Televizyondan gelen sese kulak verdi. Sunucu ile konukları arasında hararetli bir tartışma vardı. Birisi, “Türkiye’de en önemli sorun” diyordu. Gerisini kulak kabartarak dinlemeye devam etti. Memlekette mesele çoktu ama acaba en önemlisi ne idi? Hakem diyordu. Hakem sorunu varmış. Anlaşılan bir spor programıydı. İçinden keşke en önemli sorun sporda hakem sorunu olsaydı diye geçirdi. Hakem, spor müsabakalarını ve yarışmalarını kuralına göre yöneten kişi. Hakemliğin başka bir anlamı da bir anlaşmazlığı çözmek için iki tarafın başvurduğu kimse ya da kendisine seçme yetkisi verilen bilirkişi. Sorun bu manada ise o zaman hakikaten önemli bir mesele olabilirdi. Çünkü, insanlar ihtilafı hakkaniyetli çözsün diye hakeme müracaat eder.
“Yolumda düz giderem hâkimle işim olmaz, yemeği az yiyerem hekimle işim olmaz” dermiş Erzurumlular. Hakem, hekim, hikmet birbirlerine akraba kelimeler. “Dinür amma o tabîbe hâzık / Ki ola ismi hakîme lâyık” Nâbî
Doğru nasıl gideriz’in cevabını büyüklerin, âriflerin sözlerine kulak vererek, tatbik ederek bulabiliriz. Başlıkta “Biz de bunu böyle duyduk uludan” dedik. Bizim büyüklerimiz insanlığı ve toplumu inşa etmek, ayakta tutmak, nizamı sağlamak, derde şifa olmak için hakimane-hikemi sözleri, vecizeleri, deyimleri, atasözlerini söylemişler. Nasihatname, pendname, mesnevi, şiir.. gibi birçok eser vardır ki, bunlar irfan hazinelerimizdendir. Zaten ecdadın eserleri de temelde nasihat, hikmet, ders hükmündedir. Hikmet erleri, bir sıkıntıya duçar olduğunda onların eserlerini okuyarak şifayâb / terapi olurlarmış.
Âlim ve şâir Osmanlı Vâlisi Diyarbakırlı Said Paşa’nın 10 kıtalık Ahlak Manzumesi de hususiyetle bir ders, bir nasihattir. Müstakim ol, dosdoğru ol, Hz. Allah utandırmaz seni diyor. Uzun bir manzume, bir kıtasını nakledelim:
|
Halkı tahrib eyleyüp de kendin âbad eyleme |
|
Bu cihanda ev yapıp ukbayı berbad eyleme |
|
Nef’in için zalim-i bî-rahme imdad eyleme |
|
Âlemi tenfir iden ahvali mûtâd eyleme |
|
Müstakîm ol, Hazret-i Allah utandırmaz seni |
Mehmet Akif de aynısını söylüyor, “Allah’a dayan, sa’ye sarıl hikmete râm ol / Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol”. Yine merhum Dr. Münir Derman “En büyük avukat, kulun vekili Allah’tır. Hiddet etmeden, nefret duymadan, beddua etmeden, Hiçbir şey olmamış gibi sâkin, açık gönül ile Hakk’ı vekil yapmak her şeyi hâlleder” derken bir nasihatta bulunmuş, bir yol göstermiştir. Maraşizade Borlu Ahmed Kuddûsi (1760-1848) Hz.’nin:
Bu nazmı sanma yâbânî çün ol ilhâm-ı Rabbânî
Okuyup pendi tutanı erenlere katar Mevlâ
Beytinden de anlaşılıyor ki, bu şiirler- kelâmlar ilhami bir feyizle söylenmiştir.
Mısır’da öğrenim gördüğü için “Mısrî”diye tanınan ve 17. yy. da yaşamış Niyazi Mısrî Hz. cezbeli bir şairdir. Adaletsizliklere razı olmadığı ve bir takım manevi meseleler ve haller sebebiyle sürgüne gönderilmiştir. Vasiyeti üzerine ayağında bukağı ile Limni’ye defnedilmiştir. Merhume Emine Işınsu “Bukağı adlı” kitabında Niyazi Mısrî Hz.ni roman tadında anlatır. DİB Yayınlarınca neşredilen Niyâzî-i Mısrî Divanı’dan bir zuhurat yaptık. 89 kıta’lık Nasihatname ile karşılaştık. Doğru gitmeye, müstakim olmaya çağıran bu uzun şiirden birkaç kıta seçtik:
Hevâda gezmegil her dem
Kulağın bana tut bir dem
Sana bir bir beyân edem
Ne der gör ma’ni-i Kur’ân
Hakk’a her dem ibâdet kıl
Bu nefsine siyâset kıl
Gece gündüz riyâzet kıl
Bulasın sen dahi Rıdvân
Hazer eyle menâhîden
Elin çek her melâhîden
Yanıp derd-i ilâhîden
Ola bu ciğerin püryân
Sakın dünyaya aldanma
Yalandır sözü inanma
Adûdur dost olur sanma
Dişin biler sana her ân
Sakın dünyaya aldanma diyor, modern hayata öyle çok kapılıyoruz ki, o işin muhafızı oluyoruz adeta. Pergel metaforu gibi bir ayağımız sabite/hakikate sımsıkı bağlı olmalıyken diğer ayağın peşine takılmakta.
Bu dünyâ bir aceb hâldir
Sanırsın zehrini baldır
Ta’âmı semm-i kâtildir
Olur sonra içine kan
Kişi hiç zevk ü işretde
Olur mu dâr-ı mihnetde
Ne yatarsın bu gafletde
Göçüp gitmekdedir kervân
Diyarbakırlı Sait Paşa Haline şeytan güler gördükçe sende gafleti diyordu Ahlak Manzumesinde. Gaflet, nefsin arzularına uyarak zamanı boşa geçirmek veya boş işlerle uğraşmak diyor sözlükte. Onun zıddı Âgâh ise bilgili, haberdâr, uyanık olmak.
Gel imdi çıkmadan serden
Seçer gör hayrını şerden
Göç imdi her hevâlardan
Nice bir fısk ile tuğyân
“Emmareye kul olan hayrı şerri seçer mi”, demişler. Emmare nefsin en düşük seviyesi. Hayırlı olanı seçmek, şer olanı def etmek için dahi bizim en insani vasıflarımızı taşımamız gerekiyor.
Hevâya oluban tâbi
Gel etme ömrünü zâyi
Bu hâle olmagıl kâni
Yüce tut himmetin ey cân
Harâma hiç el uzatma
Kim olursa dil uzatma
Elin aybını gözetme
Kamu sendedir bil noksân
Elin aybını gözetme diyor. Hani yazının başında en önemli mesele demiştik. Ellerin ayıbını da gözetmek de, kınamak da süflî bir mesele. Elalem ne der düşüncesiyle irademiz dışında, hoşnut olmasak da tasvip etmediğimiz, hakkaniyete de yakışmayan öyle cendereye boğuluyoruz ki, halkın hatırını hakkın hatırından üstün tutar olduk Bir de insan hâlini ahvâlini anlamadan ayıp gözetip onu incitmeden önce kendi eksiğine bakabilmeli, önce kendini inşa etmelidir.
Yolunda nefsi kahr eyle
Belâlar gelse sabr eyle
Ana her demde şükr eyle
Nasib etti sana imân
Sevinme ger öğerlerse
Yerinme hem yererlerse
Du’a eyle söğerlerse
Döğene olmagıl düşmân
İnsan övüldüğü zaman şişer, kibre kadar götürür hafazanallah. Söğüldüğü zaman da çok mütessir olur. Bu iki halden de etkilenmemeyi öğrenmek ve olgun olmak icap ediyor.
Nazar kıl sonuna işin
Sakın çatma gözün kaşın
Tutuver taşına başın
Eğer atar ise nâdân
Bazen işler istediğimiz gitmez, vardır bunda da bir hayır demeli, isyan etmemeli.
Bu halkın hâline bakma
Bu kîl ü Kâline bakma
Cihânda bir gönül yıkma
Elinden gelse et şâdân
Sakın kimseye bakma hor
Sen ebsem ol yerinde dur
Temâşâ eylegil bir bir
Bu âlem halkını ey cân
Yaratılanı yaradandan ötürü sevmek. Dünyada türlü türlü, her renkten, her ırktan, her mezhepten insan var. Hor görmek ve aşağılamaktan dolayı dünyada savaşlar yaşanıyor.
Gel imdi sen dahi düriş
Cihânda kıl bir iyi iş
Tarîk-ı Hak’da kal ol piş
Anın aşkı oduna yan
Günahına nedamet kıl
Bu nefsine melâmet kıl
Dün ü gün gel ferâgat kıl
Hevâdan ermesin elvân
Bu Mısrî’nin sözü Hak’dır
Tutanlar Hakk’a mülhakdır
Geriye kalan alçaktır
Olurlar son ucu pişmân
Niyazî Mısrî Hz. bu kelâmların Hakk’tan geldiğini söylüyor zaten. Söz tutanların Allah yoluna girdikleri, tutmayanların da alçalarak sonunda pişman olacaklarını işaret ediyor.
İsm-i şerifi geçenlere Allah’tan rahmet ola, ulular sözü dinlemeyi bizlere nasip eyleye.
