Antalya, Elmalı’da doğmuş, Manisa’da medfun, Yiğitbaşı Ahmet Şemseddin Marmaravi hazretleri tarafından yetiştirilmiş. Halvetiye’den mutasavvıf bir şairdir. Klasik sufi terminolojisini Yunus Emre geleneğine bağlı bir üslupla işlemişlerdir. Bilinen eseri Divan-ı İlahiyatı’dır. Kendine özgü mana definecisi Dr. Mustafa Tatçı Hocamız tarafından divanın 517 ilahiyi muhtevi tam metni ilmi olarak hazırlanıp neşredilmiştir. (H Yay.)
Yiğitbaşı Ahmet Şemseddin Marmaravi hazretleri (v.1505) 15. asırda yaşayan kâmil ve mükemmil bir pirdir. Marmaravi denilmesi Manisa’nın Gölmarmara kazasında doğmasındandır. Uşaklı Aladdin Uşşaki tarafından yetiştirilip Manisa’ya görevlendirilmiştir. Yiğitbaşılığı Ahiliğinden gelse gerektir. Manzum ve mensur 14 eseri vardır.
İlm-i irfan, aşk-u muhabbet, sahib-i sabık diyanet reisimiz Mehmet Görmez Hocamız, 15’e yakın Divan-ı İlâhiyat’ın çok mutena mükemmel, hediyelik, çeyizlik baskısını yaptırıp, TDV yayınevlerinde manevi kârı dikkate alınan fiyatlarla satışa sunulmuştur. DİB yayınlarınca yayınlanan divanda, yine M. Tatçı Hocamız tarafından seçmeler yapılarak 430 ilâhi ile neşredilmiştir.
Merhum Rasim Özdenören Ağabey 20. yy Halvetilerinden Fethi Gemuhluoğlu ağabeyin vefatı üzerine yazdığı yazıya “Coşkun Derviş” başlığını koymuş, merhum Muzaffer Ozak’ın kıldırdığı cenazede “buluşmak mahşere kaldı” dediğini nakletmişti. Biz de coşkun bir zat-ı şerif olduğu kanaatine sahip olduğumuz Abdülvehhab Ümmi veya kısa adıyla Vahib Ümmi Divanından seçmeler yapalım dedik. Ola ki zevk şevk alanlar, müstefid olanlar olur. Merhametin, muhabbetin, adaletin yeterli bulunmadığı zamanımızda bir muhabbet vesilesi olur diye düşündük. Özellikle delikanlı milletine tanıtma, duyurma vazifemizi kısmen de olsa ifaya teşebbüs edelim dedik.
Doğum tarihi bilinmeyip irtihali 1597’dedir. Tatçı Hocamızın önsözünün son paragrafı ile giriş yapalım: “Elimizdeki divan-ı ilahiyattan seçmeler derdine derman arayan susamış gönülleri bir büyük aşk ve irfan sahibiyle tanıştırabilirse hedefine ulaşmış olacaktır.
Yüzyıllardır aşk, şevk ve zevkle okuna gelen bu eserlerle aramızda bir dil engeli zuhur ettiğini görüyoruz. Gerçi âriflerin kelâmları her zaman izah ve şerhe ihtiyaç gösterir. Biz geniş izahlara çalışmayarak, mısraların karşılarına lügat koymakla iktifa ediyoruz. Bu kelâm-ı kibarları, nutk-u şerifleri daha ziyade anlayıp, zevk etmek isteyenlerin bunları aşina olanlarla birlikte okumalı, meraklılar da dinlemelidir.
İmdi buyurun aşk ile irfan sofrasına:
Aldı elim girdim yola hasbeten li’llâh içün
Mürşidim Ahmed benim her hâlime hâldaş idi
Ben İlâhî, keşfinin mestânesiyem hâl ile
Vehhab‘ı bu aşk ile Ahmed’dir irşâd eyleyen
***
Yiğitbaşı’ndan kanarlar
Aşka düşerler yanarlar
Arşın içinde dönerler
Halveti’nin dervişleri Tenhada Allah’a yönelen. Halveti erkânına mensup.
***
Gâfil olma aç gözün mekkâr-ı şeytân sendedir mekkâr: hileci
Lâ deme bu tevhîde sehhâr-ı şeytân sendedir sehhar: sihirbaz
Söyledim şerh eyledim ahvâl-i şirkin sırrını
Yoklamazsan nefsini ba-külli yalan sendedir
Söyledim şerh eyledim ma’nâ-yı mutlakdır bu söz
Zakir ol zikr et Hakk’ı sadrında îmân sendedir
Âlemü’l-gaybın sıfatından sana budur cevâb
Düşmeyen bilmez bunu deryâ-yı ummân sendedir
Demesi lâzım değil ehline ma’lûmdur bu söz
Bildiğim budur benim lutf ile ihsân sendedir
Kahr u lutfun illetinden biz sana verdik haber
Var ise derdin senin derdine dermân sendedir
Câhil ü nâdân ne bilsin Vâhib’in esrarını
“Urvetü’l-vüskâ” hakkı âyât-ı Kur’ân sendedir Urvetü’l-vüskâ: Allah’ın ipi
***
Nefsini fehm eyleyenler ma’nâda insân imiş
Nefsini fehm etmeyenler gâfil ü nâdân imiş
Evvel ü âhir Hû tevhîdini mutlak söylerem
Bu kelâmı söyleyen ma’nâda ol sultân imiş
Gizli yer yok ehline tevhîdimi dinlendi gör iyi dinleyegör
Söyleyip söyletdiren ma’nâda ol Sübhân imiş
Ey birâder ben sana hakka’l-yakînden söylerem
Gönlüme mihmân olan ol Mustafâ sultân imiş
Hikmetiyle ma’nâ yüzünden sana birdir hitâb
Mürşidin irşâdını gör derdlere dermân imiş
Cânıma râhat veren nûr-ı cemâl-i Mustafa
Lâ diyen bu tevhîde anlandı gör şeytân imiş iyi anlayagör
Vâhib Ümmî derd-i-mendin zikrinin ma’nâsı Hû derdi olan
Sadrının içindeki ol şübhesiz îmân imiş sadr: göğüs
***
|
Benliğini geçmez isen Yürü sen derviş olmazsın Cân gözünü açmaz isen Yürü sen dervîş olmazsın
Halkın içinde fakîsin Ehlin içinde şakîsin İblîs’in dolmuş okusun Yürü sen dervîş olmazsın
Sözün yüzün ardın bilen Yaman söylemezler inan Anın içün derim sana Yürü sen dervîş olmazsın
Kim zikr eder oldur halîl Zikr etmeyen anda melîl Bu sözlere çokdur delîl Yürü sen dervîş olmazsın
Kendin gören şeytân olur Kendin bilen sultan olur Hak sırrında pinhân olur Yürü sen dervîş olmazsın
Bu dünyâdan usanmazsın Peygamberden utanmazsın Erenlere inanmazsın Yürü sen dervîş olmazsın
|
Bu tevhidin kemâlidir Kemâlinin cemâlidir Sâdıkların a’mâlidir Yürü sen dervîş olmazsın
Sözümüzü hatm edelim Ma’nasını hazm edelim Şimden geri ketm edelim Yürü sen dervîş olmazsın
Arif sözü birdir hemân Câhil sözü hârdır hemân Gönlün evi nârdır hemân Yürü sen dervîş olmazsın
Peygamber’in selâmıdır Evliyânın kelâmıdır Sırr-ı hikmet âlemidir Yürü sen dervîş olmazsın
Gayrı sözün ma’nâsından İşte haber budur sana İki yüze bakar iken Yürü sen dervîş olmazsın
Söylenen sözden almazsın Çekseler yola gelmezsin Tevhid gölüne dalmazsın Yürü sen dervîş olmazsın |
fakî: ilmihal bilen. melîl: mahsun, üzgün.
şakî: eşkıya. pinhân: gizli.
halîl: dost. ketm: dilimizi tutalım.
***
Ey birâder “la” demezsen bildiğim diyem sana
Gayrısı lâzım değildir gördüğüm diyem sana
Bu kelâmın ma’nasını söylemek lâzım bana
“Lâ fetâ illâ Alî lâ seyfe illâ Zülfikâr” Ali gibi er, zülfikâr gibi kılıç olmaz
***
Aç gözün kaldır hicâbı kutb-ı âlemdir Alî
Sen ana imân getir zinhâr sakın olma deli
Şübhesiz ayne’l-yakîn hakka’l-yakîn oldur velî
“Lâ fetâ illâ Alî lâ seyfe illâ Zülfikâr”
Zülfikâr’ın kıssasından bir varak söyler bu cân varak: sayfa
Mustafa hükmündedir görmez misin âhir zamân
Âşık olan her kim ise tevhîdi olmaz yalan
“Lâ fetâ illâ Alî lâ seyfe illâ Zülfikâr”
***
Hâlık’ı zikr eyler isen seni aşka düşürür
Çiğ yerin komaz senin âteş-i aşkda pişirir
İblis’in hannâsının sadrında fii’lin şaşırır
“La fetâ illâ Alî lâ seyfe illâ Zülfikar”
Ârif-i bi’llâh olanlar anlar imiş ârifi
Ma’naya gâfil olanlar bilmez imiş ârifi
Aşka mazhar düşmeyenler bilmez imiş ârifi
“Lâ fetâ illâ Alî lâ seyfe illâ Zülfikâr”
İsm-i şerifi geçen göçenlere rahmet ve mağfiret niyaz; dünya nöbeti devam edenlere de pek çok muammer olmaları ve hayırlı hizmetlerinin devamını temenni ediyoruz.

Dervîşler cennet gülü
İsm-i a’zam bülbülü
Hayât bahş eyler dili
Ben dervîş olamadım
Hakkı da bulamadım
S.Baba