(Mücahit Gündoğdu, Lütfi Ö. Akad Bir Anlatı Ustası, Eylül 2020, Cümle Yayınları, 166 sh.)

Tehlikeli iştir, bir insanın hayatını anlatmak. İnsanın kendi hayatıyla ilgili kesin kanaatlere ulaşması mümkün değilken, bir başkasınınkiyle ilgili çıkarımlarda bulunması risklidir elbette. Ancak bu risk, sanatçı gözü pekliği ile alınabilir. Bir sanatçıyı anlatacağını göz önüne alarak, duygu ve zihnin sonsuz devinimi seferber edilebilir. Anlatılacak kişinin kim olduğu önem kazanır bu noktada. Anlatılacak olanın, hayatıyla ilgili düşünceleri net mi? Kendi gerçeğine objektif olarak bakabiliyor mu? Bu sorular insan teki için kolay sorular sayılmaz. Bu sorulara olumlu cevap niteliğindeki kişiler nadirattandır. Bu biyografinin konusu olan Lütfi Ömer Akad da bu ender şahsiyetlerdendir. Kendi hayatını Çin’de yüzyıllar önce yaşamış bir şairi değerlendirir gibi soğukkanlılıkla değerlendirebilen kaç kişi var şunun şurasında? Kişisel yaşamıyla ilgili net ve tavizsiz hükümler verebilen bir adamın biyografisi nasıl yazılır? Böyle kişiler, hayatlarıyla ilgili çok ustaca bir bakış koymuşlardır zaten ortaya. Bunun dışında, yeni şeyler söylemek de çok büyük cesaret gerektirir. Böyle bir hayata getirilecek başka türlü bir yorum; karşısında adı, mesleği belirsiz yüzlerce Molla Kasım’ın yargıçlığında sigaya çekilmeyi göze almayı gerektirir. Böyle bir yargılama seansını düşünerek yazmak da kitaba en büyük ihanet olur. En iyisi ben kendi içimdeki Lütfi Ömer Akad’ı yazayım. Günün hakim ideologlarıyla, kültür tellallarının bağırtılarına kulağımı tıkayıp, bunu yapmayı deniyorum.

Asıl mesele bu değil mi? Bu kitabı bütün ansiklopedik bilgilerden ayrıştıran, gogıl kolaylığından kurtaran şey, tam da bu. Kendi kişisel görüşümü getiriyorum ortaya. Yaşanmış bir hayatı ben nasıl görüyorum? İşte söz buraya dayanınca, hikaye de başlıyor.

Sinemadan önce insan, hepsinden önce de çocuk olan bir adamın hikayesi, belki bütün insanlığın hikayesine misal. Her okurun dikkatini farklı hususlar çekecektir, bu hikaye içerisinden. Bu hususların toplamı bütün insanlıktır. Öyleyse, büyük sanatçıların hikayesi aynı zamanda insanlığın hikayesidir. Elinizdeki kitabın da muhatabı bu yüzden, yalnız sinemacılar, sinema yazarları ya da sinemaseverler değil, bütün insanlıktır.

Bu kitap, benim için çok sancılı ve bir o kadar da yeniliklerle dolu bir döneme denk düştü. Uzun bir zaman boyunca, kitabı bitirmeyi planladığım süreyi çok aşarak, Akad ile hemhal oldum. Bitirmeye yakın, neredeyse gündelik hayatımın içinde aramaya başlamıştım Akad’ı. Onu anlatmak için hızımı biraz düşürmem gerektiğini, gecikmeli olarak fark ettirdi bu yaşadıklarım. İlkin sıkıcı bir deneyimdi bu benim için. Sonra Akad temposunda bir gündelik hayat, dikkatimi kuvvetlendirdi. Üzerinde durmadığım onca şeyin derinliğini bu sayede fark edebildim. Yavaşlığın buluşçuluğunu duyumsadıktan sonra hızımı artırmayı hiç düşünmedim. Her yemeğin bir pişme süresi olduğu gibi sözün de olgunlaşması için belli bir zamana ihtiyacı vardı. O zamanı ve çileyi doldurduğumu düşündüğüm anda kitap da zaten tamamlanmıştı. Bu gönül hoşluğu içinde oturdum sunuş yazısı yazmak için. Üzerine çok şey yazılmış bir sanatçıyı, Türk sinemasının kurucu yönetmenini dönemi, çevresi ve kişisel mücadelesi ekseninde anlatmak için gösterdiğim çaba bilinsin hiç olmazsa. Bunu ne kadar başarabildiğimin hükmünü ise ilkin okur, sonra zaman verecektir.

 

(Bu metin, kitabın sunuş yazısından alınmıştır.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir