Varlığı kâğıda bağlı kitabın ortadan kalkabileceği ihtimali birçok insan gibi benim de kalbimi ürpertiyor. Öyle ki bu ihtimal hiç de uzak görünmüyor. Kitabın raflara konabilen bir nesne olmadığı günler sanıldığından daha yakın, daha mümkün, daha zorunlu gelmeye başladı. Dijital gelişim, her şey gibi kitabı da büsbütün sanal hale getirecek.
Ne ki bunun ayıltıcı, hatırlatıcı bir güzelliği de olacak sanki: Kitabın gerçek değerini bir nesne oluşundan almadığı iyice belirginleşecek. Kitabın nesne olarak varlığına takılıp kalan çok insan var çünkü. “Kitap sevgisi” ifadesi içi boş, karşılığı muğlak, çoğunlukla kitapla arası iyi olmayanların icat ettiği bir ifadeymiş gibi geliyor/gelmiştir bana hep. İnsan kitabı niye sever ki! Ekmeği sevmek gibi bir şey bu. Oysa ekmeği sevdiğimiz için yemeyiz, karnımız acıktığı için, biyolojimiz mecbur kıldığı için yeriz. Ekmek ile aramızda bir sevgi ilişkisi ne kadar varsa kitap ile de o kadar vardır. Bir lokma ekmeğin kıymetini, ekmeği en çok sevenimiz değil en aç olanımız bilir. Kitap için de böyledir bu. Bir kitabın hayattaki karşılığının ne olduğunu, okumanın insana kattığı değerin nasıl bir şey olduğunu idrak edenler bilir ancak. Kitapla bir nesne olarak ilişki kuran kişi ya tüccardır ya da sağlıklı bir ruh iklimine sahip değildir. Tüccara diyeceğimiz bir şey yok. Çoğu kitap onların sayesinde var olur, bize ulaşır, dimağımızı kuvvetlendirir. Hastalıklı iliş kuranlar ise gerçek birer okur değildirler; sadece bir toplayıcı, biriktiricidirler. Kitapla, okumanın gerektirdiği bir ilişkileri yoktur.
*
Kitapla ilişkisini ‘bilme ihtiyacı’nın belirlediği kişiler için, -kitap ehli diyebileceğimiz bu kişiler için-, nesne olarak bir kitap ile dijital dünyada teşekkül etmiş sanal bir kitap arasında hemen hemen hiçbir fark yoktur, olmayacaktır. Yakın gelecekte -kitabın nesne oluşuna alışkın kişiler yavaş yavaş hayattan çekildiğinde- sanal dünyada oluşmuş kitapların dışında bir kitap olabileceği ihtimalini aklına bile getirmeyen okurlar, ihtiyaç sahipleri ve bilgeler olacaktır. Bu durumda, kitap ile bilgi ihtiyacı arasındaki ilişkinin tek gerçek ilişki olduğu doğrudan görülebilecektir. ‘Kitap sevgisi’ ifadesi gibi okumanın ‘zamanı değerlendirme’ olduğu yaygın algısı da denebilir ki aynı şekilde saçma bir algıdır. Bu da yine okumaya uzak kişilerce ortaya atılmış ve böylece oluşmuş bir ifade biçimi olsa gerek. Vakti boşa geçirmemek için okuma da bir şeydir ama kendine bir ihtiyacı dayanak kılmamış her okuma eylemi eninde sonunda bir oyundan ibaret kalacaktır. Oyun ise çocuk işidir.
*
Satın aldığım ilk kitabı hatırlıyorum. Onun bana açtığı kapının ilk gıcırtısını da hatırlıyorum. O kapıdan geçerek birçok yerlere uğradım ve hala uğrama tutkumun gerisinde onun izi yatıyor. Dokundum, bana aitliğini hissettim, yerleştirecek uygun bir raf aradım, zamanla raflara sığmayacak kadar çoğalan kitaplarımın arasında benimle bugünlere kadar geldi. Kitap, insana, hatıradan çok tarih kuran bir nesnedir. Kitap, tarih kurar. Ne ki uzak olmayan bir gelecekte artık varlığı olmayacak bir kuruluş tarzıdır bu. Sanal dünyada mevcudiyet kazanan kitapların insanın tarihinde nasıl bir yer alacağını bugünden kestirmek güç. Aslında tarihin bizatihi kendisi sanaldır, yani ‘dokunulması mümkün olmayandır.’ Büsbütün soyut bir şeydir. Tarih bir yerde durdurulamaz, bir mekâna konulamaz, bir şekle sahip değildir. Dağınıktır. Her tarihçinin onu kendine göre dizayn etmesi, yorumlaması bu dağınıklık özelliğindendir. Bu nedenle, sanal kitapların insana kuracağı tarih belki de insan gerçeğine daha yakın olacaktır. Bilemiyoruz.
*
Kâğıt kitapların bir gün öleceğini, ortadan kalkacağını düşündüğümde, kitap yığılı masamda bu yazıyı yazarken kendimi adeta bir arkaik mekânda gibi hissediyorum. Tarih onları geçmişten getirip yanı başıma bir anlığına koymuş gibi.
*
Kitabın nesne olarak yok oluşu bütün eğitim biçimlerini ve öğrenme metotlarını da muhtemelen değiştirecektir. Mevcut okul formunun varlığını kağıt kitaplara, dolayısıyla kütüphanelere ya da kitapları edinme imkanlarına sahip zenginlerin imkanlarından yararlanma gerekçesine borçlu olduğunu söylemek abes olmayacaktır. Eğitim kurumlarının mevcut teşekkül biçimi ile kitaba ve kütüphaneye ulaşma imanı arasındaki korelasyonun mevcut eğitim ve öğrenim formunu oluşturmada başat rolü oynamış olabileceğini göz ardı edemiyorum. Dijital dünya, bizi yeni durumlara götürüyor ve o götürdüğü yere gitmekten başka şansımız görünmüyor. Bu yer, eğitim kurumlarının yepyeni bir forma ve içeriğe sahip olacağı yerdir. Ben bu gidişin kötü bir gidiş olduğunu sanmıyorum. Dahası, bu durumu, iyilik ya da kötülük değerlendirmelerinin dışında bir olgu olarak görüyorum. Tıpkı teknolojinin sunduğu taşıtları geleneksel taşıtlara tercih etmemiz gibi.
*
Kitabı bir nesne olarak yığmayı seven biri değilim. İhtiyacım kalmadığını düşündüğüm kitabı elimden çıkarmakta, kitaplığımın raflarını yeni kitaplara hazırlamakta bir sakınca görmem. Kitabın eski ya da yeni olmasının da bir önemi yoktur. Eksi baskıyı, eski baskı olduğu için değil, elimdeki tek nüsha olduğu için tutarım. Bir ilk baskı toplayıcısı da olmadım hiç. Böyle dostlarım var, topluyorlar, biriktiriyorlar. Bir kitabın çeşitli baskılarının peşinde olanları bile tanıdım. Bende bunlar yok. Kitabın tek varlık nedeni benim ona ihtiyacımın olmasıdır. İhtiyacımın bittiğine karar verdiğim anda o kitabı şutlamakta hiçbir sakınca görmem. Bu, kitaplığımda yıllardır durmaya devam eden yüzlerce kitabın mevcut olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Demek ki onlara olan ihtiyacım daha bitmemiş. Yıllar geçmiş ama elimin altında durmasında fayda görmüşüm, görmekteyim.
*
Daha ölmeden, kitaplarını kütüphanelere armağan etmiş, evindeki kitaplığı dağıtmış insanlar/yazarlar olduğunu duyuyorum. Niye ki, daha hayattasın, dur bakalım! Yaşları epey ilerlemiş olmasına rağmen bu tür tekliflere olumlu cevap vermeyen, kitaplığıyla iç içe yaşamayı kendince zorunlu gören yazarlar da tanıdım. Bence gerçek kitap eri olan insanlar bu ikinci örnekteki insanlardır. Benim tarzıma uyanlar da onlar. Ben şahsen kitaplarımın benden uzaklara taşındığını bir an bile düşünemiyorum. Mazallah! Kendimi gerçek anlamda tam bir çıplak olarak hissedermişim gibi geliyor. Gelecek ne inşa ederse etsin, dijital ilerleme neye mecbur kılarsa kılsın sanal ya da somut bir kütüphaneden yoksun kalmayı gerçekten düşünemiyorum. Böyle bir talihsiz durum, benim varlığımı gerçek anlamda doğrudan tehdit eder gibi geliyor. Ben anamdan bir kütüphane ile birlikte doğdum. Gördüğüm ilk şeyin bir kitap olduğunu varsayıyorum. Ya da ilk çığlığımı, elimdeki kitabı almaya çalıştıkları için atmış olmalıyım. Başkası mümkün değil!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir