Mustafa Işık, 1977 yılında Ağrı doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini memleketinde tamamladı. Van YYÜ, Eğitim Fakültesi, TDE Öğretmenliği mezunudur. 1999 yılında Ihlamur dergisiyle başlayan yazın süreci; yerel, ulusal ve uluslararası çok sayıda matbu dergi, e-dergi, sanal antoloji sayfaları ve edebî platformlarla devam etmektedir. 2020 yılında Vansesi gazetesiyle çıkılan, haftalık ‘’Van Gölü İncileri Edebiyat Sayfası’’ yolculuğuyla genç kalemlerin, edebiyatseverlerin çalışmalarının okurla buluşmasına katkı sağlamaktadır. Yayımlanmış eserleri: Süveyla /Şiir, I-2017, II-2019, III-2025, Dil Burcu /Şiir, I-2017, II-2024 ,Yağmur Vakti Sevmeleri /Şiir, I-2018, II-2023, III-2024, Heybemde Biriken Yolculuk /Deneme, I-2018, II-2024, Mavi Şehrin Kalemleri /Derleme, 2020, Bin Bakışlı Bir Yürek /Derleme, I-2021, II-2023, Dostların Kaleminden M. Karakaya /Araştırma, 2022, Hece Eksiği Şiirler /Şiir, I-2024, II-2025, Zaman Ağrısı /Deneme, 2024
Yavuz BALI: Mustafa Hocam merhaba, sizin şair olduğunuza yaşamınızdan da onlarca misal verilebilir. Yaşantısıyla şiiri bir bütün olan Işık’a bu söyleşi için çok teşekkür ederek başlamak istiyorum. Sonrasında Süveyla kitabınıza dair ilk soruma geçeceğim. Süveyla’nın kelime anlamı nedir? Sizin birçok şiirinizde seslendiğiniz Süveyla nedir veya kimdir?
Mustafa IŞIK: Merhaba kıymetli Yavuz Hocam. Öncelikle bu nadide çalışma için ve beni/ kitaplarımı konuk ettiğiniz için kalbî şükranlarımla müteşekkirim.
SÜVEYLA, 1999 yılında Prestij Haber Gazetesi’nin Bölge çapında düzenlen şiir yarışmasında birinci olmuş şiirim. 2017 yılında basımı gerçekleşen ilk dosyamın da ismi oldu. Önceleri şiirlerimi pek kimselerle paylaşmazdım. Yarışma ve Süveyla şiiri vesilesiyle tanınmamız ve Süveyla şiirinin de okur nazarında takdir görmesinin akabinde beni görenler çok uzun süre ismimle değil de “Süveyla Şairi” diyerek seslenmeye devam ettiler. Başka eserlerin de basılmasının akabinde yazma serüvenim normal seyrine dönmüş oldu.
Şairin eseri de çocuğu gibidir. Doğar ve büyür, yürümeye başladıktan sonra artık onu içeride tutamazsın. Sokağa çıkarmalısın, kör de olsa, sağır da olsa herkes görmeli onu ve o, hayatın gerçek yüzüyle yüzleşmeli artık. Süveyla da kendimi bildim bileli benimle var olan ve 1999 yılında da benimle birlikte Van’ın sokaklarını, caddelerini ve hayatımın her bir cihetini adımlayan, 26 yıldır halen de bana eşlik eden gönül feryadımın adı oldu.
“Veyl” kelimesinden feryat, figan, çığlık anlamına gelen ve yemin anlamı da bulunan ‘Süveyla’ bir imge olarak şiirlerimin merkezinde yer aldı. Bazen bir anne oldu, bazen kız kardeş, bazen de bir çocuk. En çok da sevgiliydi satırlar arasında dolaşan gizemiyle. Feryattı, çığlıktı, sessizliğin duyulmaz sesi, hissedilmez nefesiydi. Hayaldi Süveyla, biraz da gerçek…
Sevgili hayaldir şiirde çünkü şairin kalbi herkes gibi olanı sevmeye yanaşmaz. Şekilsel özellikten ötedir yazılan, imbikten geçen güzelliktir. Herkes gibi olan sıradanlaştı mı biter, gizemini kaybeder. Şair farklı olanı, sıra dışı olanı sever, ister. Günümüzde fiziki güzellik ruh güzelliğini öldürmüştür. Bakmak ile görmek arasındaki fark gibidir bu, Leyla’ya Mecnun gözüyle bakabilmektir marifet.
Yavuz BALI: Süveyla’da lirizmin ağır bastığını görebiliyoruz. Toplumsala dönük şiirlerin sayısı daha sınırlı Süveyla’da. Siz, şiirinizle kendinizi daha çok nerede konumlandırırsınız?
Mustafa IŞIK: Şiir; anlam, ses ve kelime oyunu ekseninde şairin hünerini göstermeye gayret ettiği tarifsiz bir üründür ve bir o kadar da hayata ait olandır. Doğduğumuz vakit kulağımıza okunan ilk salâ /ezan sesidir, emdiğimiz ilk sütle ılık esintisini hissettiğimiz ninnilerimizdir; musallada iken okunacak ağıttır. Her haliyle hayata aittir. Şiir, insanî olandır. Şiirde, her ne kadar estetik zevk ve sanat kaygısı ön planda olsa bile mutlaka yazıldığı zaman ve mekân gerçekliğinden hareketle anlama, kavrama ve hissetme sancısını çekersiniz. Şair sadece kendisi için yazan ve yazdıklarını okumakla yetinen değildir, olmamalıdır da. Şair, kendisiyle kan ve can bağı olan toplumun gerçekliğiyle yüzleşip o topluma öncülük etme ve onların sancısıyla iki büklüm yürümenin yükünü daim sırtında taşımakla mükelleftir. Her şiir bir yaşam önerisidir. Şiir gündelik hayatın karnından çıkar. Toplumun tarih burcudur. İlhamla yazılır, akılla düzeltilir.
Ama bir o kadar da kişiseldir, özeldir, özneldir; nev-i şahsına münhasır olandır. Tarifsizdir, anlatılmaz, belki sadece hissedilir. Bundandır bal yemekle meşgul birine adı sorulduğunda “adım bal” demesidir. Herkesin aynada gördüğünü duvarda görmeye verilmiş bir ruhsattır. Şiir, düşüncenin duygu süzgecinden geçmiş halidir. Evet, özü Allah vergisidir / tözdür / cevherdir. Bunu gövde gibi düşünebiliriz; ama uçmaya iki kanat gerekir. Kanatlardan biri; bir ömrü feda arayışı gece gündüz ter dökmeye, ilim irfan ehlinin dizinin dibinde oturmaya ve daha nicelerine gerek aşktır. Diğeri de bir ömrün, vaktin feda edilmesiyle verilecek emektir, kültür birikimidir, bilgidir.
Bundandır, şair ne kadar lirizme ayna tutarsa da kalemini; inanç esaslarını, düşünceyi, ideolojiyi, felsefeyi, sosyal yaşama ait gerçeklikleri göz ardı etmeden haddeden geçirerek şiir duygusallığıyla ama arabeski söylemden uzak bir hâl ile dile getirmek gayretiyle mükelleftir. Şair, şiiri yazarken bulunduğu çevrede, yaşadığı sosyal gerçeklikle, bu ruh hâlinden sıyrılamaz. Şairler, sezgileri ve duyargaları en güçlü olan kişilerdir. Çevrelerinde olan bitenden bihaber olmaları beklenemez. Arayışımız hakka, hakikate, gerçeğe ait olan olmalıdır.
Yavuz BALI: Bir de Süveyla’da daha doğrusu şiirlerinizde hep bir sesleniş durumu söz konusu. Bu seslenmeler Süveyla başta olmak üzere şiirlerinizi ithaf ettiğiniz insanlara doğru da kavisler çiziyor. Şiirde seslenme olgusunu sizin için bir iç yangınını dışa vurma olarak adlandırmak mümkün müdür? Ne söylersiniz?
Mustafa IŞIK: Ozan, deliden düzgün söyleyendir, demişler. Delirmemek için yazılır belki de. Çünkü şiir yazmak bir dağa omuz vermek gibidir. Hiç akıllı adam bir dağa omuz verir mi? İşte şair de omuz verdiği bu dağın ağırlığını paylamaya yine başka delileri / velileri / çocukları çağırmaktadır. Şairlik ki delilik – velilik – çocukluk arasındaki ince çizgidir. Bu çizgide durup çizginin dışındakileri çağırmaya birer nâdidir şair.
Belki toplumun öncüsü değil de sancılısı olmak için yazılır. Şairler içinde deli sayılmazsanız da, toplum nezdinde siz delisiniz, sağlıklı değilsiniz çünkü şair olmak bir üst kimlik gibi bir şeydir. Boş insanların işi diye tanımlanır haksız olarak. Ben bunun için yazıyorum diyen hiç kimseye rast gelmedim. Buna iknaya da seslenendir şair.
Ayrıca şair yerle gök arasında ama yerden çok göğe ait olandır. Göğe ait olduğu için de yerdekilerin göremediği ama kendisinin gördüklerine inanmaya ve iknaya davet vardır. Şiir hakikati arama gayreti olduğu için aslında şairler de peygamberler gibi gönderilmişlerdir. Peygamberler vazifelerin ve gönderilme sebeplerinin farkındalar ama şairler değiller. İşte farkında olmasa da şair görevi ifa etmeye de avazı çıktığınca feryat ve figan derdindedir. Süveyla feryat değil miydi zaten.
Yavuz BALI: Hocam sizin şiirinize baktığımız zaman kaynaklarınızın geniş İslam tarihi, peygamberler tarihi ve İslam edebiyatları tarihi olduğunu görebilmek mümkün. Işık’ın şiirlerinde beslendiği başka kaynaklar nelerdir?
Mustafa IŞIK: Edebiyat ve şiir yolculuğunda ilk öğretmenim medrese âlimi olan ve köyün de imamlığını yapan babamdı. Arap, Fars ve Kürt edebiyatına ait ezberinde çok sayıda şiir, gazel ve meselleri vardı babamın ve sürekli okurdu. İlk derslerimi babamdan; sonbahar ve kış aylarının uzun gecelerinde bir araya gelen ve birbirilerine anılarını anlatan, hikâyeler söyleyen, şarkılar – gazeller okuyan köyün büyüklerinden, kendisi de dengbéj (Ozan/ Halk âşığı) olan amcamdan; köydeyken bize sabahlara kadar çirok anlatan babaannemden, ablalarımdan aldım. Arap, Fars ve Kürt edebiyatına ait dinletilerle, halk türküleri dediğimiz starnlarla ve çirok dediğimiz halk hikâyeleriyle büyümem benim için ciddi bir zenginliktir.
Kendimi bildim bileli evimizde hep Kur’an-ı Kerim okunurdu. Babam talebeleriyle ilim müzakerelerinde bulunurdu ve saatlerce meseleler üzerinde konuşurlardı. Âlim ve âmil bir babanın rahlesinden geçmenin bahtiyarlığıyla küçük yaşlardan itibaren İslam tarihi, peygamberler tarihi ve İslam edebiyatları tarihine aşina kaldım. Okul döneminde çok ciddi bir kitap okuru olmam, edebiyat fakültesini bitirmiş olmam, Eski Türk Edebiyatı alanında yüksek lisan yapmış olmam, divan edebiyatına karşı ciddi alakamın olması bu anlamda beni doyuran nimetler oldu.
Bardağım büyük değil ama ben bardağımdan içiyorum, diyen Alfred Mussed’in deyişiyle ben de halen bu bardaktan içmeye devam ediyorum. Benim de hengâmeli hayatımın mutluluğu bu köklerdir; çocukluğum şiirlerimin arka bahçesidir.
Yavuz BALI: Sizin Van, Ağrı, Antep gibi şehirlerde yaşayan bir şair olduğunuzu göz önünde bulundurunca şiirinizde daha çok İşte o Anadolu’nun doğusu ve güneydoğu coğrafyasını da içine alan o coğrafyanın tınısını ben duyuyor gibi hissediyorum. Sizce şiirinizde böyle bir içli tınıyı siz de duyabiliyor musunuz? Ne söylersiniz?
Mustafa IŞIK: İnsan yaşadığı yere benzer; suyuna, toprağına, dağına havasına, insanına… Anadolu’nun her bir noktası yazılmayı bekleyen destan… Şair ki yaşadığı toplumun aydını, ustası ve üstadıdır. Herkesin aynada gördüğünü duvarda görmeye muktedir olandır. Yaşamaya alışmaz ama yaşamın nabzını tutar ve hayatın bin bir tınısını ruhunun ve vicdanının en derininde hisseder. Arşın altında anahtarı şairin dili olan hazineler vardır, o esrarı çözmeye şair ve şiiri memur kılınmıştır.
Köyde doğup büyümüş olmam beni şiirin hası olan doğayla küçük yaşta tanışma bahtiyarlığına erdirdi. Kırda bayırda koyunların, kuzuların peşinde dolaşmak ve akranlarımla hayatın zorluklarına rağmen güzel bir çocukluk geçirmiş olmak kırk yedi yıldır sırtımda taşıdığım heybemdeki tükenmez zenginliklerden biridir. Bu da coğrafyanın nazeninliğiyle beni alakadar kıldı.
Ağrı’da doğdum, 24 yıl yaşadığım Van’da edebî anlamda büyüdüm, olgunlaştım. Gaziantep ve Kahramanmaraş eşimin ve ailesinin yaşadığı yerler. Dolayısıyla yirmi beşinci yaşımdan sonra artık oralar da gönül göğüme açılan birer yaşam penceresi oldular. Hem zaten boş bir çanaktan başka bir boş çanağa ne konulabilir, nasıl doldurulabilir? Onun için farklı güzelliklerle hemhal olmak kelamı ve kalemi de güzelleştirir.
Yavuz BALI: Yağmur Vakti Sevmeleri adlı kitabınız biraz hüzün yüklü bir eser. Orada özellikle “Yunus’a Serenat” şiiri acının, ölümün ve kaybetmenin ruhta açtığı büyük yaranın şiiri. Bu şiirden ve bu kitaptan hareketle şunu sormak istiyorum: Şiir veya daha genelde sanat en çok acıdan ve hüzünden beslenir diyebilir miyiz? Ne söylemek istersiniz?
Mustafa IŞIK: Hüzün ki en çok yakışandır bize, der şair. Şiir özel bir hâldir ve yazılması da özellik ve güzellik ister, hüzün ister, keder ister… Ve her şeyden ötesi de emek ister. Çokça okuma ve yazmanın tezahürüdür şiir. Konuşma isteğini kaybeder şair. Yolda, arabada, dağda, ovada, denizde, kırda, gece uykuda, nerede, nasıl geleceğini bilmeden şiir yazma isteğini hevesle taşır. Belki de bir annenin doğurması gibi. Acı çekmeden, sancılanmadan, ya doğum olmazsa, yaşam devam etmezse kaygısını taşımadan neticelenmeyen bir süreç.
Neşeli şiirlerle acılı şiirler arasında bir fark yoktur benim için. Onun için biz genelde şiir yazarız demeyiz de, şiir söyleriz, deriz. Şiir, üstüne sayfalarca sözler söylenen ve bir türlü de gizi yakalanamayan; görünmez, ama varlığı duyumsanır bir şey gibi içimizde gezinip duran gizemli bir yapıdır ki bundan dolayı yapı taşlarının harcıdır hüzün, keder, acı, feryat, hicran… Aklî melekemiz hasebiyle çevremizde olup bitenlerden elbette bihaber değiliz. Hele günümüzde insanlık bu kadar alaşağı edilmişken, değer yargıları o kadar çiğnenmişken, her gün binlerce masum bombalarla, kurşunlarla can verirken duyarsız kalmak mümkün mü?
Yavuz BALI: Hece Eksiği Şiirler kitabınızdaki şiirler gerek yapı itibariyle gerek de öz itibariyle halk ve divan şiiri geleneğimizi yansıtıyor. Buradaki şiirlerde mazmunlar, kelimeler, üslup bu iki geleneğin yansıtıcısı niteliğinde… Bu şiirlerde Işık, büyük bir mirasa sahip çıkıyor diyebilir miyiz?
Mustafa IŞIK: Değişmeyen tek gerçeklik değişimdir, sözünden hareketle; gündelik yaşamın her alanında olduğu gibi kültürel alanda da değişim ve gelişim kaçınılmazdır. Modernite, her ne kadar düne ait olanı görmemezlikten gelme olsa da ve görülen kısmını da farklı bir şekilde lanse etse de, kendi adıma modern edebiyata ait dili merkeze alıp, imgelem gücünden de faydalanarak şiiri / edebiyatı / sanatı suyun iki yakasını birleştiren köprü olarak görme ve gördürme arzusundayım. Modern olanı reddetmenin namümkünlüğü gibi, modern olabilme adına maziyi de bir çırpıda silip atma da o gerçeklikte akıl kârı değildir.
Geçmiş, bugün ve gelecek üçlemesinde bugünün edebiyatı, sanatı ve şiiri geçmişle gelecek arasında bir uzlaşı görevi görmek zorundadır. Yani söyleyiş tarzım yeni, bu güne ait olandır kısmen ama içerik olarak eskiyi yarına ulaştırma gayreti içerisindeyim. Geçmiş; diliyle, kültürüyle, yaşam tarzıyla, söylemleriyle bir hazine gibi dururken bunu görmezlikten gelmek deliliktir. Bundandır ki gerek halk şiir gerekse de divan şiiri geleneği mirasına sahip çıkmak gelenek göreneklerine, yaşamın özkaynaklarına sahip çıkma gayretinde olan her şair gibi benim de vazgeçilmezimdir.
Yavuz BALI: Hece Eksiği Şiirler’in alt başlığı “AŞK RİSALESİ” olarak kapakta ifade edilmiş. Bu şiirlerin devamı gelecek mi? Mesela “Gurbet Risalesi, Hüzün Risalesi vb.” gibi?..
Mustafa IŞIK: Bu düşünce ile bırakılmış bir alt başlıktır “Aşk Risalesi” ve akabinde Kelam Risalesi, Hayıflar Risalesi ve Diriliş Risalesi dosyaları olacak Allah izin verirse ve ömür yeterse.
Aşk Risalesi ki aşk ile başladık yaşama mücadelemize. Çünkü âlemlerin yaratılma vesilesidir aşk. Malumdur ki “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl/ Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl” kelamıkibarı bize bu hakikati ifade etmektedir. “Aşk imiş her ne var âlemde İlm bir kıyl u kâl imiş ancak” der büyük üstat. Akabinde Kelam Risalesi ile “İkra” emrinin gereği en güzel kitap olan on sekiz bin âlemi okumaya gayret etmenin çırpınışı. Hayıflar Risalesi de ezan ile sala arasındaki bir ömrün yolculuğunda heybemizde doldurduklarımızdan mutlaka pişmanlıklarımız vardır, hayıflandıklarımız vardır. Belki de tövbe vesilesidir benim için hayıflanan sözlerim. Son olarak Diriliş Risalesi ile edebi hayat yolculuğun başlayacağı vakte hazırlığımız olacaktır inşallah.
Yavuz BALI: Dil Burcu da dâhil olmak üzere dört şiir kitabınız var. Her şiir kitabınızda Şair Müştehir Karakaya’ya bir şiir ithaf ediyorsunuz. Kendisi hakkında etraflı müstakil çalışmalarınız da var. Mustafa Işık için Müştehir Karakaya bir usta mıdır? Şiirinizde ve şairliğinizde ne gibi etkisi var?
Mustafa IŞIK: Kendimi bildim bileli söz dilime dolanmıştı. Yedi yaşından sonra okuma yazmayı, Türkçeyi öğrendikten sonra kalem ve kelam, yol arkadaşım oldu hep. Yazdıklarımın şiir olduğunu bilmeden ve şiirin ne olduğun bilmeden gönül feryadımın dilinin terennümüyle şiir yazmaya başladım ve yıllarca bu devam etti. Bu durum 1999 yılında Prestij Haber Gazetesi’nin bölge çapında düzenlen ve Müştehir Karakaya’nın jüri başkanı olduğu şiir yarışmasında “Süveyla” şiirinin birinci olması sürecine kadar devam etti. Ödül töreninde tanışma şerefine nail oldum ve o gün bugündür rahlesinde oturmak ve feyiz almak nasip oldu.
İstanbul’da, Cağaloğlu’nda uzun süre yaşaması, oranın edebî havasını soluması ve Sezai Karakoç üstada talebelik etmesi ve kendisinin nevi şahsına münhasır şiir tarzı; bütün bunların üstesinde şiiri yaşayan bir adam olarak örnek yaşantısı, şiirlerinin anlayışımı yansıtması hasebiyle bana örnekliği benim için farklı bir pencere oldu ve yıllardır o pencereden göğün sonsuz maviliğine bakmak gayretindeyim.
Bize yol göstericiliği, kadirşinaslığı, hocalığı ve alakalarına istinaden her kitabımızda birer şiirle vefamızı gösterme gayretinde olduk. Yakında 2. Baskısıyla tekrar okurla buluşacak olan Dostlarının Kaleminden Müştehir Karakaya kitabı da üstatla ilgili yerelde ve ulusalda yazılmış şiirlerin ve yazıların derlenmesiyle vücuda gelen bir eserdir. Bütün bunlar yeterli değil elbette ama kabulü ricamızdır. Kendisine sağlık ve afiyetler dilerim.
Yavuz BALI: Mustafa Işık şiir kitaplarını her baskıda yeniden güncelliyor. Şiirlerin başlıklarından dizelerin kümelenişine kadar bunu görebiliyoruz. Bazı şiirleriniz bir başka dosyanızda da yer alıyor. Ben bundan hareketle şunu çıkarıyorum: Işık’ın şiirleri yazıldıktan sonra sürekli şairi tarafından denetleniyor ve yenileniyor. Şiirler yeri geliyor yeni bir dosyaya da o dosyadaki şiirlere uygun olması yönünden alınabiliyor. Bütün bunlardan hareketle sizin için şiirleri ile yatıp kalkan ve onların üzerine sürekli kafa yoran, çalışan bir şair diyebilir miyiz?
Mustafa IŞIK: Çoğu kişinin aksine ben bir dosyanın hiçbir zaman kapanmayacağı kanaatindeyim. Elbette mevcut kitabın genel yapısını bozmamak lazım. Ama şairin duygusu da değişecektir elbette. Bir mecliste usta bir şairin şiiri okunur ve dönüp kendisine, üstadım bu şiirinizde ne demek istemişsiniz, diye sorulduğunda cevaben; ben bu şiiri yazarken anlamını bir Allah bilirdi, bir ben bilirdim. Şimdi sadece Allah biliyor, der.
Okur için de bu aynıdır. Aynı şiir nasıl şairinde farklı zamanlarda farklı çağrışımlarda bulunabiliyorsa her okurunda da farklı anlam çağrışımlarıyla yeniden hayat bulur. Yeniden var olur. Talep etmek adına talip olmak gayretiyle sürekli çalışmak gerekliliğinin gayretindeyim. Kitaplarım, yeni baskılara hazır olmak adına sürekli kontrolümde, onlarla daim hasbihal içindeyim. Ben onlara misafir oluyorum, satırlar arasında dolaşıyorum, eksiklerini dinleyip tamamlamaya gayret ediyorum. Gönül bahçesinin rengârenk gülleri ki onları koruyup kollamak görevimdir.
Malumdur ki şiirleri ile yatıp kalkmak ve onların üzerine sürekli kafa yormak ve bir ömür çalışmak şairin vazgeçilmezi olmalıdır. Şair ırmakta altın arayan adamdır, onca uğraşı birkaç gramlık değer içindir. Yaptığı balın farkında olmadan, saatlerce günlerce kozayı örmeye çalışmak tırtıl gibi…
Kendime şu soruyu soranlardanım: “Yazmadan yaşayabilir miyim?” Cevabım: “Yazmasam, çıldıracağım.” olur. Şiir hayatın ta kendisidir. Okumak, yazmak ve yaşamak bir bütünselliktir benim için. Halen kendimi bir öğrenci olarak görmekteyim. Her gün okumaya, yazamaya ve yeni bilgiler okumaya çalışmaktayım.
Yavuz BALI: Dil Burcu şiir kitabınıza ad olan şiirdeki anlatıcının bulunduğu konum itibariyle şair, dil burcunda olan, kelimeleri ile en zenginimiz, acıları ve kederleri ile en savaşçımız mıdır? Şair, dil burcunda mı meskûndur?
Mustafa IŞIK: Şiir, hayata ait olandır. İlk insanla var olagelmiş ve son insana kadar ulaşacak bir söz gizemdir. Her hâliyle hayata aittir, şiir; insanî olandır. Şair inanç esaslarını, düşünceyi, ideolojiyi, felsefeyi, sosyal yaşama ait gerçeklikleri göz ardı etmeden sözü haddeden geçirerek hayatın kavgasında galip gelmeye çabalar. Şair, şiiri yazarken bulunduğu çevrede, yaşadığı sosyal gerçeklikle, bu ruh hâlinden sıyrılamaz. Şairler, sezgileri ve duyargaları en güçlü olan kişilerdir. Çevrelerinde olan bitenden bihaber olmaları beklenemez. Kelimelerden zırhını kuşanan savaşçı; acıyla, kederle cenk halindedir.
Dil ki Farsçada ‘gönül’ demektir. Bütün bunları yaparken bir gönül burcunu inşa etmeye muktedir ustadır ve yaptığı o muhkem burçlarla gönül ülkesini savunmanın gayretindedir. Gönülden gönüle yol bulmaya ve hicrete çıkmaya atı eyerli bir süvaridir şair.
Yavuz BALI: Mustafa Hocam şiirlerinizde esasen yoğun bir anne sevgisinin, anne değeri bilmenin, annenin hayatta görüntüsünün bazen silinmesinden ötürü açılan büyük boşlukların izlerini yoğun hissediyoruz. Anne kavramı sizin için ne gibi bir anlam ifade ediyor?
Mustafa IŞIK: Doğduğumuz vakit kulağımıza okunan ilk seda ezan sesinin yanında emdiğimiz ilk sütle ılık esintisini hissettiğimiz ninnilerle annemizden şiirin ilk dersini almış oluyoruz aslında. Şiir, düşüncenin duygu süzgecinden geçmiş şekliyse bunun vasıtası annedir. Evet, özü Allah vergisidir / tözdür /cevherdir şiirin ama yatağı anne yüreğidir. Herkesin aynada gördüğünü duvarda görmeye verilmiş bir ruhsattır şiir, o ruhsatı vermeye muktedir olandır anne. Anne şiirin vücut bulmuşudur. Sığınaktır, limandır.
Annem hayatta daha… Allah cümlesine sağlık, afiyet versin. Ama ilkokul birinci sınıfa başladığım vakitten beri okul vesilesiyle hep ayrı kaldım. Anne şefkati, merhameti, koruyuculuğu; maddi, manevi olarak eksikleri tamamlayamaması bir ukde olarak kaldı. Anneler ki çocukları yeryüzünün kötülüğünden korumakla görevlendirilmiş meleklerdir. Ben zaman zaman o meleğin korumasında olamadığım için dünyanın hengâmesi beni çok yordu.
Yavuz BALI: Mustafa Işık’ın sadece şair yönü yok. Bir de deneme, gezi yazısı gibi türlerde de kalem oynatan bir Mustafa Işık var. Buna ek olarak Van Gölü İncileri diye bir edebiyat sayfanın editörlüğünü yapıyorsunuz. Son sorum Işık’ın yazma rutini nasıl ve önümüzdeki günlerdeki projeler neler? Çalışmalarınız ve yazınsal faaliyetleriniz ne yönde ilerleyecek?
Mustafa IŞIK: Şiir, deneme, derleme, gezi yazısı, inceleme araştırma alanlarında eserler icra etmek nasip oldu. 1999 yılından beri bilfiil yerel, ulusal dergi, e-dergi ve edebiyat platformlarında çalışmalarımız yayımlanmaya devam ediyor. Hayal Bilgisi, Ricat, Sanat Adam dergilerine editoryal anlamda katkılarımız oluyor.
2020 yılından beri Van Gölü İncileri Edebiyat Sayfasının yayın editörlüğünü yapmaktayım ve bu vesileyle öğrenciler, genç kalemler başta olmak üzere beş yüzün üzerinde şair ve yazara eserlerini yayımlanma imkânı sunmuş olduk. Yerel – Ulusal ve Uluslararası şiir yazma yarışmalarında 5 tanesi birincilik ödülü olmak üzere ödüllerimiz oldu. Ayrıca başta öğrencilerim ve genç kalemler olmak üzere kitap çıkarmak isteyen şair ve yazarlara kitaplarını basıma hazırlamaları konusunda editörlük desteği verme çabasındayız.
Mevcut dosyalarımızı yeni baskılara hazırlıyorum. Ayrıca denme, şiir, hikaye ve edebiyat yazıları alanında basıma hazır yeni dosyalar üzerinde de çalışmaya devam ediyorum.
Yavuz BALI: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Mustafa Hocam.
Mustafa IŞIK: Kıymettar yüreğinize ve ilginize ben teşekkür ederim. Şiire ve kitaplara daim dostlukla sizlere de çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim. Güzellikleri çoğaltanlara selam olsun.
Mustafa Işık’tan İki Şiir:
Bilinmeze Salınan Mendil
Deniz ıslanmıştır, kuma batmıştır çöl
Yorulan dağ, gölgesine yaslanmıştır
Aynada hiçlik sureti. Beni gör
Yanan yüreğin dumanıdır şairin sözü
Sevdiğin şehirler haritadan silinir
Huyunu bilirim bu ağacın. Yaprak açmaz
Bir kebikeç asmak gerek
Büyük gemiler yüzer küçük sularda
Yürürsün, şehir seninle yürür
Biraz korkudur hayat. Biraz insanca
İlk okul günü, bir çocuğun. Tedirgin
Açıktır her daim evimin kapısı. Eşikte ben
Sallamaya mendilim yok. Bu koşu neden
Gül bahçesinde İbrahim. Çokça serin
Yalvaç. Sadece seni isterim, Rabbim
Adımım karınca kararınca. Bir damla
Dünyanın en ucu gibi. Yalnız- uzak
Taptaze, basılmamış bir ses. Apak
Akar zaman, yanar zaman, ağarır. Kiminleyim
Ölünce nereye sığınırım. Annem de yok
Sesim ahının emaneti olsun bir şairin
Ben güllerini ölülere satan bahçıvanım.
taşın çiçekten kalbi
bahçenin yalnız köşesidir
bu dünyada huzur otağım
kalbimin vedaya penceresini
simsiyah kelimelerle donatacağım
şehrin sesi var, gidene seslenen
görkemli çınarsın, ardına saklanacağım
göğsüm ortasında taştan bakışlarını
âlemin seyri aminlere bırakacağım
ufkun öbür ucunda koşarak gelse de biri
sus/luğa abıhayat sesinden içeceğim
kuyudan içmeye kervanlar gönderip
yedi yıl kıtlıkta senli başaklar biçeceğim
bir dağ nasıl bakar ovanın boşluğuna
kalkıp yürüme isteğini bilemeyeceğim
mevsimlere inat / evvel baharı
sana yakıştırdığımı ilan edeceğim
saklısından büyütmüşken yarını
esse de badısaba bunu söylemeyeceğim
şehir ki sesler içinde muamma çığlık,
sayısız ses içinde sesini işiteceğim
mumdan kayıkla açılsan ateş deryasına
yetimliği ve yalnızlığımı haykıracağım
yarıya indirip kalbimin bayraklarını
sen için bir ömür yas tutacağım
gülmediğimdendir karardı göğün yüzü
gömleği sürmeden gözümü açmayacağım,
bir şiir söyleyeceğim sayısız mısralı
her harfinden yeniden doğacağım.

Teşekkürler selamlar muhabbetlerimle kıymetli hocam.. ayrıca Sadeimgeye de müteşekkirim
Biz teşekkür ederiz kıymetli Hocam, teveccüh buyurdunuz.
Yavuz Balı Hoca’ma bu kıymettar çalışması için müteşekkirim. Sadeimge’ye de ev sahiplikleri için kalbi şükranlarımı sunarım.
Güzellikleri çoğaltanlara selam olsun.