İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveninin en çetrefilli ve en akışkan devresinde bulunduğumuzdan olsa gerek her alanda ciddi buhranlarla mücadele ediyoruz. Bu mücadelelere önemli yanılgılar da eşlik etmektedir. Esasen pek farkında olmadığımız yanılgılar bunlar. Bu yanılgılar çoğu zaman muhataplarını boş konuşmaya, sahte eleştiri ve özeleştiriye, değersiz çözümlere ve anlamsızlığa götürmektedir. Yine çoğunlukla bu yanılgılar sahte bir tatmin duygusu ortaya çıkarmakta ve böylece yanılgın olma halini güzelce perdelemektedir.
Bu yanılgılardan ikisi hemen hemen hepimizi etkisi altına almış durumdadır. Bunları ideal işleyiş yanılgısı ve hiyerarşik eleştiri olarak ifade edebiliriz. Teorik açıdan bu iki kavramsallaştırmanın bütün boyutlarını burada tasvir etmek mümkün olmasa da belirtileri ve sonuçları üzerinde konuşmak yararlı olacaktır. İki yanılgı türü de temelde eleştiri olgusu ile yakından ilişkilidir. Eleştiri ve eleştirel düşünce genel kabul gördüğü üzere insana özgü niteliklerin en önemli sonuçlarından biridir ve her anlamdaki tekâmülün ihtiyaç duyduğu yetilerdir. İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveninin bu en çetrefilli devresinde “bilge kral” olmayı en çok hak eden Aliya İzzetbegoviç’in “Ben olsam Müslüman Doğudaki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım” deyişindeki haklılık bizi eleştirel düşünce konusunda daha çok düşünmeye çağırıyor.
Sadece eleştirmekle avunmak eleştirel düşünmede yetkinliğin gelişimini temin edememektedir. Eleştirmek, çoğu zaman şikâyet ve çekememezlik gibi başkaca etkilerle yolundan saptırılırken ortaya çıkan tatmin ve rahatlama insanın eleştirel düşüncede yetkinleşme potansiyelinin açığa çıkmasını da engellemektedir. En tipik örneklerini politik sahada gördüğümüz bu durum aslında hayatın her alanında yerini almıştır. İkili ilişkilerden kurumsal faaliyetlere ve bilimsel ya da akademik çalışmalara kadar her alanda sadece “eleştirmek”le yetinmek konu edindiğimiz yanılgıların da etkisiyle boş konuşmadan öteye geçişi zorlaştırmaktadır.
İdeal işleyiş yanılgısında üzerinde düşünülen ya da konuşulan konu, durum, yapı, kişi vb. hakkında önceden var olan, ön kabul ile benimsenmiş ideal nitelikteki bir işleyişin varlığı söz konusudur. Eğitimi ve okulları ele alalım. Okullarda şu ya da bu sorunların olduğundan, yöneticilerin, öğretmenlerin ya da ailelerin bu sorunlara uygun tepkiler vermediğinden ve çözüm üretilemediğinden bahseden biri farkında olmadan ideal işleyiş yanılgısına düşebilmektedir. Burada eleştiri bizatihi gözlemlenen ve varlığı bütün boyutları ile tanımlamış bir olgudan ya da olgular kümesinden kaynaklanmamakta, aksine, önceden var olan ve okulun idealize edilmiş olduğu bir zihinsel modele dayanmaktadır. Okulun amaçlarının, yapısının, işleyişinin bu ideal modele göre şekillendiği ve öylece varlığını sürdürdüğü kabul edilmekte sonra sorunlar ve sorunlara verilen tepkiler bu modele vurularak değerlendirilmektedir. Burada kastedilenin ilkesel bir kıyaslama olduğu düşünülmemelidir. Çünkü insan ürünü olan bütün yapılar tıpkı insan gibi olmuş bitmiş bir şeye değil, aksine sürekli bir oluş haline atıfla anlaşılabilir. Aynı zamanda bu oluş süreci bağlamsal olarak sürekli başkaca dışsal etkenlerle de etkileşim halinde dönüşüm geçirmektedir. Bu bağlamsal değerlendirme göz ardı edilerek başlangıçtan var olduğu ve öylece varlığını sürdürdüğü düşünülen ideal durumun işlediği varsayılmaktadır. Okullarda başarılı, iyi, yaratıcı, ahlaki değerlere sahip vb. öğrenciler yetiştirilemediğinden şikâyet eden biri ilkesel bir değerlendirme yapıyor görünse de en derinde okulun bu özellikte öğrenciler yetiştirmek üzere icat edilmiş olduğunu ve bu amaç doğrultusunda işlemeye devam ettiğini varsaymış olmaktadır. Böylece ideal olarak işleyen bir yapı olduğunu düşündüğünden okulun esasen varoluşu gereği bu ilkelerden ve amaçlardan uzak olabileceği gerçeğini göz ardı etmiş olmaktadır. Modern okulun icat edildiği süreç göz önüne alındığında daha en baştan okula yüklenen anlamlar ve görevler birbiriyle esaslı bir nitelikte çelişiktir. Kieran Egan bunu oldukça güzel bir şekilde ifade ederek sorunun okulun temellerinde ve çelişik amaçlarında olduğunu açıklamıştır. Nihayetinde, ideal ilkelerle kurulmuş okulun bu ilkeler uyarınca ideal bir şekilde işlerken bazı sorunların ortaya çıktığının düşünülmesi eleştiren kişiyi okulun ilkelerden uzaklaşması nedeniyle bunların yaşandığı sonucuna götürmektedir. Temellerin ve ilkelerin tartışılması giderek imkânsızlaşmaktadır. Bunun yanında okul denilen kurumun bütün boyutları ile içinde yaşadığı bağlamdan kaynaklanan dışsal etkenler tarafından sürekli dönüştürüldüğü ve şikâyete konu meselelerin büyük kısmının buradan kaynaklandığı da görmezden gelinmektedir.
Diğer bir yanılgı “hiyerarşik eleştiri” ise en genel anlamıyla varsayımsal bir hiyerarşik yapı içerisinde üsttekinin konumundan kaynaklanan ve alttakine yönelen eleştiriye işaret etmektedir. Burada elbette eleştiriden çok ikaz ya da itham söz konusudur ve buradaki eleştirinin yegâne meşruiyet kaynağı eleştiren kişinin hiyerarşik konumudur. Eleştirilen için de aynı şey geçerlidir o da aşağıda olmasından dolayı belirli tarzda bir eleştiriye muhatap olmaktadır. Genellemelerin sakıncalarının da farkında olarak söylemek gerekir ki son birkaç yüzyıldır Batı âleminin kendisi dışındaki dünyaya yönelttiği eleştiri tam da bu türden bir eleştiridir. Doğrusal ilerlemeci anlayışın dünyasında olabildiğince ilerlemiş ve yükselmiş olanların geride ve aşağıda kalanlara yönelik eleştirisi. Esasen hiyerarşik eleştiri Tanrının kullarına ya da anne babanın evlatlarına yönelik eleştirisinde kâmil anlamda tezahür edebilir. Kurumlarda ve insanlar arası ilişkilerdeki tezahürleri ise bunlara öykünen örnekleri konumundadır. Elbette bu yanılgı sadece Batılıları tutmuş değildir. Yeni Çağ’ın doğulularının da kendi toplumlarına yönelik eleştirileri, yine Modernci, muhafazakâr ya da sözde-geleneksel doğuluların Batılılara ya da kendi toplumlarına yönelik eleştirileri de bu yanılgıya düşebilmektedir. Bir sömürge valisinin Hint halkına yönelttiği eleştiriler gibidir bunların çoğu. İlerdekinin geridekini, çağdaşın gelenekseli, dindarın daha az dindarı, güya cennettekinin cehennemdekini eleştirmesinde olduğu gibi.
Eleştiri, olabildiğince eşitler arasında olduğunda yaratıcı bir nitelikte gelişebilir ve makul sonuçlar verebilir. Hiyerarşik eleştiride en beklenir sonuç ise farklı türleriyle itaattir. Tanrı kullarını yanlış davranışlarından dolayı eleştirir, ikaz eder ve kendisine itaat ederek doğrulmalarını buyurur. Ancak insanlar söz konusu olduğunda bu itaat beklentisi niyet edildiği haliyle hiçbir anlamlı sonuca yol açmayacaktır. Hiyerarşik eleştiriyi yapan üstte konumlandığı için muhatabında duygusal bir tepkiye yol açması kaçınılmazdır. Bu da düşünsel bir yarar sağlamayı engelleyecektir. Aynı zamanda eleştiriyi yapanın da tabiri caizse kendini sütten çıkmış ak kaşık mesabesinde görmesi söz konusu olacağı için sorumluluktan kaçmasına ve özeleştiri yapamamasına yol açacaktır. Hiyerarşik eleştiride söz konusu olan hiyerarşik konum fiili bir durumdan kaynaklanmak zorunda değildir. Buradaki hiyerarşi ve konum daha çok varsayıma dayalıdır. Bir okulun yöneticisi, öğretmenleri hiyerarşik konumundan kaynaklanan bir nitelikte eleştirebilir. Bu ikaz hiyerarşik eleştirinin tipik bir örneği olarak alttakine yönelir ve itaati gerektirir. Bununla birlikte aynı okuldaki öğretmen de yöneticiye karşı hiyerarşik bir eleştiri geliştirebilir. Belirttiğimiz üzere burada varsayımsal bir hiyerarşi devreye girebilir. Söz konusu yöneticiyi, dünya görüşü ya da yaşam tarzı açısından daha altta konumlandıran bir öğretmen böylece hiyerarşik bir eleştiri getirmek zorunda kalacaktır. Hiyerarşik eleştiride mutlaka kendini üstte, hatasız ve daha da önemlisi kendisine karşı hata yapılamaz olarak görme eğilimi vardır. Eleştiriye muhatap olan ise mutlaka eksik ve aşağıdadır. Bu durum dile ve söyleme de yansır. “Sen zaten şöyle bir insansın, bu hatayı yapmanın nedeni de bu” biçimindeki bir sahte eleştiri muhatabını hiyerarşik olarak aşağıya itmenin ve kendini üstte konumlandırmanın yansımasıdır.
Tuhaf olsa da bu yanılgılara akademik metinlerde fazlaca rastlamak bizi şaşırtmamalıdır. Bütün tarafsızlık ve rasyonellik iddiasına karşın akademik metinlerin yazarları da insanlardır. İnsan zaaflardan ve yanılgılardan bütünüyle sıyrılmış bir halde bilim “yapamamaktadır”. Eğitim araştırmaları bağlamında söylenecek olursa akademisyen, toplumsal cinsiyet, rekabet kültürü, sınavlar, testler, örgüt kültürü, liderlik gibi konularda küresel eğilimlerin yanında konumlanmakta ve bu konuma, ilerlemiş Batılı toplumların yanında görece gerideki kendi toplumuna yönelen hiyerarşik bir bakış eşlik etmektedir. Bu tür bakışların etkisindeki metinler de doğal olarak küresel çevrelerde daha fazla ilgi görmektedir. Bu metinlerin sahiplerinin, Batılı bir bakışla kendi toplumlarını eleştirmeleri ise ideal işleyiş yanılgısının trajik örneklerindendir. Batılı toplumların birkaç yüzyıllık deneyimini yaşamış bir toplum varsaydıklarının farkında bile değillerdir. Modernleşmenin her yerde ideal bir halde işlediğini varsaymaktadırlar. Batı demişken Doğudakilerin tepkisi de bu yanılgılardan kurtulmuş değildir. Fiili olarak birkaç yüzyıldır Batı hegemonyası altında hiyerarşide aşağılarda olduğunu bilse de kimileri geçmişle bağlantılı varsayımsal bir üstünlükle Batıyı eleştirdiğini zannedebilmektedir. Mesela Batıda örgütlerde yöneticiye değil de lidere ihtiyaç olduğu mu öne sürüldü ve liderlik çeşitli biçimlerde kavramsallaştırıldı mı bahsettiğimiz bu iki kesim yanılgılarını işletmeye başlamaktadır hemen. Bir grup “olması gereken bu, bizde nerde… klasik idareci anlayışı var sadece” derken diğer grup “liderlik için Batıya ne hacet var, tarihimizde liderliğin her türlü kavramsallaştırılmasının daha iyisi vardı” diyerek anakronik bir arayışa girişmektedir. Biz gerideyizciler ile biz hep üstündükçülerin yanılgıları eleştirel düşünceyi kendince biçimlendirmektedir.
Bu konu gereksiz biçimde daha da fazla uzatılabilir ancak şimdilik tamamlamak üzere söylenmeden geçilmemesi gereken bir şey var ki bu satırların yazarı da anlatılan iki yanılgıdan bütünüyle azade değildir elbette. Yanılgılardan mutlak anlamda kurtulabilmek de mümkün mü emin olmak zor aslında. Bu son cümlede bile insan doğasına ilişkin bir ideal işleyiş varsayılıyor gibidir. Yanılgılarımız affedile…
