Gülek’li Yanık Memet, hurdacıydı. Adana Seyhan’daki hurda dükkânını açana değin, onyedi sene sokak sokak gezdi, çöplerden naylon, kâğıt, demir ve alüminyum topladı. Bekârken iki arkadaşıyla Seyhan’da ev olarak da kullandıkları bir depo kiralamışlardı. Topladıklarını buraya getirip biriktirir, hurdacılara satarlardı. Sadece hurda toplamaz, çöp kutularındaki sebzeyi, meyveyi, ekmeği de alırdı. Kokmamışsa eti sıyrılmış iri kemikleri de. Onları, deponun önünde eğleşen köpeklere ikram ederdi. Pişirir, suyuna kuru ekmek doğrar, kemiklerini küçültürdü. El arabasına, “çöpten hurda ve yiyecek toplamak bahane. Şehri sokak sokak belki sana râstlarım diye geziyorum” diye yazmıştı. Çöpten çıkan yiyecekler yetiyordu. Nadiren yağ, peynir, yumurta alıyor; kazandıklarının çoğunu Seyhan’daki dul, yetim, öksüz ve yoksullara veriyordu. Bir gün, Büyük Saat’in karşısındaki sokakta çöpü karıştırırken, duvarları kerpiçten, kısmen harabe bir evin penceresinde Selma’yı gördü, âşık oldu. Her gün, aynı saatte o evin karşısındaki çöpe gitti. Bir gün Selma da kendisini fark etti. Babası ölmüştü Selma’nın. Annesi yatalaktı. Babadan kalma Bağkur maaşıyla geçiniyorlardı. Yine çöpten topladığı giysilerden bir takım yaptı. Yıkadı, ütüledi, giyindi, sokağın başındaki pastaneden bir kilo baklava aldı, kapıyı çaldı. Selma’nın annesi güçlükle konuşuyordu. Kızının da istekli olduğunu görünce evlenmelerine izin verdi. Tek katlı, bahçeli kerpiç duvarlı bir ev kiraladılar. Çocukları olmadı. Memet, evlendikten sonra toplamayı bıraktı, toplayıcılardan satın alıp toptancılara satmak üzere depoyu yeniden düzenledi. Onsekiz sene sonra kalp krizi geçirip dört damarı değişince dükkânı devretti. Beslediği köpekleri de emanet etti. Gülek’e göçtüler. Bahçeli, ahırlı bir evle iki inek aldılar.
Karısı bir gün, “sana niye yanık diyorlar?” diye sormuştu.
“Bilmem, ezelden aşk yanığı varmış bende, nenem derdi” demişti.
Selma, Memet’ten ondört yaş küçüktü. Memet altmışdörde gelmişti, Selma ellisindeydi. Peyniri deri, kadını eri saklarmış. Selma ineklerin sütünden peynir yapıyor, Cuma pazarında satıyordu.
Bir akşam taze peyniri dilimleyip tuzlarken kanepede uzanmış televizyon seyreden Memet birden fenalaştı. Rengi gitti, sesi bir tuhaf çıkıyordu, olduğu yere yığıldı kaldı. Selma davrandı. Nabzına baktı, atmıyordu. Memet Memeet!” diye bağırdı. Soluk alıp vermiyordu. Öldüğüne kanaat getirdi. Bağırsa, konu komşu toplanacaktı. Sırtüstü cansız adamı uzattı. Ellerini karnına koydu., “Memedim” dedi, “sen öldün, peyniri de öldürmeyeyim, biraz bekle yanığım…”
Peyniri dilimleyip tuzlamayı sürdürdü. Bidonlara yerleştirdi, suyunu ilave etti. İşi bitince bağırmaya başladı :
“Yetişin komşulaar, evim yıkıldıı! Evimin direği gitti!”
Konu komşu yığıldı.
Geç olmuştu, yarın defnedilmesine karar verildi, üzeri örtüldü, karnına makas kondu.
Sabah cenaze arabası geldi, alıp devlet hastanesi morguna götürdüler.
Memet’in kuzeni Sâlim, cenazeyi yıkayan adama bahşiş vermek için, yardım eden yeğenine yaklaştı,
“Bu yıkayan adamın adı ne biliyor musun?” diye sordu.
Çocuk,
“Gassal” dedi.
“Gassal olduğunu biliyorum, adı ne?”
Çocuk yine, “gassal” dedi.
“Anladım gassal da, adı…”
“Amca, adı gassal adamın adı.”
“Allah Allah!”
“Bunun babası da gassaldı. Oğlu olunca, adını gassal vermiş, nüfusa da öyle yazdırmış.”
Sâlim, yıkama işlemi bitince, adama yaklaşarak,
“Teşekkür ederim Gassal bey” deyip parayı uzattı.
“Allah rahmet eylesin” dedi adam, “göğsünde bir yanık izi vardı biliyorsunuz değil mi?”
Sâlim,
“Yoo, bilmiyorum ama karısı bilir.”
Gassal bey,
“Yanık ciğer kokusu geliyordu mevtadan” dedi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir