Üniversiteyi Ankara’da okudum. Son sene Mücahit Gündoğdu ve onun vesilesiyle Mustafa Aydoğan’la tanıştım. Edebiyat mahfilleri dağılıp sosyal medyaya çekilmeden önce ilk tecrübemi Kurtuba Kitap Kafe’de yaşamıştım. Cumartesi günleri saat 16:00’da Mustafa Abi oraya bizi davet ederdi. Dergilerden aşina olduğumuz yaş itibari ile büyük Abiler de gelirdi. Mustafa Abi’nin masada oluşundan Cahit Zarifoğlu istisnasız hep anılırdı, her Kurtuba gününde. Şiirinin altı çizilir, şiir dünyasında Müslüman şair duruşunun iyi örneği oluşunun önemi belirtilir ve yer yer de dergiler, isimler seslendirilirdi.
Abiler gidince Mustafa Abi etrafındaki gençlere kalırdı. Anlatırdı, anlatırdık. Şiire dair hiçbir şey bilmediğim bir dönemdi, içimde sadece şiirin heyecanı vardı. Gözüm kısıktı, görmezdim. Sözcüklerle düşünmenin sonucu olan şiirin hayranlığı içindeydim ve o günlerde benimle göz teması sohbet eden, şiir yolunda ayak izleri olan bir şairleydim.
Ortada öyle bir içtenlik rüzgarı eserdi ki – ee abi ne olacak bu işler – desem boşa gitmez, duyulurdum. Demezdim bunu tabii. O günlerde Mustafa Abi’ye ithafen bir şiir de yazmıştım. İyi bir şiir değildi ama madem şiirin gücü samimiyetten geliyordu içtendim, samimiydim.
Görebiliyordum, bu bana özel bir his değildi. Mustafa Abi ile çok şairin ilk günleri başlamıştı. Edebiyat Ortamı mail kutusundan ya da benim gibi arkadaş vesilesi ile. Eminim içlerinden ona ithafen şiir yazan tek kişi de ben değilimdir.
Sonra ben gittim Ankara’dan, Mustafa Abi yıllardır yürüttüğü derginin yönetiminden ayrılıp kendine döndü. Ankara’ya sınavlara gittiğimde, cumartesileri yine Kurtuba’ya giderdim. Bazen Mustafa Abi’lerle sözleşip bazen de tek başıma. Böyle sınava gittiğim günlerden birinde, Mustafa Abi’ler toplanmıştı. Ayağımızı taşa bastığımız Kurtuba’nın bahçesinde kapıya yakın masalar birleştirilmiş sohbet ediliyordu. Dahil oldum. Rahmetli M. Ragıp Karcı masadaydı. Başka arkadaşları da vardı. M. Ragıp Karcı’yı ilk defa orada gördüm. Masada oturuşu herkesten farklıydı. Daha önce gelen bütün Abilerden. Hiç konuşmadık ama şöyle diyordu sanki bana “ben eskiyim oğlum, ben masada böyle otururum. Sizin yeni lakırdılarınız, şiir fikirleriniz sizin olsun. Ben dünyadan böyle geçeceğim.”
Çoğu insan rahmetli Ragıp Karcı Abi’yi şiirleri ile anacak, dostları yaptığı bulgur pilavıyla, saz çalışından saz oyuşundan tanıyana da rastladım. Benim aklımda da oturuşu, masayı kaplayışı ile kalacak. Bir de, kadına Dostoyevski gibi bakamıyoruz deyip Karamozov Kardeşler’e yaptığı ince atıfla.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir