149.
Okumaları yoğunlaştırınca kendime geldim; çırpınan insanın deniz kenarına ulaşıp feraha ermesine benzedi.
Okumaksızın, yazmaksızın, düşünce yalınlığına ve yalnızlığına yasyakın durmaksızın geçen en küçük süreç bile acı verici, yıpratıcı.
Zamanın an olarak değeri süreç olarak değerinden farklı. ‘An’ı yakalayamadığım ‘ ‘an’ın çarpışlarına muhatap olamadığım her süreç yıkıyor, tökezletiyor, donuklaştırıyor belleği. Bunu bir kez daha fark ettim.
Mekân değiştirdim, ülke değiştirdim, yepyeni insanlarla yan yana durdum, yemek yedim, muhabbet ettim, nefes alıp verdim. Bir ay. Otuz gün. Zor. İnsan, dağılıyor. Her yeni durum yeni bir dağılış ve toparlanış seremonisini zorunlu kılıyor. Bu zorunluluğa güç yetirecek kıratta değil aciz varlığım.
150.
Enver Paşa kitabını çekip aldım raftan. Duşanbe’den döndüğümden beri aklımdaydı. Paşa’nın Belcivan yakınlarında yer alan Çeğan Tepesi’ndeki mezarını ziyaret etmiş olmak bende bir duygu ve duyarlık yenilenmesine yol açtı. Şehit olduğu yere giden otuz kilometrelik kötü-tehlikeli-zor yolu kat ederken bendeki bu etki yoğunluğunu hiç beklemiyordum.
151.
Ali Haydar Haksal vefat etmiş. Yedi İklim bayrağını dalgalandıran oydu.
Çeşitli alanlarda eserler verdi ama bir öykücüdür o. Diğer eserlerine rağmen onun hakkında yapabileceğimiz en iyi tanımlama öykücü oluşudur. En azından ilk akla gelen yönü budur. Öyküleri hakkında bir şey söylemem zor. İyinin sınırlarında gezindi çoğu kere, zaman zaman da altın vuruşlar yaptı. Onun öykücülüğüne ilişkin yorumlarda bir genel kanaati, bir ortalama tespiti pek hatırlamıyorum. İki uçta gidip geldi değerlendiriciler. Rasim Özdenören’in değerlendirmesi -hatırladığım kadarıyla- olumlu uçtaydı. Değerli buluyordu öykülerini ve öykücülüğünü.
*
Bir hikâyecimiz, Haksal’ın kitap isimlerinin “muhteşem” olduğunu söylemişti. Dikkate değer bir tespit. Kütüphanemde yeniden bakmalıyım Haksal kitaplarının isimlerine.
*
Şiirler de yayınladı. Zaman zaman dergilerde okudum. Demek ki şairlik bir ukde olarak kalmış içinde.
Kitaplaştırdı da.
Yıllık çıkardığım dönemde şiirleri sanırım yıllıkta yer alamadı.
*
Haksal, edebiyatımızın son elli yılına ilişkin değerlendirmelerde (1975-2025), şöyle ya da böyle, adı anılmadan geçilemeyecek bir isimdir.
Rahmet olsun.
152.
Kurduğumuz hiçbir düzenek yerli yerine oturmuyor: Hayatta.
Ne ki, o büyük nizam içinde, yine de herkese hesaplarının dışında, kendisine rağmen bir düzen, bir düzenek bahşediliyor.
“Şükür” ile “Hamd” arasındaki ince fark böylece anlaşılır hale geliyor.
153.
Edep, belki de şöyle bir şeydir: Her türlü anlamıyla; kendi sınırları ile başkalarının sınırları arasındaki temas noktalarını fark edebilmek:
bu dikkat ve hassasiyete sıkıca sarılış.
154.
Bir avangart metnin etki gücü ne olabilir? Nereye kadar uzanabilir bu etki?
Sadi-i Şirâzî’nin şiirleri için şöyle kayıt düşüyor tarih: “Yazdığı her şiir, kütüphane raflarındaki binlerce eseri eskitirdi.”
*
İşin en tuhafı şurasıdır: Bugünün çoğu vasatı, hayata avangart olarak girmiştir.
Metinler için de geçerlidir bu.
Her avangart metin, zamanla vasatı oluşturur.
*
Zekâmızın veya dehamızın, gelecekte hangi zekâ ya da dehalarla karşılaşacağını bilemiyoruz. Bu bilemeyiş, korkunç bir geleceğin habercisi de olabilir: bizim için. Çünkü hem unutulacağımız odanın hem de alkışlanacağımız agoranın anahtarı onun heybesindedir.
155.
Yalın,
Gündelik,
Hepimize ait:
ne ki,
okuduğumuzda
dudağımıza zaman zaman
bir küçümseme
dalgacığı da yayılmıyor değil.
böyle şiir yazıyor kimileri. (gençler mi, demeliyim…. ama hangi şair genç değil ki!)
okuyorum, takip ediyorum
bunları da.
seviyorum ve neşelendiriyorlar beni.
156.
Dikkate en layık olan hikâye ‘günün’ hikâyesidir.
Dün, unutuşa aittir.
Yarın ise bir ihtimalden ibarettir.
