Ve dünya çarmıhlar ısmarlıyordu
nefes almayı tutsaklık sayanlara
Hepimizin gözleri önündeydi
ettiğimiz yeminler sonrası
Yankısız ağıtlar eşliğinde
soluklanıyorduk boş çerçevelerde
Bize kimden kaldığını merak bile etmediğimiz
miras bir güceniklikle
Anızları yandı hüzün tarlasının
içinde barınan yaşamlarla beraber
Kemiğe dayanan çakmak
ciğere dolan duman
süte sızan is
kılımızı bile kıpırdatmadı
Her seferinde başka tohumlar
ektik o tarlaya
Durmadan umutlu hasat zamanları
ve yılmadan acıları satışa çıkardık zararına
Çivilerden ettiğimiz kâr
hiç dokunaklı gelmedi
darasına eşit olan yaşamlara
Süzüldük durduk küllerin hışırtısıyla
Bocalayarak yükselen topraktan
ve olanca esmerliğiyle yıldızlara çarptıkça
Son elçi habersiz koparıldığından
Epey olmuş gözlüğü kırılalı
Her şeye rağmen biz değiliz teslim olan
Ama ne güzel iç çekiyoruz
beş parmağı beş kibrit olanların
baş sağlığı dileklerine
Ayalarımızda bir derin delik
Bileklerinde bir silik darbe
Bu biraz çağırdığımız zifir
bu biraz öfkemizdeki özür
bu belki öğütler yeşertiyor
dahası ağıt olan yaşamlara
Küller! Bize bir değirmen
elimizde nasırları gül
yüreğimizde ziftleri aş yapan
Tohumları tohumluktan sessizce çeken
ve bir zifir vakti
yasak kapı açar gibi
hüznü nadasla baş başa bırakan
Küller! Aldandık
ne avcumuza sığan yasaklara
ne tehlike arz eden zaman aşımına
bir tek yaz bizi korur sandık.
