Türk sinemasını tutkuyla takip eden hatırı sayılır bir seyirci kitlesi var. Ağırlıklı bir bölümü televizyon ekseninde Türk sinemasını takip eden bu kitle, kimi Türk filmlerini defalarca kez izlemiştir. Bunda seyircinin tercihinden çok televizyonların aynı filmleri tekraren yayınlamasının etkili olduğu söylenebilir. Türk seyircisi, bir vesileyle Türk filmi izliyor ama Türk seyircisinin izlediği Türk filmleri Türk sinemasının çok kısıtlı bir bölümünü yansıtıyor. Sinemalarda gösterim imkânı bulan, televizyonda yayınlanan, Netflix, Blu TV, Mubi vs. gibi dijital mecralarda yer alan Türk filmleri de gösterim alanının yapısına göre parçalı bir görünüm arz ediyor. Televizyon gibi seyircisini daha edilgen bir konumda tutan seyir aygıtına bağlı kalmak istemeyen seyircinin bile, eğer özel bir gayret göstermesi söz konusu değilse, Türk sinemasının bütününden haberdar olması mümkün değil. Türk sineması içeri

sinde yer alan filmlere erişme konusundaki engeller de geniş bir Türk sineması portresi ortaya koymayı hepten zorlaştırıyor. Bu da Türk sinemasını küçümsemek için fırsat kollayanların işine yarıyor. Bu durum Türk sineması denince akla geleni, birbirinin tekrarı bir düzine filmden ibaret kılıyor. Elbette her sinema, tarihsel gelişimi gereği birkaç filmle sembolleşebiliyor. Ancak o sinemanın bütünüyle ilgili perspektif ortaya koyan araştırmacılar da zamanla bir şekilde ortaya çıkıyor. Türk sineması için bunu söylemek kolay değil. Popüler filmler üzerinden Türk sinemasını değerlendiren halk kitlelerinin aklına Türk sineması denince birkaç film geliyor. Daha geniş bir çerçeve tasavvur edilemiyor. Ama bundan daha sorunlu olanı; sinema yazarı, akademisyen ya da araştırmacıların yalnızca sanat filmlerini dikkate alıp, popüler yapımları değerlendirmeye dahi katmamalarıdır. Hâlbuki aydın gözüyle bakmak, bir sinemanın bütününün görülmesini gerektiriyor. Bütünü görüp dar bir alana odaklanmak da tercihe göre mümkün. Ancak Türk sineması üzerine çalışan büyük bir çevrenin, inkâr güdüsüyle hareket ederek sathi bir Türk sineması fotoğrafını bütün bir Türk sinemasını tasvir etmek için kullandığı fark ediliyor.

Sinemada bir türü idealize edip, o kalıpların dışında yapılan filmleri dikkate almamak bir aydının değil de bir holiganın tavrı olabilir. Türk sineması üzerine çalışanların önemli bir kısmında holigan tavrını görmek imkân dâhilinde. Sinema festivallerinin birer holigan cenneti olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yalnızca sanat filmleri seçkileri hazırlayan ve bu filmlerin dışında bir sinema düşüncesini kabul etmeyen sinema holiganlarının toplum üzerindeki kültürel etkilerinin çok sınırlı olması da ayrıca incelenmeye değer. Dijital mecralar da bu parçalı bakışa uygun birer seyir kültürü sunuyor. Türk filmlerini gösterme bakımından; Netflix’in sinema ve televizyon seyircisi halk kitlelerini hedef alarak popüler filmleri seçkisine aldığı, Blu TV’nin eğitimli bir insan grubunun değer ve hayat görüşünü öne alarak dizi ve film yaptırdığı, Mubi’nin ise sinema üzerine çalışan bir insan ortalamasını hedeflediği gözlenebiliyor. Bir sinemayı; tezi, antitezi ve senteziyle kısaca bütüncül bir bakışla değerlendirmek daha isabetli bir sonuç çıkarmaya yarayabilir. Türkiye’de sanat filmleri dışındaki filmleri ciddiye almayan sinema yazarları ve sinema üzerine çalışan akademisyenlerin kayda değer bir bölümünün Avrupa sinemasını bütüncül bir bakışla değerlendirdikleri görülüyor. Türk sinemasının popüler yapımlarını yerden yere vuran söz konusu grup, Avrupa Sineması ya da Hollywood’un popüler yapımlarının oyuncularını ve müziklerini dahi ezbere biliyor. Bu çevre, bunları bilmekle kalmayıp kamu önünde hazla beyan edebiliyor. Bu yarın aydın çevresi, Hollywood ya da Avrupa Sinemasını tez, antitez ve sentez bütünlüğüyle derinlemesine bir şekilde incelemelerine konu ediyor.

Türk sinemasına Avrupa sinemasına tanıdıkları toleransı tanımayan sinema yazarlarının, bir geri kalmışlık güdüsüyle Türk sinemasını harcadıkları düşünülebilir. Buradan hareketle, Türk sinemasının derinlemesine incelenmesine ve farklı yönlerden ele alınmasına aracılık etmesi beklenecek sinema yazarı ve akademisyen çevrelerinin Türk sinemasının anlaşılamamasına sebebiyet verdiği yorumu yapılabilir. Türk sinemasının bütüncül bir bakışla yeniden yorumlanması için farklı türlerin ön yargılardan arınmış bir şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekir. Bunun için, Türk sineması denince kemikleşmiş kanıları bulunanları fazla ilgilendirmeyecek, yeni başlayanlar için çok kısa bir Türk Sineması seçkisi oluşturmayı hedefledim. Bu misal seçkinin yanı sıra Türk sinemasının çeşitliliğini yansıtacak çok sayıda seçki hazırlanabilir ve böylece Türk sinemasının çok boyutlu olarak değerlendirilebilmesinin yolu açılabilir.
- Hanende Melek (1973) – Metin Erksan
- Dört Mevsim İstanbul / İstanbul Bir Kavgadır (1990) – Lütfi Ö. Akad
- Bir Türke Gönül Verdim – Halit Refiğ
- Umut (1970) – Yılmaz Güney, Şerif Gören
- Ah Güzel İstanbul (1966) – Atıf Yılmaz
- Memleketim (1974) – Yücel Çakmaklı
- Gölge Oyunu (1992) – Yavuz Turgul
- Zıkkımın Kökü (1993) – Memduh Ün
- Züğürt Ağa (1985) – Nesli Çölgeçen
- Ahlat Ağacı (2018) – Nuri Bilge Ceylan
- Filler ve Çimen (2000) – Derviş Zaim
- Vizontele (2001) – Yılmaz Erdoğan / Ömer Faruk Sorak
- Kaç Para Kaç (1999) – Reha Erdem
- İtirazım Var (2014) – Onur Ünlü
- Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? (2006) – Ezel Akay
