“Aaa evet, dedi aralarında en genç olanı. Hatırlamaz olur muyum, biz çocukken dedemin bir koyunu ayaklarından bağladığını sonra iri bıçaklarla hayvanı boğazladığını hatırlıyorum. Bunu niçin yaptığını da söylemişti galiba. Hayır hayır ziyafetle bir alakası yok.” paragrafıyla başlıyor Abdullah Harmancı’nın “Kurban” isimli öyküsü.
‘Seni Ne İhtiyarlattı?’ isimli kitabında yer alıyor bu öykü.
Uzay istasyonunda yaşayan gençler kendi aralarında konuşuyorlar. İkinci genç de bir anısını anlatıyor; İstanbul’dan yedinci koloniye uçacakları zamanlarda ilk kez kendi gözleriyle bir inek gördüğünü ve klonlanmış olup olmadığı konusunda bir tartışma bile çıktığını anlatıyor. Konuşmaları duyan daha yaşlıca olan üçüncü şahıs ise bu olayın ‘Kurban’ olduğunu bir makalede okuduğunu söyleyerek annesinin de kendisine anlattığını ifade ediyor. Hatta bu kesilen hayvanların etlerinden başkalarına da vermek gerektiğini annesinden duyduğunu söylüyor.
Evet öyküyü anlatmak için yazıyorum bu yazıyı. 2011 yılında yayımlanan kitabında bu öyküyü kurguluyor Abdullah Harmancı. Mim koyduğum öykülerinden biriydi bu öykü. Harmancı’nın öyküleri insanın yüzüne su çarpan öyküler. İnsanı sarsan, uykularını kaçıran öyküler yazıyor Harmancı. Bizim yaşadığımız mahalleden, sokaktan geçen öyküler, yaşantılar sunuyor okuyucuya.
2020 yılı hayatımıza köklü değişikliklerin yerleştiği bir yıl oldu maalesef. Pandemiyle birlikte neler oluyor neler bitiyor derken insan olmanın gerektirdiği çoğu hasleti özler hale geldik. Bana Harmancı’nın ‘Kurban’ öyküsünü hatırlatan bir haber okudum geçenlerde. Haber şöyle: “İklim kriziyle mücadelede et tüketiminin azaltılması hayati önem taşıyor ve bazı bilim insanları bunun bir kişinin yapabileceği en çevreci eylem olduğunu söylüyor. Bu kapsamda, ABD’li bir şirket tarafından biyoreaktörlerde hayvan öldürülmeden üretilen et, dünyadaki ilk satış onayını Singapur’dan aldı. Singapur Gıda Ajansı, bu onay ile etin hayvan öldürülmeden üretildiği bir geleceğin kapısını açabileceğini ifade etti.”
Harmancı’nın öyküsü 2820 yılında geçiyor ve gençler hâlâ böyle inançlar bu yılda var mı? diyerek şaşırıyorlar. Sizi bilmem ama ürpertiyle okudum haberi. Şimdi bile böyle inançların olduğunu söylüyor yaşlıca olan kahraman ve uzayın kimi bölgelerinde çeşitli dua seslerinin duyulduğunu dile getiriyor. 7. Uzay savaşı sırasında televizyon arşivleri yok olmasaydı duanın ne demek olduğunu sormayacaklarını söylüyor gençlere. Ve dünyanın oralardan bir ses yükseliyor: “Allahuekber! Allahuekber!”
Küresel bir çağda yaşıyoruz. Komplo denilen vakaların kapımıza dayanmasını dehşetle izliyoruz. Yapay et üreten insanlar yapay hayatlar oluşturuyorlar. Abdullah Harmancı “Kurban” öyküsünde tasarlanan gelecekten sesleniyor bize. Yeni tasarlanan dünya düzeninde olması muhtemel olayların içinden sesleniyor. Üç kahraman da büyülenmiş gibi dünyaya doğru bakıyorlar. İlk kez duydukları bu garip sesin anlamını kavrayıvermek üzereymişlercesine dünyaya doğru bakıyor ve sonsuza kadar öyle kalmak istercesine dünyaya bakıyorlar. “Allahuekber!”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir