Cyrus Hamlin’in hatıraları Kasım 2012’ de Dergâh Yayınevi’nce neşredilmiş. Ayşe Aksu Hanım titiz tercümesine 15 sayfalık bir sunuş da eklemiş. Biz kitaptan 2023 Ekim’inde haberdar olduk. Öncelikli olarak ve yavaş okuma usulüyle epey uzun zamanda okuduk.

Cyrus Hamlin, diğer işleri gibi hatıralarını da ciddiyetle kaydetmiş. Misyonerlik; kabiliyet, dikkat, gayret isteyen işlerden olsa gerek. Yetiştirilme tarzları da buna göre. Hamlin tam bu işlerin adamı. Amerikalı ve Protestan misyoneri. Karşılaştığı problemleri çözmeyi biliyor. Mütercim sunuşta şunları söylüyor. (S.12)

“Bir başka ifadeyle, ilahiyat öğretmeninin görevi yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı kalmamalı, gençlerin ahlaki yönlerini de inşa etmeyi, sorularını birebir cevaplamayı da içine almalıydı. Dinî bilgiler Batının bilgi ve tekniğiyle birleştirilmeliydi. Bu manada Hamlin’in eğitiminde birebir eğitim-öğretim metodu öne çıkmakta, adem-i merkeziyetçi bir yapılanmanın daha pragmatist olduğu vurgulanmakta; bölgenin ve ihtiyaçların belirlediği yerel bir eğitim/okul modeline geçiş öngörülmekteydi. Ayrıca Hamlin bir anlamda ileride eğitim terminolojisine girecek olan ve “kendi kendine yetme, başkalarına muhtaç olmama” anlamlarına gelen self-help, self-support gibi terimlerin tanımlayıcısı ve uygulayıcısı olmuştu”

Kolej, ismini Amerikalı zengin Christopher Robert (1802-1878) den alıyor. Hamlin’in Among The Turks (Türklerle Beraber) adlı bir hatıra kitabı daha var. Amerika’ya dönüşünde ameliyat olmasına karar veriliyor. Ameliyat masasındaki duygu ve düşüncelerini çok güzel anlatmış. (S.428)

“Yan odadaki bir ameliyathane masasına yerleştirildim. Anestetik eteri orada verdiler. Onu teneffüs etmeye başladığımda, çocukluğumda yaptığım bir dua ile adamakıllı rahatladım:

Şimdi uyumak için yatıyorum Efendim İsa’ya dua ediyorum Ruhumu korusun diye… Uyanmadan ölürsem

Efendim İsa’ya dua ediyorum

Ruhumu alsın diye..

Ve bunu İsa’nın hatırına istiyorum.

Sanki her şey istediğim gibi olmuştu. Gözümün önünde çiçeklerin hayali, kulağımda uzaklardan gelen çan sesleriyle anestetik uykuya daldım. Tekrardan uyandığımda kendi odamdaydım ve eşim başucumdaydı. Her şeyin olup bittiğinden emin olunca şöyle bağırdım: “Ah! Eter bir harika!”

Kitapta bir de Adapazarı’nın geçtiği bölüm var. (S.464). Adapazarı’nın o yıllardan beri misyonerlerin dikkatini çektiği anlaşılıyor.

 “Adapazarı’ndan Pastör Alexander bütün saygılara layıktı. Allah vergisi denilen şeyde rakipsizdi. Akıllıca plan kurar, onu beceriyle uygulardı. Bir işte devamlılık faziletine sahipti ve asıl hedefinden başka yöne sapamazdı. “Bir peygamberin kendi memleketinde çok az itibarı olur [Yuhanna, 4/44]” kuralının tek istisnasıydı. Gençliğinde memleketindeki ufak bir kilisenin pastörü olmaya davet edildi ve aktif yaşamının tamamını orada geçirdi. Onun kilisesi, bünyesindeki misyonerlik çabaları ve eğitim kurumlarından dolayı en üstün kilise haline geldi”.

5 Haziran günü iki üniversiteli gençle Fethi Gemuhluoğlu Ağabey’in Dostluk Üzerine kitabını okuyorduk. Merhum Cahit Atasoy’un 1978’ de kaleme aldığı hatırasında Robert Kolej’le alakalı bir bölüm var. Onu da buraya dercediyoruz. (S. 350)

“Kendisi ile bir defasında Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmiştik. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir Türk Musikisi Kulübü ve Korosu kurulmuştu. O koronun bir konserine davetli idik. Kendisi konseri dinledikten sonra aynen şunu söyledi: “Burada,” dedi, “bir cami yapılsaydı bu kadar hayr etmezdi” dedi. Çünkü bu Türk Musikisi korosu bizim türkülerimizden en klasik eserlerimize kadar bestelerimizi derleyerek sanatımızın yekpare bir bütün olduğunun ispatını da ortaya koyarak icrada bulunmuştu. Ve hatta Hollanda’dan yeni dönmüşlerdi. Hollanda’da verdikleri dokuz konserde, Hollanda’nın altını üstüne getirmişlerdi. Ve Fethi ağabey böylesine bir intiba içersinde bu lâfi sarfetmişti. Sonradan kendisine sormuştum. Bana, “Biliyorsun,” demişti, “Robert Kolejin burada kurulmasının hikmetini biliyorsun” demişti, “Fatih nasıl İstanbul’u almışsa buradan, koleji kuranlar da Türkleri, Türklüğü buradan fethederek, yıkarak alacakları zehabıyla, böylesine bir yerde faaliyete geçmişlerdi. İlk defa Türk sanatı burada bu kadar, bayrak gibi dalgalanarak büyük tesir bırakarak icra ediIiyor, hayret” demişti.

         Hamlin’in eserinde İncil’e pek çok atıflar var. Bir peygambere istinad etmeden tutarlı bir iş yapılamayacağının farkında olduğu görülüyor. Hz. İsa a.s.’a muhabbeti aşikâr böyle insanlar birkaç adım daha atıp, son resul Hz. Muhammed a.s.’a tabi olabilseler ne kadar çok iyiliğe vesile olurlardı.

         Türkiye’de ve kültür havzamızdaki memleketlerde insan yetiştirmenin ehemmiyeti hakkında fikir birliği var. Fakat bunun nasıl olacağına dair henüz olgunlaşmış fikirler ve mutabakata rastlanmıyor. Son yıllarda yüzümüzü ağartan teknik işler başaran S.Bayraktar’ın da Robert Kolej mezunu olması manidardır. Bizim üniversitelerimizden de emsallerinin mezun olması ümit ve temennimizdir.

Gençler, mektepler, kolejler, veliler ve muallimlerle alakadar olmaya çalışıyoruz. Onlara hedef olarak Galatasaray Lisesi, Robert Kolej ve Saint Benoit Fransız Lisesi’ne yetişip onları geçemeyince yeterli olduğumuzu söyleyemeyiz diyoruz. Hamlin’in hatıratını okuyunca bu kanaatimiz daha da kuvvetlenmiş oldu.

Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

 

                          

“Robert Koleji Uğrunda Bir Ömür, Orhan Alimoğlu” için bir yorum

  • ‘Bahrü’l-hayâtın âbısın âşıkların mihrabısın
    Şehr-i ulûmun babısın esrâr-ı bürhân sendedir’
    Salih Baba

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir