Vazo, değerini her halükarda bizzat kendiliğine borçlu olmayan bir nesnedir.
*
Vazonun varlığı, kendisi olma durumunu bir başka nesneye borçlu olmaklığın o nesneyi bir araç mesabesine düşürmeyeceğinin bir kanıtıdır. Vazo, sadeliğin kırıldığı yerde başlar ve giderek bir estetik despotizmin aracı haline dönüşür/dönüşebilir.
*
Genellikle çiçekleriyle düşünürüz ama çoğu kere bizi kendi estetik alanına çeker ve orada bırakır. Aklımızda kalanın nesneleşmeksizin dağıldığı bir sonuçtur bu. Nesneleri genellikle kendileri olarak hatırlarız ama vazo genellikle kendi olmaklığın dışında kalır. Zihnimiz onu sönükleştirerek hatıralar arasında dolaştırır.
*
Vazo, bir tarafıyla, kırılabilirliğin bir sembolüdür. Hatta kırılmaklığıyla anlamı çoğalan bir nesnedir. Kırılmasının bir meseleye dönüşmesi hakkında pek düşünülmemiştir. Ama kırılmasının bir meseleden kaynaklandığını çarçabuk kabul eder zihnimiz. Bu kabulün doğru olup olmadığını tartışmanın bir anlamı yoktur. Vazo söz konusu olduğunda anlamdan yola çıkılarak gidilebilecek pek bir yer yoktur. Vazo daha çok absürdite üzerinden düşünülebilir. Karşılığını orada daha çabuk inşa eder.
*
Kırıldığı durumda, hatıramızdaki yeri bambaşka olacaktır. Vazoların kırılma nedenlerinin şapşallık veya acelecilik ya da telaş veyahut bir acının keskin bir noktasında ele gelmiş olması hususlarının hepsinin gülünesi, şaşılası ve acınası çağrışımlara sahip olduğunu düşünüyorum.
Kırılma enstantaneleri dışında benim hafızamda pek vazo fotoğrafı yoktur.
*
Başkalarının ilişkilerini bilemem ama benim vazo ile ilişkim geç ve karmaşık bir ilişkidir. Vazo açısından zengin bir koleksiyona sahip olduğumu söyleyemem ama evimin görselliğine katkı sağlayacak bir vazo çokluğuna sahibim. Onların kırılmadan da hafızamın kalıcı bölgesinde var olabilmesini istiyorum. İmkânsız bir istek…
*
Vazo, görmekliğin sınırlarında bir nesnedir. Bakıldığı yerden başka hiçbir yere gitmez ve götürmez. Kendiliğin sınırları içinde kalır. Belki de öyle kalmaya mahkûmdur. İnsan aklının muhatabı olduğunda donuklaşıverir.
*
Ben vazosuz bir yerden geldim. Çiçeklerle kendi doğal ortamlarında, sıradan halleri içinde karşılıklı bakıştığımız bir çocukluk fotoğrafı çıkar benden: çıksa çıksa.
Şimdi türlü türlü renklerde, biçimlerde ve boyutlarda vazolarla bakışıp duruyorum. Onların varlığını önemsiyorum ve bana açılan bir pencere kıyısı olmalarını istiyorum. Oradan bir yere bakmak, akmak, soluklanmak muradındayım. Olur mu ki! Olsa nolur ki! Ham hayal bir şey değil yine de bütün bunlar. Sıkıcı değil en azından. Vazo, sıkıcı bir nesne değildir benim gözümde.
*
Görsel nesnelerin bir despotik alan oluşturmalarından hep çekinirim; putlaşır çünkü eninde sonunda. Görselliğin kışkırtıcı doğası putlaştırmanın taşlı yollarını yavaş yavaş onarır, sevimlileştirir. Vazoların mekânlarda duruş biçimlerinde bu tehlikeyi hep içkin bulmuşumdur. Görsel despotizmden bahsederken asıl kast ettiğim aşağı yukarı böyle bir şey: Bulundukları mekanı (özellikle ebatları büyüdükçe) bir ibadethane ahengine doğru çekerler.
Görselliğin en parlak dönemini yaşadığı yüzyılın çeyreğindeyiz. Görsellik, araçsallaştırmanın ve araçsallaşmanın en kestirme yoludur: Araçsallaştırmanın imkânlarına sonuna kadar sahiptir ve insanı da bu araçsallaşmanın konusu yapmaktan beri durmaz. Nesne, görsel şölene dönüştürüldüğü oranda mutlak bir araçsallaştırıcıya da dönüşür. Ve nesnenin bu yöneliminin tek bir amacı vardır: İnsanı görsel bir araca dönüştürmek.
*
Böyledir ama vazo yüzyılımıza özgü bir görsel nesne değildir. Yüzyıllardır, bahsettiğimiz araçsallaşma ve araçsallaştırma eyleminin nesnesi olagelmiştir. Vazonun muktedir olanlarla sıkı bir birlikteliği olmuştur hep. İktidarın görkemi, vazoların görkemine çok şey borçludur.
Tarihin toprak altında yatan belgeleri arasında vazoların ağırlığı kendini hemen belli eder.
*
Anlatılanlara bakılırsa Mezopotamya, Antik Mısır, Yunan ve Roma uygarlıkları, vazonun önemli merkezleri arasında yer alıyormuş. Tarihin bu en şöhretli ve en kudretli pagan medeniyetlerinin sarayları vazoların ihtişamıyla nefes almış.
Üzerinde yaşadığımız topraklar bile vazonun ihtişamına çok şey borçlu. Bu ihtişamın gölgesinde akan kanların, çıkan canların, el değiştiren iktidarların son nefeslerini duyabilecek yakınlıktayız.
*
Vazonun tarihi gücün, görselin ve görkemin tarihidir. Medeniyetlerin mantığı değişmiş ama vazo, gücün estetik bir göstergesi olarak yerini hep korumuş. Her muktedir, vazonun estetiğinden haz almak istemiş. Böylece tarih ve toprak vazo ile dolmuş.
