-2-

 

16-Bir Arap atasözüne göre adamın ahmaklığı şu beş şeyden anlaşılır:

  • Sebepsiz yere öfkelenmesinden
  • İşe yaramayan konuşmasından
  • Maksatsız soru sormasından
  • Yabancıya itimat etmesinden
  • Düşmanı dost bilmesinden

17- Anadilimiz olan Türkçe’mizin daha zengin ve ahenkli hâle gelmesi için iyi seçilmiş kitaplar okumalıyız. Sadettin Ökten, Emin Işık, Erol Güngör, Refik Halit Karay, H.Edip Adıvar, Cahit Zarifoğlu, Peyami Safa, H. Nihat Boztepe, Rasim Özdenören, O. Şaik Gökyay, Ö. Faruk Dönmez, Behçet Necatigil, H.N. Zorlutuna, F. Nafiz Çamlıbel gibi şair ve yazarları okumayı tercih etmeliyiz. Sözlük, lügat kullanmayı ihmal etmemeliyiz. Bilmediğin kelimeye bir defa, bildiğine iki defa bak demişler. Yabancı dil veya ikinci dil ana dilimize kıyasen öğrenilir. Onun için anadilimizi sağlam ve kuvvetli tutmaya ilave dilleri de aynı usule doğru öğrenmeye itina etmeliyiz.

18- Yunus Emre, Aziz Mahmud Hüdayi, Süleyman Çelebi, Y.Sultan Selim, A.Cevdet Paşa dili öğrenilir ve eserleri kolay anlaşılır olursa, İslam’ın temel eserlerine de ecdadımızın usulü olan, elsine-i selaseye (üç dil Arapça-Türkçe-Farsça) de epeyce aşina oluruz. Bu kendi medeniyetimize de bizi epeyce yaklaştırır.

Öğrenmeyi öğrenen ve okumayı bilen gençlerin işi kolaylaşıyor. Ah vah etmeye efkârlanmaya hacet yok. Mesele doğru-güzel Türkçe öğrenmek, öğrendiğimizle amel etmek ve onları uygulamaktan ibaret olduğu anlaşılıyor.

19-Keza 2025 ağustos ayı başında CNN Türk kanalında yüz akı mühendis ve müteşebbislerimizden Selçuk Bayraktar Beyefendi iki genç arkadaşıyla birlikte uzunca bir açık oturuma katıldı. Onları dinlerken çok ferahlık duyduk. Biz de bir temelsiz ve manasız sayısalcı-sözelci ayrımı var. Merhum Erbakan ve bazı arkadaşları bu ayrımın mânâsızlığını 70’li 80’li yıllardan beri anlatıyor, gösteriyorlardı. Ama çok yavaş ve çok geç anlaşıldı. Selçuk Bayraktar, o meselelerde çok yüksek idrak ve ilim sahibi olduğunu gösterdi. Gençlerimiz (40 yaş altı) için çok mükemmel bir numune-i imtisal oldu. O programı dinleyemeyen delikanlıların mutlaka dikkatle not alarak dinlemesi çok faydalı olur.

20- Meşhur İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, “Osmanlı Türk İslâm Medeniyeti ölmemiştir, sadece durdurulmuştur, yeniden canlanabilir” diyordu. Dünyada zulmün çok arttığı, teknolojinin en çok kadın ve çocuk öldürmeye yaradığı günümüzde bir şuur açılmasına ihtiyaç var. Bu uyanma ve canlanma yine bizim medeniyet çevremizden başlayabilir.

Sırpların, Bosna savaşında niye G.Hüsrev Bey Kütüphanesi’ni ısrarla bombaladıkları ders vericidir.  Emine Seçeroviç Kaşlı’nın “Kurşunların da Rengi Var”, “Kurşunların Rengini Yıldızlarla Değiştim” adlı iki eseri de okunsa uyku ve ufuk açar.

O zaman Gazi Hüsrev Bey de, Aliya İzzetbegoviç de, Akif’in babası İpekli Tahir Efendi de, annesi Şerife Hanım da, Dr. Sadık Ahmet de, Gazi Osman Paşa da nûr ve huzur içinde yatarlar. Gazzeli Ahmed Gazzî de, Kudüs’te artçı bölükte nöbetçi Iğdırlı Onbaşı Hasan da… Merhum tarihçi-hukukçu Mehmed Niyazi Özdemir Ağabeyin  “Nöbetçi” başlıklı makalesini okumayan kalmamalı.

21-Merhum mütefekkir N. Topçu hocamız, Kültür ve Medeniyet adlı kitabında “Kültürünü terk edenin medeniyeti olmaz” demiş. Oğuz Kağan’dan Dede Korkut’tan Hoca Ahmed Yesevi’den Yunus Emre’den akıp süzülüp gelen irfanî değerlerimizdeki hasarın sıkıntılarını her cihetten çekiyoruz. Güzel meskenler, mektepler, camiler yaptığımızı iddia ve ispat edemiyoruz. Sularımızı, havamızı, toprağımızı tabii ve temiz olarak muhafaza edemiyoruz. O zaman bizim kültürel (irfanî) koordinatlarımızı süratle tespit ve tayin edip o sınırları muhafaza etmemiz icabediyor.

22-İlm ü irfanın kazanılması, kültürel ihata ve irtifa için en evvel kendi dilimize ihtiyacımız var. Lisan zevkine sahip olabilmek için, o zevke ve zenginliğe sahip zevatla beraber olmayı, iyi dinlemeyi hedeflemeli, iyi sorular sorabilmeliyiz. Bir de güzel yazılmış her tür eseri dikkatli, anlayarak okumaya alışmalıyız. Cemil Meriç merhum, “Aydın olan maruz kalmaz, tercih eder” diyor. Tercihe muktedir ve kararlı olmalıyız.

23-Zirveleri tanımalıyız. İlmî, irfanî, ahlakî yönlerden zirveye yaklaşan ve ulaşanlar örnek alınacak insanlardır. Onlar bizi ömrümüzü israf etmekten korurlar. Ama onları anlamak dikkat ve sabır ister. Dağın zirvesine eteklerden başlayıp, bilinen bir yoldan çıkılır. Zirveye ulaşmış olanların yolculuğunu takip etmek lâzımdır. Onları da en yakına taşıyanlardan öğreniriz. Mesela 20. asrın zirvelerinden Nurettin Topçu Hoca’yı, Emin Işık, Orhan Okay, Muzaffer Civelek, Ali Birinci gibi kendileri de örnek alınacak hocaların yazdıkları ve anlattıklarından öğrenebiliriz.

Zirveleri anlayamayanlar, çekemeyenler, haset edenler çok olur. Bunların mânâsız kelâmlarına kulak vermeden “zirveler, zırvalarla yıkılmaz” ya da İsmet Özel gibi “O iş senin bildiğin gibi değil” deyip geçmelidir.

24-Merhum Akif’in Köse İmam şiirinden şu kısmı yeniden okumalıyız. Günümüzle mukayese yaparak, doğru dersler çıkarmalıyız.   

Bana sor memleketin hâlini ben söyleyeyim:

Bir imam çünkü, bilir evleri… Hâ bir de, hekim.

Gel nikâh kıy, demesinler, diye ba’zen kaçarım…

Düğün olmaz mı, gelirler de bütün komşularım:

Yine kondun hoca! derler, onu bilmezler ki,

Daha memnûn olacaktım o düğünsüz belki.

Zerde karşımda durur kanlı yemek tavrıyle;

Öksüz ağlar sanırım çalgıyı duydum mu, hele!

Bu neden? Çünkü nikâhın sonu er geç boşamak,

Yâhud akşamki gelenler gibi hırgür yaşamak!

Düğün olsaydı ne a’lâ idi tek bir perde;

Ayrılık faslı da var sonra bunun, mahkemede!

Ne kadınlar, ne sefâlet doğuranlar görürüz;

İşte binlerce çocuk, hem baba sağ, hem öksüz!

Üç sınıf halka içim parçalanır, hem ne kadar!

İhtiyarlar, karılar, bir de küçükler; bunlar

Merhamet görmeli, yüz görmeli insanlardan;

Yoksa, insanlığı bilmem nasıl anlar insan?      (S. Nazif, M.Akif s.71)

Ağustos 2025 itibariyle bu şiir yazılalı bir tam ve bir çeyrek asır geçmiş. O zaman en perişan zamanlardı. Şimdi maddi yönden çok daha iyi vaziyetteyiz. Ama manevi sosyo-kültürel cihetten aynı şeyi söyleyemiyoruz. Konu üstünde tefekkür edip en kısa zamanda bu hazin halden halas çaresi bulmalıyız.

25- Mustafa Özel, “Unutarak ulus, hatırlayarak millet oluruz” demiş. (24.08.2025 h.türk   M.Kızılkaya) . Dilde tasfiyecilik esnasında millet kelimesi yerine “ulus-ulusal” yerleştirilmeye çalışılmış. Epey başarılı da olmuş. Ortaylı Hoca “ulus”un çadır ahalisi manasına geldiğini millet yerine tutmayacağını söylemiştir. M. Özel Hoca da ona yakın bir mânâ ifade ediyor.

26-Erol Güngör “Bize düşman olan ve düşman kalacak bir medeniyetin çöpçülük hizmetini mi, yoksa kendi medeniyetimizin öncülüğünü mü yapacağız? Türk münevveri bu konuda derhal bir karar vermelidir” demiş. (M. Armağan 24.08.2025 y.akit). Açık ve düşündürücü bir tespit.

27-“M.Zeki Kuşoğlu 15 Eylül 2025 günü VAV Tv’deki programda anlattı. W. Hugo’nun Sefiller romanını Türkçeye ilk Osmanlı Maarif Nazırlarından Münif Paşa, MAĞDURİN adıyla tercüme etmiş. Bu isim romanın muhtevasına daha uygun. Çünkü Mağdurin; haksızlığa, kadre uğramışlar demek. Sefaletin bir sebebi, gadre uğramak olabilir ama daha birçok sebebi var. Ama Mağdurin daha ihatalı daha münasip bir kelime. Türkçenin incelikleri ifade zenginliğine, iyi bir örnektir. Bunun için üslup sahibi ediplerimizi veya çok güzel tercümeleri okumalıyız. Yakın zamanda okuduğumuz, Charles Dickens’in Antikacı Dükkanı (M.E.B. Yay.) zengin Türkçeyle, güzel tercüme numunesidir.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir