Zaman akarken parmak izlerimin arasından
Avuçlarıma sıkıştırdığım yüzüm eskimiştir
Bu yüzden yapmacık oluyor gülümsemem
Ve tam da bu yüzden
Dost meclislerinde tanınmadan ve özgürce
Ağız dolusu küfürlere eşlik ederken
Masa diplerinden, köşe başlarından kalkarak
Beyaz bir gelin şakaklarıma oturuyor
Daha düğün bitmeden yoruluyor kalabalıklar.
İşte yalın ayak geçiyorlar ıssız dağ yollarından
Islıklar, dedikodular yüksek yamaçlarda insan başı gözlüyor
Serin kuytularda bakire kızlar bedenlerini dinlendirirken
Ölümler sığdırılıyor taşlı nehir yataklarına
Parçalanmış bedenler ayaklarıma çarpıyor
Kör usturalarla kemikten et sıyırıyorum
İliklerimde sana akan coşkun bir cevher var görmelisin
Nicedir bir maden kaynatıyorum içimde
Tırnaklarımın arasına bulaşan kömür tozlarıyla
Kalın bir çizgi çekiyorum
Yaşam ve ölüm arasına
Tünellerinde kaybolduğun içimi bir tren kesiyor
Duraksıyorum
Duracak sanıyorum nehirler
Yola alışkın ayaklarıma inat,
Yanlış istasyonda inecek kadar şanslı değildim
Gebe kadınlar atmasaydı beni kucaklarından
Oysa eriyen karın hakkı vardı
Hakkındır diye sana ben hep bir avuç karla gelirdim
Sana ve sıcağa alışkın
İçimde eriyen bir adam var bilmesin
Arkamda ve önümde atlılar
Bir soygun var düşüncelerde
Fikirler çalınacak elbet.
Kitli sandıklara, sigara zulalarına ve sevdalara inat.
Derin bir nefes çekiyorum içime ıslak otlardan
Dişlerimin arasına yeşilden bir sinir sıkıştırıp
Ağaç kabuklarını çıplak taraflarıma örtüyorum
Solmuş ciğerler bir dağ yolunu gözlemektedir şimdi
Çam kozalaklarından yapılma bir gerdanlık
Tartıda ağır geliyor
Elmas tüccarlarını küstürdüm en son kavgada
Kırdım kafataslarını aktı koyu düşünceler
Ve artık anladım işte
Ümitsiz değilim
Doğacaklar biliyorum
Kefenlere sığmayacak bedenleriyle
O altın süvariler
Orta asyadan, galiçyadan, steplerden
Tozlu ayaklarından tanırım onları
Alıp götürseler beni diyorum
Savaşın ortasında durup çocuk çığlıklarını toplasam
Hemen ölmem biliyorum
Ölmem akşam olmadan.
ADEM YALÇIN: 1989 Karabük doğumlu. Lise öğrenimi Kocaeli’de, lisans öğrenimi Eskişehir’de tamamladı. Maliye Bakanlığında iki yıl uzmanlıktan sonra, yedi yıldan beri bir kurumda müfettiş olarak görev yapmaktadır.

“zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım”
Şairin belli ki içi dolu, mısralara dökülenler içine sığmayanlar. Umarız devamı gelir. Ülkenin çoraklaştığı bir devirde edebiyatta ve hususiyetle şiirdeki bu yeşermeler ümit verici.
Bu vesileyle sadeimge platformuna yayın hayatında başarılar dilerim. Ya Hafizu Ya Kebikeç.
Adem beyin yazın hayatının ise uzun ve verimli olmasını dilerim.
Eline yüreğine sağlık dostum. Şiirlerinin devamını bekliyorum.