Hep inanageldiğim ve kendimce istifade ettiğim bir gerçek var; türküler ve deyişler bizim medeniyet deryamızın en güçlü öğretmenleridir. Hayat hakkında, anlam hakkında, hakikat bahsinde çok şey öğretir türküler. Türküleri ve deyişleri bu gaye ile tekrar tekrar dinlemeyi düstur edinmişimdir kendime.
Eğitim dünyamızda zaten hiçbir zaman esaslı bir yer bulamayan türkülerin gündelik hayatımızdan, medyadan çekildiği, kaybedildiği bugünlerde hep yeniden dinlemeye muhtacız türküleri.
“Neyi kaybettiğini hatırla” diyordu ya şair kaybettiklerimizi bulabileceğimiz yerlerden biri de türküler, deyişler ve nefesler olsa gerek.
Çok uzun yıllar evvel ilk defa Arif Sağ’dan dinlemiştim sanırım. Bağlamanın sakin ve güçlü tınısıyla insanın kafasına dank edercesine anlatıyordu en acı hakikatleri bu deyiş. Acılığı ölümden geliyor. Belki de her şeyin ilgili olduğu ya da gidip dayandığı yegane hakikat; ölüm.
İnsanlar, hele bu çağda, bütün dünyaya sahip olmak istercesine yaşıyorlar, yaşıyoruz. Sahte ya da sanal da olsa bir anlamda sahibiz de. Önce televizyon ardından sanal medya dünyadaki bütün hayatları avuçlarımıza doluştururken bizi de bütün dünyaya dağıtıyor. Heveslerimiz, arzularımız, ideallerimiz bu sahip olma hırsı ile dönüşüyor.
Olup bitenler aslında yegane azığımız olan iki şeyi kaybettiğimize işaret ediyor; dost ve post…
Gündelik lisanımızdan çıkıp gitmiş iki kelime. Henüz kullanıyoruz diyemeyiz dostu aslına uygun. Dost velidir. Veli de artık okulda çocuğu olan kişiye indirgenmiştir ne yazık. Dost Allah’tır ve O’nun kerem sahibi elçileridir. Diğer bütün dostlar buraya telmihtir. Post ise bir başka deyişte de açıklandığı üzere Hz. Muhammed’in postudur. Ondan miras olmak üzere Hz. Ali’nin ve cümle evliyanın oturduğu postdur. Hakk’a giden yoldaki rehberin ve bizatihi yolun simgesidir o. Bir dost bir de post bütün dünyaya, bütün dünyaya sahip olmaya bedeldir. Ve öyle der deyiş;
Bütün dünya senin olsun
Bir dost bir post yeter bana
Atlas libas senin olsun
Bir dost bir post yeter bana
Dostun ve postun rakibi dünya; güç ve zenginlik bir de atlas libas; parlak ince ipek elbise yani… İnsanın hevesleri ve dünyalık, gösterişli giyim kuşam, lüks, gündelik yaşamın parıltıları… Günümüzün şatafatlı medyatik ve teknolojik dünyasında hevesler farklılaşmış görünse de en temelde yer alan iştiha budur; dünyalık. Oysa Hakka giden yola işaret eden post ve o postta oturan bir dost yetebilmeliydi. Hayatımızı kurduğumuz alanlar o postun tezahürü etrafımızdaki insanlar, sevdiklerimiz o dostun timsali, ne mutlu dostunu bulabilenlere…
Bu postu sermek de o dostu bulmak da zor bir yolculuk değil mi “bir dost bulamadım gün akşam oldu” diyenler çoğalmadı mı yüzyıllar geçtikçe… Şimdi kimsenin bir dost ya da post aradığı yoktur. Oysa hakikat oradan bize bakmaktadır.
Beyler tahtından inerler
Ayaksız ata binerler
Toprağa gömüp dönerler
Bir dost bir post yeter bana
Ölümden öte öğretmen olmasa yeridir. Dünyaya sahip olan, olduğunu sanan, olmaya çabalayan beyler bu dünyalık tahtından inerler bir tabuta sığarlar ne garip onu birkaç insan sırtında taşır, ayaksız bir ata binmiş gibi götürülürler son durağa. Dünyalık peşinde tükenenler toprağa gömüp dönerler arkadaşlarını. Herkesin kaybolduğu o an ve o yerde anlamı olabilecek şeyler ise bir dost ve bir postta gizlidir. Seninle öteye geçebilecek olanlar başkası değildir.
Deyişler hakikati vuruyor yüzümüze ancak pek koyu çaresiz bir hüzünle… Bundan olsa gerek Hatai öyle diyor ya; “bir nefescik söyleyeyim, dinlemezsen neyleyeyim”
