yere döndüğünde ne ailesini ne de arkadaşlarını bulabilir. Tarihin değişken rüzgârları hükmünü icra eder ve “Firar”da olduğu gibi, romanın olay örgüsünü birkaç nesil boyunca izlemeye devam ederiz, ta ki Nazilerin Doğu Afrika’yı yeniden sömürgeleştirmeye yönelik kimsenin farkına varmadığı planına kadar. Gurnah hikâyenin seyri değiştiğinde tekrar isim değiştirmeyi kullanır ve Hamza’nın oğlu Ilias, Alman idaresi altında Elias olur. Sonuç şok edici ve alarm verici olduğu kadar da beklenmediktir. Ancak aynı fikir kitapta sürekli yeniden ortaya çıkar: birey, boyun eğme ve kurban talep eden hâkim ideoloji –burada ırkçılık– karşısında çaresizdir.
Gurnah’ın gerçeğe olan bağlılığı ve basitleştirmeye karşı duyduğu iğrenme çarpıcıdır. Bu durum, Gurnah’ı kasvetli ve uzlaşmaz yapabilir ancak aynı zamanda bireylerin kaderlerini büyük bir şefkat ve kararlı bir sadakat ile anlatır. Romanları basmakalıp tanımlamalardan uzak durur ve bakışlarımızı, dünyanın diğer bölgelerindeki çoğu insanın aşina olmadığı kültürel olarak çeşitli bir Doğu Afrika’ya açar. Gurnah’ın edebi dünyasında, her şey bir yer değiştirme halindedir –hatıralar, isimler, kimlikler. Bunun nedeni muhtemelen, eserlerinin kesin bir şekilde nihai sona ulaşmaması ve tamamlanmamasıdır. Entelektüel tutkunun yön verdiği sonu gelmeyen bir keşfetme çabası bütün eserlerinde mevcuttur ve 21 yaşında bir mülteci olarak yazmaya başladığında olduğu kadar şimdi de eşit ölçüde “Öbür Dünyalar” romanında belirgindir.
Nobel Edebiyat Ödülü Komitesi Başkanı Anders Olsson, Gurnah’ın “dünyanın en önde gelen post-kolonyal yazarları arasında görüldüğünü” ve “sömürgeciliğin Doğu Afrika’daki etkileri ile yerinden edilmiş ve göç eden bireylerin hayatları üzerindeki etkilerine istikrarlı ve büyük bir şefkat ile nüfuz ettiğini” söyledi.
Olsson, Gurnah’ın romanlarındaki karakterlerin “kendilerini kültürler ve kıtalar arasındaki girdapta, geride kalan yaşam ile gelecek hayat arasında bulduklarını, ırkçılık ve önyargılarla yüzleştiklerini ve ayrıca kendilerini gerçekleri göz ardı etmeye ya da gerçeklik ile çatışmadan kaçınmak için öz yaşan öykülerini yeniden icat etmeye zorladıklarını” söyledi.
Roman yazarı Maaza Mengiste, Gurnah’ın yazdıklarını “hassas bir bıçağın yavaşça içeriye girmesine” benzeterek şunları söyledi: “Cümleleri yanıltıcı bir şekilde yumuşak ancak bende bıraktığı toplam etki bir balyoz gibi oldu. Kati surette gözü kara ama aynı zamanda Doğu Afrika insanı için şefkat dolu. Çoğunlukla duyulmamış insanların sessiz hikâyelerini yazıyor ancak kulak verme ihtiyacı duyduğumuz bir ısrar var.”
72 yaşındaki Gurnah, 1986 yılında ödül alan ilk Afrikalı (Nijerya) siyahi yazar Wole Soyinka’dan sonra Nobel ödülü alan ikinci Afrikalı siyahi yazar oldu. Bazı gözlemciler bunun, Nobel ödülünü alanların yıllardır Avrupalı ve Amerikalılar arasından çıkmasını telafi mahiyetinde oldukça gecikmiş bir seçim olduğunu söylüyorlar. Bu yıl ödüllerin açıklanmasından önceki süreçte Nobel ödülleri, kazananlarının yeterince çeşitli olmaması nedeniyle eleştirilmişti. İsveçli bir gazeteci, daha önce Nobel edebiyat ödülü kazanan 117 kişinin 95’inin Avrupa ve Kuzey Amerika’dan olduğuna ve bunlardan sadece 16’sının kadın olduğuna dikkat çekerek “Bu böyle devam edebilir mi?” diye sordu.

Abdulrazak Gurnah’ın birçok romanı dilimize çevrilmiş durumdadır.

Derleyen ve Çeviren: Cüneyt Fatih YAYLACI

 

(Bu metin, aşağıda linkleri verilen yazılardan özetlenip derlenerek çevrilmiştir:

https://www.nobelprize.org/prizes/literature/2021/bio-bibliography/

https://www.nytimes.com/2021/10/07/books/nobel-prize-literature-abdulrazak-gurnah.html)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir