Günlerdir parasızdı, açtı. Boğazından bir lokma geçmemişti. Kimseden bir şey isteyemiyordu. Çalışamıyordu. İşi yoktu. Kaldığı kulübede kıvranıp duruyordu. Dayanamadı, kalktı, yırtık kırçıl paltosunu giyerek çıktı. Hava buz gibiydi. Çarşı camiine kadar yürüdü. Yatsı namazından çıkan cemaatin sonuna yetişebildi. Şadırvana yaklaştı. Utanıyordu ama çaresizdi. Belki biri yardım eder, boğazından sıcak bir çorba geçerdi. Şadırvanda sessizce beklemeye başladı. Az sonra, kendisine doğru gelen birini fark etti. Görünüşünden varlıklı olduğu anlaşılıyordu, gençti. Başını çevirdi, bekledi. Genç adam arkadan yaklaştı, elindeki bir tomar parayı ayaklarının dibine, fark ettirmemeğe çalışarak düşürdü. Omuzundan dokundu, eğilirken, “efendim paranızı düşürmüşsünüz” dedi. Gülümsedi, gözleri nemlenmişti, “ah be çocuk, ah be evladım, o düşen sizin pırlanta kalbinizdir” dedi, aldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir