Büyük Doğu, Cumhuriyet dönemi Türk düşünce ve edebiyat tarihinin en etkili dergilerinden biridir. Necip Fazıl Kısakürek’in 1943 yılında yayımlamaya başladığı dergi, edebiyattan sanata, tarihten felsefeye, dinden siyasete uzanan geniş bir alanda Türkiye’nin düşünce hayatını derinden etkilemiştir. Özellikle İslam merkezli medeniyet anlayışı, Batılılaşma politikalarına yönelttiği eleştiriler ve Cumhuriyet’in kültürel dönüşümüne ilişkin itirazlarıyla dikkat çekmiştir. Necip Fazıl’ın sonraki yıllarda sistemleştireceği fikirlerin önemli kısmı Büyük Doğu sayfalarında şekillenmiş, dergi giderek siyasi ve kültürel muhalefetin etkili yayın organlarından biri hâline gelmiştir. Ancak Büyük Doğu’nun bu yayın politikası, dönemin tek parti yönetimi tarafından daha ilk sayılarından itibaren yakından takip edilmiştir. Basın ve Yayın Umum Müdürlüğünün 1944 yılında hazırladığı raporlar, Necip Fazıl’ın hangi düşüncelerinin sakıncalı bulunduğunu, dinî ve ahlaki eleştirilerinin nasıl değerlendirildiğini ve dönemin siyasi iktidarının muhalif yayınlara yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır.
Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü İç Yayın Dairesince 17 Şubat 1944 tarihinde hazırlanan rapor, ertesi gün Umum Müdür Selim Sarper imzasıyla Başvekâlete gönderilmiştir. Server İskit tarafından kaleme alınan belgede Büyük Doğu’nun 10-18. sayıları incelenmektedir. Raporda derginin ilk dokuz sayısının daha önce değerlendirildiği, Necip Fazıl’ın dinî propaganda yaptığı yönünde kanaate ulaşıldığı ve yapılan uyarılara rağmen yayın politikasını değiştirmediği belirtilmektedir. Dolayısıyla söz konusu inceleme, dergi hakkındaki ilk değerlendirme değildir. Nitekim raporda önceki incelemenin sonuçlarına atıfta bulunulmakta, Necip Fazıl’ın faaliyetlerinin yeniden ele alındığı açıkça ifade edilmektedir.

Niyet Okuma Seansları

Raporun dikkat çekici bölümlerinden biri, Necip Fazıl’ın Atatürk hakkındaki olumlu ifadelerinin dahi kuşkuyla karşılanmasıdır. Şairin Atatürk’ün tarihî rolünü teslim eden açıklamaları samimi bulunmamakta, bu ifadelerin asıl siyasi maksadını gizlemek amacıyla kullanıldığı ileri sürülmektedir. Raporda Necip Fazıl’ın “maksadını Atatürk adı ile maskeliyor” olduğu iddia edilmektedir. Üstelik bu kanaat, derginin farklı sayılarında yayımlanan yazılardan hareketle oluşturulmuştur. Bu değerlendirme önemlidir. Çünkü raporu hazırlayan görevliler, Necip Fazıl’ın açıkça savunduğu düşüncelerle yetinmemekte, yazılarının arkasında bulunduğunu varsaydıkları niyetler hakkında da hüküm vermektedir. Atatürk’e yönelik olumlu ifadeler bile şairin lehine değerlendirilmemekte, aksine şüpheleri artıran unsurlar arasında gösterilmektedir. Böylece Necip Fazıl’ın ne söylediğinden çok, söyledikleriyle neyi amaçladığına ilişkin resmî kanaat öne çıkmaktadır. Raporun devamında Büyük Doğu’nun Büyük Doğu’ya Doğru, 1001 Çerçeveden ve Tanrı Kulundan Dinlediklerim başlıklı yazıları üzerinde durulmaktadır. Bu yazılarda Cumhuriyet’in kültürel politikaları, Batılılaşmanın sonuçları, toplumun ahlaki sorunları ve dinin kamusal hayattaki konumu tartışılmaktadır. Necip Fazıl’ın temel eleştirisi, siyasi ve hukuki değişikliklerin toplumsal ve manevi yenilenmeyi sağlamaya yetmediği düşüncesine dayanmaktadır. Resmî makamlar ise bu yaklaşımı Cumhuriyet’in kültürel yönelişine karşı geliştirilen muhalefet kapsamında değerlendirmektedir.

“Ahlâkın Kaynağı Dindir”

17 Şubat 1944 tarihli raporun en önemli bölümlerinden biri, Necip Fazıl’ın ahlak anlayışına ayrılmıştır. Şair, Cumhuriyet’in siyasi ve toplumsal dönüşümünü ahlaki sonuçları bakımından sorgulamakta, toplumdaki yozlaşmanın temelinde dinî değerlerden uzaklaşmayı görmektedir. Raporda Büyük Doğu’dan aktarılan şu ifadeler dikkat çekicidir:
“Ahlâken iflâs buhranlarının en korkuncunu geçirmekteyiz. Türk inkılâbı, bir ahlâk telâkkisi ve bir ahlâk yasası getirmedi. Ahlâkın kaynağı dindir.”
Necip Fazıl’ın bu sözleri, Cumhuriyet’in siyasi kazanımlarından ziyade ahlaki ve kültürel politikalarına yöneltilmiş eleştiridir. Şaire göre toplumun ihtiyaç duyduğu ahlaki yenilenme, yalnızca siyasi kurumların değiştirilmesiyle gerçekleştirilemez. Bunun için İslam ahlakının esas alınması gerekmektedir. Nitekim Büyük Doğu’da toplumun karşı karşıya bulunduğu ahlaki sorunlar sıralanmakta, bunların çözümünde dinî değerlerin belirleyici olması gerektiği savunulmaktadır.
Raporu hazırlayan görevliler ise bu yaklaşımı dinî propaganda kapsamında değerlendirmektedir:
“Dalkavukluk, iltimas, hırsızlık, rüşvet, fuhuş, içki, kumar, hile, yalan, riya, nefret, şüphe, istihzâ, kargaşalık, bugünkü cemiyete mâledilirken, yine İslâmî ahlâk, din ahlâkı ve din propagandasından kuvvet alınarak söylenmektedir.”
Bu satırlar, resmî makamların hangi hususlardan rahatsızlık duyduğunu göstermektedir. Necip Fazıl’ın dalkavukluk, rüşvet, iltimas ve hırsızlık gibi toplumsal sorunları eleştirmesinden ziyade, bu eleştirilerini İslam ahlakına dayandırması üzerinde durulmaktadır. Rapor, ahlaki sorunların varlığına ilişkin tartışmaya girmemekte; Necip Fazıl’ın çözüm olarak dinî değerleri göstermesini siyasi açıdan değerlendirmektedir. Böylece din ve ahlak konusundaki fikir ayrılığı, resmî denetimin gerekçeleri arasına girmektedir.
Necip Fazıl’ın eleştirileri, Türkiye’nin siyasi gelişmeleriyle toplumun manevi durumu arasında yaptığı ayrımda daha belirgin hâle gelmektedir. Büyük Doğu’da yer alan ve raporda aktarılan şu ifadeler, şairin yaklaşımını açıklamaktadır:
“Biz siyaset alanında demokrasiyalar yanında yer almakla sâlim bir politika duygusu ile hareket ettik. Fakat içtimaî ve ruhî alanda buhran içindeyiz.”
Necip Fazıl, Türkiye’nin uluslararası siyasetteki tercihlerinden hareketle toplumun manevi sorunlarının çözüldüğü sonucuna varılamayacağını savunmaktadır. Cumhuriyet’in siyasi ve askerî başarılarını kabul etmekle birlikte, kültürel ve ahlaki alanda beklenen yenilenmenin gerçekleşmediğini ileri sürmektedir. Raporda aktarılan “ruhta ve mânâda dengini bulamamak” ifadesi de bu eleştirinin devamıdır. Şairin üzerinde durduğu mesele, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra toplumun hangi değerler etrafında şekilleneceğidir.

“Gençliği Rejimine, Kendine İnanmaktan Uzaklaştırmaktadır”

Raporun en sert bölümü, Büyük Doğu’nun gençler üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmedir. Raporu hazırlayan görevliler, derginin yalnızca siyasi ve dinî yazılarını değil; şiirlerini, hikâyelerini, fıkralarını, karikatürlerini ve fotoğraflarını da incelemeye almıştır. Sonuç kısmında Büyük Doğu’nun bütün yayın içeriği hakkında ağır suçlamalar yöneltilmektedir:
“Büyük Doğu, yazıları, şiirleri, fıkraları, hikâyeleri, resimleri, karikatürleri, fotoğrafları ve bütün hacmi ile gençliğe, din maskesi, Allah formülü altında inansızlık aşılamakta, Türk devrimini bayağılaştırmakta, cihan efkârı umumiyesi karşısında büyük Türk cemiyetini bozuk, düzensiz göstermekte, sonra da bir takım kelime oyunları ile Türk milletini, gençliğini rejimine, kendine inanmaktan uzaklaştırmaktadır.”
Bu ifadeler, resmî makamların Büyük Doğu’ya yönelik yaklaşımını bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Derginin dinî düşünceleri savunması, samimi inanç ve ahlak anlayışının ifadesi olarak görülmemekte; siyasi amaçları gizlemek için kullanılan yöntem olarak değerlendirilmektedir. Özellikle “din maskesi” ve “Allah formülü” ifadeleri, raporu hazırlayanların Necip Fazıl’ın dinî söylemine yönelik kanaatlerini göstermektedir. Şairin İslam ahlakına dayanan toplum anlayışı, gençlerin Cumhuriyet’e bağlılığını zayıflatan faaliyet kapsamında ele alınmaktadır. Burada dikkat çekici olan, derginin bütün yayın içeriğinin aynı suçlamaya dâhil edilmesidir. Şiirler, hikâyeler, karikatürler ve fotoğraflar, herhangi bir ayrım yapılmadan siyasi sonuçları bakımından değerlendirilmiştir. Raporda bu yayınların gençler üzerindeki etkisini ölçen araştırma veya somut veriler sunulmamaktadır. Buna rağmen derginin gençleri rejime ve kendilerine inanmaktan uzaklaştırdığı ileri sürülmektedir. Bu yaklaşım, dönemin resmî makamlarının kültürel yayınları nasıl siyasi değerlendirmeye tabi tuttuğunu göstermektedir. Raporda ayrıca Büyük Doğu’nun, hâkimiyeti altındaki bölgelerde Müslüman nüfus bulunan yabancı devletlerin çıkarlarına hizmet edebilecek propaganda faaliyetleriyle bağlantılı olduğu yönünde şüpheler dile getirilmektedir. Ancak bu iddiaların hangi delillere dayandırıldığı belirtilmemektedir. Bunlar, raporu hazırlayan görevlilerin ileri sürdüğü iddialardır. Belgenin tarihî değeri de bu noktada ortaya çıkmaktadır: Necip Fazıl’ın gizli niyetlerini kanıtlamaktan ziyade, resmî makamların onun düşüncelerini hangi gerekçelerle sakıncalı bulduğunu göstermektedir.

Muhalif Yayınlar Üzerindeki Denetim

Büyük Doğu hakkında hazırlanan rapordan sekiz gün önce, 9 Şubat 1944 tarihinde, Basın ve Yayın Umum Müdürü Selim Sarper imzasıyla Adımlar dergisine ilişkin değerlendirme de Başvekâlete gönderilmiştir. Sol düşünceye yakınlığıyla bilinen Adımlar’ın komünist fikirleri yaymaya çalıştığı ileri sürülmüş, dergide yayımlanan tarih ve toplum yazıları siyasi bakımdan incelenmiştir. Böylece İslam merkezli düşünceleri savunan Büyük Doğu ile sol eğilimli Adımlar, aynı dönemde aynı kurumun denetimine konu olmuştur. Ancak Büyük Doğu raporunun ayırt edici yönü, Necip Fazıl’ın dinî ve ahlaki düşüncelerinin doğrudan rejime yönelik faaliyet kapsamında değerlendirilmesidir. Derginin yayın hayatı da bu incelemelerden bağımsız ilerlememiş, Büyük Doğu 1944 yılında kapatılmıştır. Necip Fazıl, sonraki yıllarda dergiyi yeniden yayımlamış; çeşitli kapatma kararlarına rağmen yayın faaliyetlerini aralıklarla 1978 yılına kadar sürdürmüştür.

Resmî Belgelerin Ortaya Koyduğu Gerçekler

17 Şubat 1944 tarihli rapor, Necip Fazıl’ın düşüncelerinden çok, bu düşüncelerin dönemin siyasi iktidarı tarafından nasıl değerlendirildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Atatürk’e yönelik olumlu ifadelerinin samimi bulunmaması, İslam ahlakına dayanan toplumsal eleştirilerinin propaganda olarak yorumlanması ve derginin gençlerin rejime bağlılığını zayıflattığının ileri sürülmesi, belgenin temel suçlamalarını oluşturmaktadır. Üstelik bu değerlendirmeler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek parti yönetimi sırasında hazırlanmış resmî raporda yer almaktadır. Dolayısıyla söz konusu belge, dönemin düşünce ve basın hayatını yalnızca muhaliflerin anlatımları üzerinden değil, doğrudan devletin kendi kayıtlarından inceleme imkânı sunmaktadır. Necip Fazıl’ın görüşleri eleştirilebilir, Büyük Doğu’nun siyasi ve kültürel yaklaşımı tartışılabilir. Ancak fikirlerin kamuoyunda eleştirilmesiyle devletin idari denetimine konu edilmesi arasında temel bir fark bulunmaktadır. Düşünce özgürlüğünün gerçek ölçüsü, yalnızca resmî politikalarla uyumlu görüşlerin açıklanabilmesi değildir. Mevcut siyasi ve kültürel düzeni eleştiren düşüncelerin de serbestçe yayımlanabilmesi, tartışılabilmesi ve idari müdahalelerle karşılaşmadan varlığını sürdürebilmesidir. Büyük Doğu hakkında hazırlanan raporlar, tek parti döneminde bu özgürlüğün hangi siyasi sınırlamalarla karşılaştığını gösteren somut belgelerdir.
Necip Fazıl’ın düşüncelerini sakıncalı bulan, Büyük Doğu’nun yayınlarını denetleyen ve şairin niyetleri hakkında hükümler kuran siyasi iktidar, bütün bu faaliyetlerini resmî belgelere kaydetmiştir. Bugün o belgeler, Necip Fazıl’ın ne düşündüğünden çok, tek parti yönetiminin farklı düşüncelere nasıl yaklaştığını göstermektedir. Büyük Doğu’nun Türk düşünce tarihindeki yeri kadar, yayın faaliyetlerine yönelik müdahaleler de tarihî değerlendirmelerin konusu olmaya devam etmektedir. Necip Fazıl’ın eserleri bugün okunuyor, Büyük Doğu üzerine araştırmalar yapılıyor. Şairin düşüncelerini sakıncalı bulan siyasi iktidarın uygulamaları ise artık kendi hazırladığı raporlar üzerinden değerlendiriliyor. Tarihin ortaya koyduğu gerçek budur.

Kaynakça
Koçak, Cemil. Tek Parti Döneminde Muhalif Sesler. İstanbul: İletişim Yayınları, 2011, s. 175–179.
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA). Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü İç Yayın Dairesinin 17 Şubat 1944 tarihli Büyük Doğu raporu ve 18 Şubat 1944 tarihli Başvekâlet yazısı. Katalog numarası: 030.10/86.570.4.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir