Anlayabildiğimiz kadarıyla bütün insanlık -abdullah-, hepsi ahir zaman nebisinin ümmeti. Kimisi davete icabet etmiş, İslam olmuş. Kimisi de ümmet-i davet olup vaktini sırasını bekliyor. Bütün mevcudat halkullah. Hepsi insanın eşref-i mahlukatın emrinde ve hizmetinde. Doğu da batı da Allah’ın. Yüzyıllardır doğudan batıdan kuzeyden, güneyden âlimler ve mütefekkirler çıkmış. Resullerden, nebilerden haberdar olup, onlara tabi olanlar daha az yanılmış veya hiç yanılmamış. Haberdar olmayanlar daha çok yanılmış ve hayatları çok muzdarip geçmiş.

Merhum mütefekkir Ekrem Tahir (1957 – 2023) Babil’deki Türkiye adlı eserinin sonuna “Lügatçe veya Elif Ba’nın Heceleri” başlıklı 185 sayfalık bir ansiklopedik lügat eklemiş. Ama yer yer Cemil Meriç’i andıran üslubuyla ne yazsa okunabilecek zat-ı şeriflerden. Özellikle dinimiz, dilimiz, tarihimiz, edebiyatımız hülasa ilm-ü irfanımız hususunda çok titiz. “Mabede bezirgân sokmayanlardan”. Cemil Meriç’in, Nurettin Topçu’nun, Mehmet Niyazi’nin, D. Mehmet Doğan’ın hâldaşı, yoldaşı desek yanlış olmaz intibaına sahip oluyoruz eserlerini okurken.

         Günümüzde teknoloji olduğu kadar içtimai ilimlere de merak saranlar çoğalıyor. Özellikle genç kızlar sosyoloji, psikoloji, felsefe, edebiyat ve ilahiyat sahalarında da yüksek lisans ve doktora yapma arzusuna sahipler. Bunlara zirveleri tanıma, dil zevki, tefekkür zevki, mânâ tadı tatmada yardımcı olmak icap ediyor. Hz. Mevlânâ “mânânın tadı ve kokusu vardır”, “İslam bulanmadan ve donmadan akmaktır” buyuruyor. Tarih boyunca bütün ilim ve irfan ehli kadim mânânın, idrak şerh ve izahına emek bezletmiş.

          Biz de Ekrem Tahir’in lügatçesinden bazı seçmeler yaparak meraklı ve alakalı olanları haberdâr etmek istedik. Kendimiz de birçok mühim zâtı ve hususatı geç farkettiğimizden böyle bir ihtiyaç olduğu kanaatine vardık. İktibas ettiğimiz metinleri, diğer eserlerle birlikte mütalaa edecek olanların çok şey anlayacaklarını düşünüyoruz. Bir kere üslup ve ifade ihtişamı ve dilimizin zenginliğini fark ediş büyük bir kazanç olacaktır. Çoğu maddeyi aynen koyacak ihtiyaç halinde kısa notlarla açıklama yapacağız.

Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895): Cihanşümul bir zeka…  Tarihçi, sosyolog, hukukçu, dilci, yazar ve devlet adamı… Babası, Lofça idare meclisi azâsından Hacı Süleyman Ağadır. Ahmed Cevdet Paşa ilk tahsilini memleketinde yapmış, sonra yüksek tahsil için 1939’da İstanbul’a gelmiştir. Burada bilhassa Fatih Başkurşunlu Medresesi’nde okumuştur. Burada dönemin tanınmış âlimlerinden riyaziye, Arab ve Fars dili ve edebiyatı dersleri almıştır. Bilhassa Üstat; tarih, hukuk ve dil ilmine merak salmış ve bu ilimlerde devrin en büyük âlimi olmuştur. Murad Molla ve Mehmed Murad Efendi’den mesnevi okumuş, tasavvuf kültürünü zenginleştirmiştir. Devletin bir sürü değişik kademelerinde vazife yapan ve müderrislik de yapmış olan A. Cevdet Paşa, kelimenin tam anlamıyla Osmanlı ilminin gerçek güneşlerindendir. Kral Midas’tan bile daha esrarlı olan Paşa; dokunduğu, yani işlediği her şeye bir altın parlaklığı vermiştir. O, sadece Tarih-i Cevdet, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye ve Belâgat-ı Osmaniyye’siyle değil, bütün eserleriyle dehanın gerçek ihtişamıdır. Her millet sadece bir tarihçisiyle övünebilir ama bizde bir değil, bir sürü usta tarihçi var. Bilhassa bir Kemalpaşazâde ve Ahmed Cevdet Paşa’nın nesri, dehası ve üslubuyla Batı’da kimse boy ölçüşemez! Bu geniş kanatlı, detaylı, uzun soluklu, kılı kırka yaran, canlı, çarpıcı nesirleri, ifade edilemeyeni ifade edebilen, bu hincahınç nüansın renkleri ve derinlikleri, bu milletin nasıl bir nefis nesre sahip olduğunun ispatıdır. Önce Paşa’nın 12 ciltlik Tarih’ini “sadeleştirme” budalalığına düşmeden, orijinal dili ile Latin harflerine, ihatalı bir lügatçe ekiyle çıkarmalıyız. Bunu Türk Tarih Kurumu’ndan istemek safdillik olur. Elli senedir, 10 ciltlik bir Kemalpaşazâde Tarihi’ni tamamlayamadılar. Ki bu Latince harflere çevrilmiş bir eser de değil… Milli Piyango ve lüzumsuz işler basmaktan, Kemalpaşazâde Tarihi’ne piyango vurmuyor! İşin en kötü tarafı, Paşa’nın Mârâzât adlı eserini neşre hazırlayan sevimli tarihçimiz Yusuf Halaçoğlu, kurumun bir dönem başkanlığını yaptı. Evet, Ahmed Cevdet Paşa, son bir Güneş medeniyetinin dehasının son bir tulûsu idi. Cevdet Paşa ve Kemalpaşazâde, Türk edebiyatı nesrinin doruklarındandır. İçimizde kaç kişi bir Mohaçnâme’yi okumuştur? Ama eser, 1859’da, Pavet de Courteille tarafından Paris’te basılır. Ancak bizde nesir yok, budalalığın şarkısını mırıldanırız, biteviye. Her ikisi de hem üslubun tacidarları hem de teorisyenleri ve hocalarımız. Kemalpaşazâde’nin Üslub el-Hâkim’ini ise 2001 yılında Suudiler neşrederler. Bir şair olarak Ahmed Cevdet Paşa şöyle der:

“Zannetme heman çehre-i zerdimde eser var.

Hicrân eleminden dil-i zârımda neler var?

 

Takrir edemem sûz-ı dil ü derd-i derûnum.

Söyletme beni hâtır-ı zârımda keder var.

 

Yok hâlimi arz eylemeğe tâb ü tüvânım.

Cevdet, ser-i şûrumda bu dem derd-i sefer var.”

Birçok Osmanlı âliminde olduğu gibi paşamızın da şairliği var. Makam, mevki sahipleri için söylediği şu kıtayı da buraya kaydedelim istedik:

Bezm- meyde kusura bakma sakın       

Âlemi âb başka âlemdir

Mey-i ikbali hazmeden amma  

Meşrebince hakikât âdemdir  

İçki işret âleminde kusur çok olur, orada kusur aranmaz. Ama makam rütbede, ikbalde, yükselmede insanı sarhoş edebilir, asıl adamlık burada sarhoş olmamaktır. Hakiki adam, makam-rütbenin sarhoş edemediğidir

Fîrâzâbâdî: (1329-1415) Bütün ilimleri kucaklayan bir cihanşümul bir zekâ. Dil, edebiyat, ilahiyatçı ve hukuk âlimi. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük lügat âlimi ve lūgatnüvisti. Kamusü’l Muhit adlı Bu muhalled eserin, sahibi. Eserinin adına Okyanus (EL Kamus) demiş, Üstad. Sonra Avrupa’da yazılacak Arapça lügatlerin temeli olur, El-Kamus El-Muhit. Eser hem Farsçaya hem de Türkçeye tercüme edilmiş; dört cilttir.

Habermas, Jürgen: (18 Haziran 1929) Alman filozof ve sosyologu. Yaşayan en önemli ve en çok bilinen Alman düşünürü. Habermas’ı artık daha Frankfurt Okulu’nun bir temsilcisi olarak görmek doğru değil. Goethe: “İnsan gençliğinde sosyalisttir, ama ihtiyarladığında severek kapitalist olur” sözüyle doğru söylüyor, kibar ve bilge düşünür… Her Filozof en fazla iki-üç eseriyle okunmaya layık. Habermas’ın ise şu üç kitabı okunmaya değer. Gerisi A. Hamdi Tanpınar’ın tabiriyle: “Dolma doldurmaktır.” Habermas ve Apel, Rothacker’in yanında “Kommunikativen Vernunft” (İletişim Akıl) mefhumunu geliştirir. Ama onun esas nazari başarısı bu akıl mefhumuyla bir Marks, Weber ve Parsons’u içine alıp, yoğurup geliştirdiği: Sosyal evrimin ampirik nazariyesidir. Üç eseri: Theorie des kommunikativen Handelns, 1981, (İletişim Hareketlerin Nazariyesi), Der philosophische Diskurs der Moderne, 1985, (Modernitenin Felsefi Diskursu), Faktizität und Geltung, 1992, (Değer ve Geçerlilik)…

Hobbes, Thomas: (1588-1679) İngiliz filozofu ve devlet nazariyecisi. Mekanik materyalizmin ve siyasi antlaşma teorisinin ana temsilcisi olarak kabul edilir ve usta bir mütercimdir. F. Bacon’un yanında (1619-1629 yılları arası) sekreter olarak çalışır. Descartes ve Galilei’leyle görüşür. Onlarla fikir teatisinde bulunur. Hareket nazariyesini Galilei’nin etkisiyle yazar. Hobbes, Avrupa’da yaratıcı devlet felsefesinin Machiavelli, Bodin’den sonra üçüncü yani sonuncusudur. İnsan ihtiyar Hobbes’in resmine ve kitabın ilk baskısındaki kapaktaki resme baktığında eserin muhtevası hakkında çok şey anlıyor. İlk baskısının kapaktaki resim şöyle: Bir araya getirilmiş, bir sürü insan yığını ve bu yığınlar üzerinden taçlandırılmış bir devlet devi… Sağ elinde dünyalığı temsil eden bir kılıç, sol elinde ise Hıristiyanlığı temsil eden bir piskopos asasını elinde tutuyor. İhtiyar Hobbes’in bu uzun, geniş alnını, kuvvetli ve uzun burnunu, ince çizgivari dudaklarını Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri görseydi, onu şöyle karakterize ederdi herhalde: Hobbes’in alnını keskin bir zekânın aynası, burnunu antropolojik aşkının bir ifadesi ve dudaklarını hayalsiz bir şüphenin ki, bununla tabii insan hükmünü vermiş, derdi… Eserleri: Elementorum philosophiae sectio prima: De corpore, 1655, (Felsefenin ilk kuruluş sebebi, ilk bölüm: Vücut Hakkında), Elementorum philosophiae sectio: De homine, 1658, (Felsefenin İlk Kuruluş Sebebi, Bölüm: Insanlar Hakkında), Elementorum philosophiae sectio tertia: De cive, 1642, (Felsefenin İlk Kuruluş Sebebi, üçüncü bölüm: Yurttaşlık Hakkında), Leviathan, or The Matter, Forme and Power of a Common-wealth Ecclesiasticall and Civil, 1651, (Ucube veya Maddi, Biçim ve Kilisevari ve Sivil Devletin Kudreti) Bu hayatı hep tehlikede ve çoğu kez Fransa’ya kaçmak mecburiyetinde kalan, Hobbes’in ölüm döşeğindeki son sözü şu imiş: “Bir feylesof için yatarak ölmek, yakışmaz.”

İbn Hazm: (993-1064) Endülüslü İslâm âlimi. Cihanşümul bir zekâ. Feylesof, şair, tarihçi ve ilahiyatçı. Dünyada ve İslâm âleminde Aşk mefhumunu ilk olarak sistematik bir şekilde felsefi, psikolojik ve içtimaî temellerini yazan ilk düşünür o. Eserin adına Güvercin Gerdanlığı der, üstad. Bir sürü eseri kayıp, sadece günümüze 40 tane eseri ulaşır. Bazı eserleri: El Ahlak ve’l Siyer, El Fasl-1 fi’l el Milal vel Nihal, Kitab el Muhallû bi’l Ethâr (Gelenekle Süslenmiş Kitap), Maratib el Ulum (İlimlerin Kategorileri) ve Tavk el- Hamamah (Güvercin Gerdanlığı)

Michelet, Jules: (1798-1874) Fransız tarihçisi. Modern Fransız tarih ilmimin kurucularından. 19. asır Avrupa’sının en büyük tarihçilerinden biri. Dönemin üniversitelerinde hocalık yapmış. Arşivlere giderek ilk kez çığır açıcı 16 ciltlik Fransız tarihinin yazarı. Kendi tarihçiliğini “Yeniden Diriliş” olarak adlandırıyordu. Onu okutturan canlı ve resimvari üslûbuydu. Zaten kendisi bunu şöyle ifade ediyor: “Kısa, isabetli ve enerjik, kuru temalar canlandıracak, kabartacak bir üsluba sahip olmak. Ben buna yeniden canlandırmak diyorum.”

Augustiner-Thierry’nin tarihin anlatımına, Guizot ise analize, ben bunlara Diriliş diyorum. W. Sombart Alman asıllı T. Mommsen’e âşık. Fransa’da V. Hugo, Taine ve Bizde Rahmetli Üstad Meriç de Michelet’in üslubunu beğenenler arasında. Benim içinse hiç kimse şiiri, düşünceyi birbirine kaynaştırarak, hadiseleri renkli canlı tablolar halinde gözünüzün önüne getiren, bir film şeridi gibi hadiselerin akışını size hissettiren, gösteren kristal bir üslupla anlatan; sizi üslubuyla, o dönemin, canlı tablolarının bir resmigeçidi olan ve tarihin içine davet eden; farkında olmadan kendinizi o tablonun içinde bulduran nezih, celil ve büyücü bir üslubu olan: Kemalpaşazâde olamaz… Tarihçinin Mohaç’ı anlatan sahnelerini düşünelim. Bu gerçek manada, cihanşümul zekâ: Kutuplar üstü bir kutuptur. Michelet’in eserleri: Fransız Hukukunun Menşei (1837), Roma Tarihi: Cumhuriyet (1937) ve Fransız İhtilalinin Tarihi, 7 Cilt, (1847-1853)

Bizim notumuz:

Kemalpaşazâde veya diğer namıyla İbn Kemal, Yavuz Sultan Selim devrinde yaşamış Tevarih-i Âli Osman adlı eseri yazmış. Atının ayağından sıçrayan çamur, Yavuz’un kaftanına sıçramış, o kaftan Yavuz’un kabrine konulmuş olan bir büyük ilim ve devlet adamıdır.

Muhammed Raşid Erol: (1930-1993) Bir Anadolu evliyası. Allah âşığı, büyük bir veli, kutup daha doğrusu büyük bir ummanın, büyük kolunun bir kutbu… Nakş-i bendi Şeyhi. Türk’ün ruh kumaşını örenlerdir: Yunus, Mevlâna, Hacı Bektaş ve daha nice bu gül yaprağının komşusu gönüller. Gül yaprağı kokusu gönüller. On iki dünyanın bakışı, bu ulular… Dualar, âminler ve hikmetle örmüşler ruh kumaşımızın atkı ve çözgüsünü. O mübarek, kutlu insana kısaca Seyda, diyorlardı: müridleri. Sonra bir gün darbenin Rüstem Paşaları, darbeden sonra, Hegel’i çok düşündüren, ummanın dalgalarını, şekilden şekle sokan bir ruh ve şekil veren Yunus’un ve Mevlana’nın ruh kardeşinden korkarlar. Onu eski bir Rum meyhanesinin üstünde mecburi iskâna zorlamışlar… Avrupalı “Veli”lerini şehirlere, kasabalara verdikleri isimlerle, hafızalar nakşedip, yüceltmek isterken, içimizdeki bazı karanlık insanlar, karanlık ruhlarının tablosunu, siyah-beyaz renklerle böyle çizdiler… Aziz Nesin, darbenin bu generalini dokunulmazlığı kalktığında mahkemeye vermek istemiş… Ömrü yetmemiş. İlahi Aziz Nesin… Ben olsaydım, bu tablo çizen generale, Picasso’nun Guernica adlı tablosunu hediye ederdim. Edebiyat Cumhuriyetinde Cesarların nasıl yargılandığını unuttun mu? Bu ülkenin insanları, Cumhuriyetten beri birbirleriyle barışık değil. Barışık olmaması için, sanki her şey yapılmış gibi. Ama bir gün bu ülkenin insanları, barışı, huzuru ve kardeşliği mutlaka tadacaklar, mutlaka… Ve her insan gibi, her Cesar, Yunus’un bize söylediği: “Ne kapu vardır giresi, ne yemek vardır yiyesi Ne ışık vardır göresi, dün olmuştur gündüzleri.”

Mısralarında tarif ettiği gibi, ölümü ve mezarı tadacak. Aziz Nesin’i bilmem ama bu Allah âşığının, kendisine yapılan zulmün mimarları ve Baltazarlarını affedip, dua ettiği kesin… Bu büyük Taç ül-Arif ve Sultan: “Allah dostları, Allah erleri daima fakir ve mahzunlar arasında olmuştur. Allah yolu fakirlik ve tevazuuyla kazanılır. Suyun yükseklere doğru akmayıp daima aşağı ve çukur yerleri doldurması gibi.” der, Seyda.

İbn Miskeveyh: (932-1030) İslâm Aydınlık Döneminin en büyük âlimlerinden biri. Filozof, hekim, düşünce tarihçisi ve ahlak felsefesi nazariyecilerdendir. Kendisi İbn Sina, Beyrûnî, İbn Zür’a ve Ebü’l-Vefa’ el-Buzcânî gibi düşünürlerin çağdaşı ve fikir teatîsinde bulunduğu şahsiyetlerdir. Bu dönem düşünürlerin en önemli özelliklerinden biri, birbirleriyle fikri münasebette olmalarıdır. Bugünün ilim adamları gibi, içlerine sürgün değildirler. Tehzibü’l Ahlak ve Tathirü’l-A’râk, Risâle fi’n Nefs ve’l-Akl, elFevzü’l-Asgar ve Tecâribü’l-Umem ve Te’âkibü’l-Hikem İbn Miskeveyh’in önemli eserleridir.

Kafka, Franz: (1883-1924) Çek asıllı, eserlerini Almanca yazan ve konuşan bir Yahudi asıllı yazar ve romancı. Bu 20. asırda Yahudiler tarafından aşırı derecede şişirilmiş bir romancı ve hikâyeci, Kafka. O ve Adorno’dan daha derin olan, bu severek okuduğum W. Benjamin olmasaydı Yahudilerin ve ekalliyet çocuklarının psikolojisi ve edebiyattaki sembollük tarzlarına sığınışlarındaki espriyi ve gayeyi bu kadar çabuk anlamayacaktım. Hasta, sarsık ve yalnız: Kafka. Alman yazarları arasında gerçekten kendine has bir üslubu olan bir yazar. Üslubunu Flaubert’in eserleriyle mükemmelleştirir. Onun gerçekte tek dostu varmış. Bu edebiyattaki değerini ve düşüncedeki kudretini gören, anlayıp ve koruyan: Max Brod. Onun sözlerinden birisi su: “Manevi dünyadan başka, bir şeyin olmayışı gerçeği, bizden ümidi alıyor ve bize kesin bilgiyi veriyor.” diyor, Kafka.

Kindî, Ebu Yusuf Ya’kup Ibn Ishak El: (800-870) İslam Medeniyetinin ilk filozofu. Halefleri gibi çağın bütün ilimlerine vakıf bir âlim. Eserleriyle bir sürü Batılı düşünürleri etkiler. Eser vermediği bir alan kalmamış. Tam cihanşümul bir zekâ, üç yüze yakın eser yazmış. Çoğu kayıp. Ondan sonra gelen Fârâbî ve İbn Sina’nın yol göstericisi. Eserlerinden bazıları: Kitâb fi’l-Felsefeti’l-Ulá, Risale fi Mahiyeti’l Akl, Risâle fi’l-Hayat, Kitâb fi Mahiyeti’l-İlm ve Aksamihi gibi bazı eserlerindendir. El Kindi: “Hakikatı almaktan utanmayınız. Nereden gelirse gelsin. Velev ki çok eski kuşaklardan veya uzak milletlerden de olsa” diyor.

Koestler, Arthur: (1905-1983) Macar asıllı, İngiliz yazar. 20. asrın en ilginç yazarlarından birisi. Girmediği, tanımadığı kilise yok. Güneş Tutulması-Sıfır ve Sonsuzluk, 1940, (Darness at Noon) Yogi ve Komiser, 1945, Kötülüğün ve İyiliğin Diğer Yanı, 1965 önemli bazı eserlerindendir. İnandığı bir dava için gözünü kırpmayan Koestler, yaşadığı nevrötik çağın diğer adı olan “Extrem” Çağında, “Extrem” (Aşırı-Uç) bir hareketle, hanımıyla intiharı seçer.

Leibniz, G. Wilhelm: (1646-1716) Alman filozof, matematikçi, ilahiyatçı ve diplomat. Alman felsefe dilinin kurucusu olarak kabul edilir, ama bütün eserlerini ya Latince veya Fransızca yazar. “Monaden” ve “Theodizee” diye bilinen iki teorinin sahibi. Bir savaş kışkırtıcısı. Türk yani, İslam düşmanı bir geveze. On beş binin üzerinde mektupla, binin üzerinde şahıslarla mektuplaşmış. Tam bir geveze müsveddesi. Rim Papa’ya sürekli olarak Haçlı ordularını kurup, Osmanlıya saldırtmasını ister. Avrupa’nın bir Zeka İmparatoru olan Voltaire’in meşhur Candide adlı eserinde dalga geçtiği Alman filozof, namı diğer “Pangloss”, Leibniz’dir. …

Lewis, Bernard: (1916-2018) Şarkiyatçı. Yahudi asıllı bir İngiliz tarihçisi. Yahudi milliyetçiliğinin bütün özelliklerini taşır ve bu özellikleri ruhunun gömleği olarak giymiştir. Samimiyetsiz, kaypak ve bukalemun. Her fırsatta Osmanlı tarih müverrihlerini, doğruluğunu, dürüstlüklerini ve samimiyetlerini öven, Lewis’in Osmanlı tarihçilerinden dürüstlüğü öğrendiğine biraz inanmıştım. Şimdi ise ucuz bir ideolog gibi, tahribin ve kaosun kışkırtıcısı rolünün, Homo Morbus (Ecinni İnsan), ecinni gömleğini giymiş gibi… Aklıselim Avrupalılar tarafından, 26 Mart 2007’de “New Perspectives Quartery” de yayınlanan makalesindeki ifadelerinden dolayı “Histerikli ve Sorumsuz” olarak nitelenir.

Bizim ilavelerimiz:

Cemil Meriç: (1916-1987) Türk-İslam mütefekkiri. Henüz Fransız işgalinde iken Hatay’da dünyaya geldi. Antakya Sultanisi’nde okudu. Muallimlik ve Üniversite hocalığı yaptı. Çok erken yaşlardan beri kalın gözlükleri vardı. Çok okumalarının da tesiriyle 40 yaşından evvel görmemeye başladı. Ama okutarak okumaya, yazmaya ve hocalığa devam etti. En büyük yardımcısı hayru’l halefi Prof. Dr. Ümit Meriç Hoca’mızın Babam Cemil Meriç ve kendisinin Bu Ülke kitaplarını meraklılara zevkle tavsiye ediyoruz. O zaman Cemil Meriç’i ve Ümit Meriç’i anlamış olurlar.

Ekrem Tahir: (1957-2023) Kendisi Ben bir öğretmenin, daha doğrusu bir “Başmuallimin” oğlu olarak 2 Mayıs 1957 ‘de Midyat’ta doğmuşum. İlk hocam: Babam. Ondan duyduğum ilk şair S. Nazif. Bu çocuklarını etrafına toplayıp, onlara edebiyatı, şiiri, tarihi yani çarpılmadan çarpılmak olan, düşünceyi sevdiren, öğreten babam; benim muallim-i ezelim” diyor Babil’deki Türkiye kitabının başında. Ekrem Tahir’i tanımak isteyenler D. Mehmet Doğan üstadımızın, vefatı üzerine yazdığı, “Ekrem Tahir’in İkinci Göçü” makale-i güzidesini (tyb.org) okumalıdırlar. Ekrem Tahir iman, irfan ve vicdan sahibi olduğundan herkesin hakkını teslim etmiş. Lügatçesinde pek çok gayr-ı müslim mütefekkire yer vermiştir.

Başta Ahmet Cevdet Paşa’mız olmak üzere Cemil Meriç, Ekrem Tahir ve diğer ehl-i İslam mütefekkirlerimizin rahmet ve mağfiretle yâd ediyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir