Gazâlî ile Kant, bu iki farklı insan, ahlakı çözümlerken olumsuz bir örnek üzerinden yol alırlar. Derler ki bir tehlike anında size sığınmış biri var; bir de bu sığınanı öldürmek isteyen biri var. Katletmek isteyen kişi size onu görüp görmediğinizi sorsa, nasıl cevap verirsiniz? Yalan söyleyip onu kurtarır mısınız, yoksa dürüst davranıp onu ifşa eder misiniz? Benzer bir soruyu Kohlberg, Heinz ikilemi adını verdiği bir hikâyeyle sorar: Bir kadın nadir görülen bir hastalık türünden ölmek üzeredir ve doktorları onu kurtarabilecek bir ilaç önermiştir. İlacın yapımı 200 dolara mal olmaktadır, ancak ilacı keşfeden eczacı, ilacın sadece kendisinde olduğunu bildiği için 2000 dolar talep etmektedir. Kadının kocası olan Heinz’ın ilacın parasını ödemeye gücü yetmez ve eczacıya zaman içinde ödemeyi teklif eder. Eczacı reddeder ve Heinz çaresiz kalır. İlacı çalmak için eczacının dükkânına girmeyi düşünür. İkilem şu: Heinz ilacı çalmalı mı yoksa çalmamalı mı?

Gazâlî birinci soruya “önemli olan insan hayatı” diyerek yalanın sadece bu maksatla söylenebileceğini belirtir. Ama burada amaç yalan değil, insanın canıdır. Aynı soruya Kant “ne olursa olsun yalan söylenmemelidir” der. Heinz ikilemine gelince, Kohlberg bu ahlaki ikilem karşısında ne yapılacağını belirtmemiş, zaten amacı da ortaya bir cevap koymak değil. İnsan elbette burada şu soruyu soruyor: Acaba Gazâlî ve Kant bu soru karşısında ne yapardı? Çok büyük ihtimalle bu ikilinin vereceği cevaplar, diğer tüm dış ve iç şartların sabit olduğunu varsayarsak, Kant çalmamalı, Gazâlî ise insan canını öne çıkararak çalabilir derdi gibi geliyor.

Kant’ın genel olarak önermesi olan evrensel ahlak yasasına da uyumlu olarak burada söylediğini “ahlaki bir kural şartlar ne olursa olsun uygulanmalıdır” diye anlarsak, onun sistemi (düzeni) öncelediğini ve sistemin öncelenmesi gerektiğini anlarız. Gazâlî ise, esasında buna “Hayır!” demez, çünkü sisteme halel gelmemesi onun da değer verdiği bir meseledir. Ancak Gazâlî’nin Kant‘tan farkı; sistem-insan dikotomisinde bir önceliğin değil tercihin zaman ve mekân kapsamında insana verilen bir takdir yetkisi olduğunu belirtmesidir. Kant’ın dünya-ahiret yahut fizik-metafizik ayrımını keskin şekilde yapması, bütünlüğe olan sadakatinin olmamasından kaynaklanır. Ona göre metafizik meseleler reddedilmez belki ama aklın işlevleri arasına da konulmaz. Gazâlî ise meseleyi bir tevhid düşüncesiyle ele alarak, her şeyi âlemin esas parçası olarak telakki eder ve bir şeyi diğer şeye feda etmez; bunun yerine meseleyi zamana, mekâna, şartlara bağlayarak yani insanîleştirerek çözer.

Konuyu şuraya getirelim: İnsanın terbiyesini “âlemin esas cüzi” tasavvuruyla gerçekleştirmek, âlemin dışında gerçekleştirmekten çok ayrı bir durumdur. Bundan dolayı insanın terbiyesini, onun hem âlemin (bütünün) esas parçası olması hem de varlık bütünlüğünü sağlama zorunluluğunda olması nedeniyle, ona haricen verilen bir yük olarak değil, bilakis varlığının gerektirdiği yükümlülüğü hatırlatmak olarak telakki etmek gerek. Şu halde eğitimi terbiye olarak anlarsak şöyle tanımlayabiliriz; insana kendisi de dâhil olmak üzere âlemin her bir parçasının hikmetini sorumluluk ve ödev bağlamında öğretmek ve insandan her bir öğrenmede ortaya çıkan ödevlerini ifa etmesini istemektir. Bir başka deyişle terbiye insanın varlık âleminin bir parçası olduğunu anlaması işidir. Anladıkça edebi gelişir; edebi arttıkça ahlaki bilinci yükselir. İşte âlemin döngüsü ancak o zaman fark edilir.

O halde; insanın yüceliği varlık âleminin parçası olma idrakiyle ilgili bir meseledir. Bu idrak geliştikçe insanın “özne”liği artarken, bu idrak azaldıkça “”nesne”liği artar. Nesneleştikçe de sistemin (ve kurumların) aparatı olur. Bu da Kant düşüncesinin egemen olduğu günümüz dünyasında insanın aleladeliğinin nedenini ortaya çıkarır. Oysa insanın özneleşmesi, varlığın mütemmim cüzü olmasıyla alakalı olduğundan ve böylece âlemden ayrı düşünülemeyeceğinden terbiyeden vareste kalması düşünülemez. Bundan dolayı terbiyeli insan, kelimenin geldiği köken itibariyle de görüleceği gibi, “Rabbini bilen, Rabbinin öğrettiklerini bilendir.”

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir