Özgeçmiş: 1989 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Selçuk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden 2014 yılında lisans, 2018 yılında ise “Modern Hece ve Süleyman Çobanoğlu” başlıklı tezle yüksek lisans mezunu oldu. Diyarbakır’da öğretmenlik yapmakta. Aynı zamanda Dicle Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde “Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Salgın İzlekli Romanlar” konulu doktora tezine devam etmektedir. 2012 yılından bu yana daha çok Dergâh dergisi olmak üzere çeşitli edebiyat dergilerinde şiir ve yazıları yayınlandı. İlk şiir kitabı Şehrin Şarklısı Mart 2020’de, ikinci şiir kitabı Ayağımın Üzengiye Yetişmediği Günler Şubat 2025’te Ketebe Yayınları’ndan çıktı. Yüksek lisans tezi, Fabrik Kitap tarafından Ozan ismiyle Mayıs 2024’te kitaplaştırıldı.

YAVUZ BALI: Abdulhâlik Hocam bu mülakat dolayısıyla bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederek başlamak istiyorum. Ayağımın Üzengiye Yetişmediği Günler adlı şiir kitabınızın hayırlı olmasını diliyorum. Bu kitap üzerine sorulara geçmeden önce Şehrin Şarklısı adlı ilk şiir kitabınız hakkında bir soruyla başlamak istiyorum. Şehrin Şarklısı ikinci baskısını yaptı. Şehrin Şarklısı’nın sizdeki karşılığı nedir?

ABDULHÂLİK AKER: Şehrin Şarklısı, ilk şiir kitabım olması dolayısıyla elbette ayrı bir yere sahip bende. Daha samimi, içten ve amatör buluyorum. Fakat tüm bunlar bir yana Şehrin Şarklısı benim ilk gençlik yıllarımdaki duygu ve düşüncelerimin fotoğrafı adeta. Nasıl ki yıllar önce çektirdiğiniz bir fotoğraf, fizikî görünüşünüzü resmediyorsa bu şiirleri de o yıllardaki içsel görünüşümün resmi olarak görüyorum. Bazen bakıp vay be neler demişim öyle, diyorum. Bazen de keşke bunu böyle demeseydim, dediğim oluyor. Tıpkı yıllar önceki fotoğrafınıza bakarken kâh gençliğinize imrenmek kâh giydiniz bir kıyafeti şimdi beğenmemek gibi. Farkı yok. Şehrin Şarklısı’nın bendeki yeri bu sanırım. Günler önce görülmüş bir rüya gibi silikleşen yaşantıları bana hatırlatması, unutmamamı sağlaması…

YAVUZ BALI: Gerek Şehrin Şarklısı gerek Ayağımın Üzengiye Yetişmediği Günler’den hareketle şiirinizin üç sacayağı bana göre lirizm, modern hece ve heceden gelen bir iç ahenk diyebilirim. Sizce de öyle mi? Eğer öyleyse bunlara başka ayaklar da eklemek mümkün müdür? Sizce şiiriniz hangi temel esaslar üzerine dayalıdır?

Abdulhâlik Aker

ABDULHÂLİK AKER: Buna ben değil okur karar verir ancak. Şayet sizin tarafınızdan öyle görünüyorsa bu beni sevindirir. Yine de şunu söyleyebilirim ki lirik olmak birinci derecede amacım. Hece zaten görünürde, iç ahenk de varsa ne ala. Ben belki daha somut bir şey söyleyebilirim şiirimin temellerine dair: Hece, yeni formlar ve arkaik sözcükler.

YAVUZ BALI: Ayağımın Üzengiye Yetişmediği Günler kitabınıza gelecek olursak burada çocukluk ve gençlik yıllarına doğru bugünden bir bakış söz konusu. Şair için çocukluk ve gençlik neyi ifade eder ya da genç olmayan neden gebere? 

ABDULHÂLİK AKER: Yavaş yavaş yaş kemale erdikçe yaşlanıyor olmanın korkusu sarıyor içimi. Hayatın bütün neşesi gençlikte. Yaşlı olmak, bir hayatı zorunlu olarak sürdürmek gibi geliyor bana. İnsan ya gençtir ya da yoktur. Genç değilsen ölmek ile yaşamak hiçbir şey gibi geliyor.

YAVUZ BALI: “Hayatın başka başka oynanan oyununda/ Çok kez eğlensem bile bazen daralıyorum” Şairin daralması hakkında ne söylemek istersiniz? Şair sadece arada bir mi daralır? 

ABDULHÂLİK AKER: Tüm eziyet ve zorluklarına rağmen hayatı ve yaşamayı seviyorum. Çok kez daralıp bazen eğlenmektense çok kez eğlenip bazen daralmak hayatı daha katlanır kılıyor. Türkiye’nin gerçekliği buna çok müsaade etmese de böyle olmaya ve kalmaya direniyorum.

YAVUZ BALI: Bir başka sorum da her yeni ilgi bir yenilginin kapısını mı aralar? Yenilginin anatomisi nasıldır? 

ABDULHÂLİK AKER: Bu ilahi bir mesajdır. Yıldığımız, yorulduğumuz noktada hayat bize yeni bir sayfa açar. Yeni bir ip uzatır bize yaşam. Biz de ona sıkı sıkıya bağlanırız. Tam da tükendim diyebileceğimiz yerde yeni bir ilgi, yeni bir yol açılıverir önümüze. Evin yolu gibi…

YAVUZ BALI: Selam vermek sünnet, selam almak farzdır, diye bilinir. Aleykümselam adlı şiirinizde bu farzı yerine getiriyorsunuz sanırım. Mahşerde bile kavuşmamızın mümkün olmadığı kimselere ne söylemek istersiniz?

ABDULHÂLİK AKER: Söyleyecek o kadar çok şey var ki. Fakat onu sadece şiirle söyleyebiliyoruz sanırım. Şiir olmasa başka nasıl göstereceğiz yaramızı?

YAVUZ BALI: “Beş Haiku” adlı şiiriniz form olarak benim de çok beğendiğim bir form… Ben de bu tarz şiirler yazıyorum bazen. Şunu sormak istiyorum: Bu tarz şiirlerden oluşan bir şiir kitabı çalışılabilir mi? 

ABDULHÂLİK AKER: Tabii ki de çalışılabilir. Örnekleri de var. Türk şiirinde Oruç Aruoba haiku yazıyordu. Müstakil bir kitabı var mı emin değilim. Kürt şiirinde Berken Bereh’in salt haikulardan müteşekkil bir eseri var. Benim böyle bir düşüncem yok ama nasıl ki salt koşmalardan mürekkep bir eser olabiliyorsa haiku da olabilir elbette.

YAVUZ BALI: Şair dediğin yalnız tanrıya niyazlıdır, sizin şiirinizde niyaz üslubu gözle görülür derecede var. Bu üslup genel olarak şiiri nereye taşır? 

ABDULHÂLİK AKER: Aslında o mısrada biraz politik bir duruş var. İnsanların makam mansıp gibi çok küçük şeyler için onurunu yerlere serdiği bir çağda şair sadece Tanrı’ya niyaz eder.

YAVUZ BALI: “Minör Şiir” adlı şiirinizi Ali Ayçil’e ithaf etmişsiniz. “Minör şairler / Eksik sayıyız” dizelerinden okuyucu olarak ne anlamalıyız? 

ABDULHÂLİK AKER: Minör şiir kavramı, kendi anadili dışında bir dille şiir yazan şairler için kullanılıyor. Aynı şekilde minör edebiyat kavramı da literatüre yerleşmiştir. Bilhassa Kafka özelinde bu konu üzerine çalışılmış. Kendi anadili dışında yazmanın insanda bıraktığı kırgınlık ve eksikliği ifade etmek için kullandım ben. Minör şairler majör dil içerisinde bir sayıdır ama eksik bir sayıdır, yapayalnız annelerin çocuklarıdır onlar.

YAVUZ BALI: Yabancı dil yerine hep Kürtçe karaladım, diyorsunuz bir dizenizde. Sizin Kürtçe yazmış olduğunuz şiirler de var, orada da kalem oynatıyorsunuz. Bize o taraftan bir pencere açmanız gerekirse neler söylemek istersiniz?

ABDULHÂLİK AKER: Bu da önceki soruyla ilişkili bir nebze. İş ilanlarında yabancı dil yerine Kürtçe yazmak iç sızlatan bir şeydir. Oysa Kürtçe, bunu yazanın anadilidir. Fakat onu koyacağı bir yer yoktur. Kürtçe şiir meselesi ise uzun bir meseledir. Ayağımın Üzengiye Yetişmediği Günler, Türkçedeki son şiir kitabım. Bundan sonra sadece Kürtçe şiir yazma kararı aldım. Bir kitap dosyam da hazır aslında. Ne zaman çıkacağıyla ilgili şimdilik bir planım veya girişimim yok. Kürt şiiriyle ilgili burada açabileceğim pencere ancak kendi yazdıklarıma ilişkin olabilir. Zengin ve serpilmekte olan modern bir Kürt şiiri var. Bu konu başka bir yazının veya söyleşinin konusu olabilecek düzeyde uzun.

YAVUZ BALI: Bir yandan doktora çalışmalarınızı yürütüyorsunuz bir yandan da yüksek lisans çalışmanız Fabrik Kitap’tan kitaplaştı. Edebiyatın inceleme/akademi sahasından şiire baktığınızda bizimle paylaşmak istediğiniz önemli bir husus var mı?

ABDULHÂLİK AKER: Birkaç istisna dışında akademinin çağdaş Türk şiirine mesai harcadığını düşünmüyorum maalesef. Mesai harcayanların da birçoğu genç ve şiirle akademisyenlik öncesi iştigal edenler. Oysa Yeni Türk Edebiyatı sahasında hocaların ve lisansüstü öğrencilerin bu konuya çok daha fazla eğilmesi gerekiyor.

YAVUZ BALI: Bu sorum biraz da hece ile ilgili olacak. Hece ile yazdığınız şiirleri yeni bir formda, “Üç Üç” ve “Minör Şiir” gibi mesela, yazıyor olmanız bu kitapta görülebiliyor. Hece üzerine yaptığınız yeni form denemeleri hakkında neler söylemek istersiniz?

ABDULHÂLİK AKER: Benim şiirimi benden önceki hece şairlerinden ayıran en önemli husus da bu zaten. Bizden öncekiler Süleyman Çobanoğlu, Ali Ayçil, Şenol Korkut gibi isimler hece şiirinin içeriğinde kayda değer bir yenilik yaptılar. Bundan sonraki şairlerin bu yeniliğe bir katkıda bulunması gerektiğini düşünüyorum. Değilse hece şiiri yerinde sayacak. Bu katkının bir yolunun da yeni formlar üretmek ve yaygınlaştırmak olduğunu düşünüyorum.

YAVUZ BALI: Kıymetli hocam son soruya geçmek istiyorum. Günümüz şiirini takip ediyor musunuz? Gidişat sizce nereye doğru ve günümüz şairlerine, genç şairlere söylemek istediğiniz son sözleriniz nelerdir?

ABDULHÂLİK AKER: Günümüz Türk şiirini kısmen takip ediyorum. Herkesi okumak elbette mümkün değil. Fakat çoğunluğu bile takip ettiğim söylenemez. Daha çok dergilerde şiirlerini görüp beğendiğim veya şiir zevkine güvendiğim dostların tavsiye ettiği şairlerin kitaplarını okuyarak kısmen de olsa takip ediyorum. Birkaç istisna dışında hemen hemen tüm şairler bunu yapıyor. Sadece şairler dahi birbirlerinin kitaplarını alıp okusa bile her şairin kitabı kolaylıkla ikinci baskısını yapardı örneğin. Bu gerekli ya da mümkün mü tartışılır. En sağlıklı olmasa da doğal olan kayda değer bir şekilde, özellikle çağdaşları takip etmektir. Komşumuzun bahçesine bakmadığımız sürece tek yeşil kendi bahçemiz zannederiz. Başka yeşil bahçelerin varlığı, bizim bahçemizin yeşermesine engel değildir.

YAVUZ BALI: Bu değerli söyleşi için ve samimi cevaplarınızdan dolayı çok teşekkür ediyorum hocam. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

ABDULHÂLİK AKER: Ben teşekkür ederim kolaylıklar dilerim.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir