Günümüz genç şairlerinin en büyük eksikliği modern Türk şiirinin köşe taşı eserlerini yeterince sindirememeleridir. Bu listeye Tanzimat’tan bugüne dönüşerek gelen kuramsal eleştiri metinlerimizi de eklediğimizde ortaya bizim “klişe” veya “tekrar” diyebileceğimiz şiirler çıkıyor. Örneğin şiirimiz artık imgeye doymuştur. İkinci Yeni imge adına ne yazılacaksa zirvesine ulaşmış ve bu konuda sonraki kuşaklara söyleyecek fazla söz bırakmamıştır. Bunu nereden mi biliyoruz? Biliyoruz çünkü İkinci Yeni’den bu yana İsmet Özel ve Cahit Zarifoğlu hariç önemli bir isim çıkmamıştır. 
Hele ki 2000 sonrası kuşaktan imgelerin ustaları ayarında yeni bir isim bulamazsınız. İmge İkinci Yeni için bir imkândı ve kullandı. Halen okuduğumuz İkinci Yeni şairleri, Orhan Veli’den devraldıkları dönüşüm bayrağını daha da yukarıya taşıyarak görevini tamamladı. Peki, şimdi ne yapmak lazım? Asıl sorulması gereken husus bu olmalı. Gen
ç şairlerimiz kendilerine bunu sormadan, bu yolda enine boyuna düşünüp “artık yeni şeyler söylemek lazım” kararına varmadan şiirimizdeki kısır döngü devam edecektir. Çünkü şiirimize dinamizm kazandıran asıl etken yeni bir üslup ve yeni bir söyleyiş arayışıdır. Bu anlamda günümüz şiiri gün geçtikçe çok sesli, bileşke, sentezci bir şiire doğru yönelmektedir. İmgenin tonunun azaldığı bu süreçte konuşma dilinin, ironinin ve modern epik dilin şiire dâhil edildiği yeni bir şiir doğmaktadır. Bu yeni şiirde modern lirik bir damar da kendisini göstermektedir. Yani geçmişin tanım ve kavramları bugün itibariyle dönüşüme uğrayarak anlamlar ters yüz edilmektedir. Örneğin daha önceleri içe doğru olan lirik söyleyiş şimdilerde bireyi merkeze alan fakat bireyden dünyaya doğru açılan ve kuşatan yeni bir görünüme ulaşmaktadır. İşte bu bir yeniliktir. Yeni bir söyleyiş derdini yüklenen şairler-sayıları az olsa da- şiirimizi umuyoruz ki yeni bir menzile ulaştırmayı başaracaklardır.Dergilerde yer verilen şiirlere baktığımızda genç şairlerimizin ekseriyetinin mevcudu tekrar etmekten öteye geçmediğini belirtmek durumundayız. Çoğu lirik, klişe, kısa şiirlerden oluşan metinler artık miadını doldurdu. Bunu görmemiz
gerekiyor. Bazı dergi editörleri de çaresiz kalmış olsalar gerek ki hepsi birbirine benzeyen ve hiçbir sesi, enerjisi olmayan şiirleri sayfalarına taşımaya devam ediyorlar. Klişenin ısrarla tekrarı diyebileceğimiz bu durum popülizme hizmet ediyor olabilir ama Türk şiirine hizmet etmediği aşikârdır. Şiirdeki ciddiyetin gün geçtikçe gevşemesi, şiir üzerine tefekkür ve emeğin tavsaması da bu sürecin yan etkileri olsa gerek. Şiir ısmarlama bir metin değildir. Belirli bir kıvama ulaşması, demlenmesi ve bütünlüğe ermesi için zamana ihtiyaç duyar. Birbiri ardınca aynı üsluba, aynı klişelere sahip “lirik ben”in duvarlarına hapsolmuş metinleri yayınlamanın kime veya neye hizmet ettiğini sorgulamak gerekiyor. Bunları söylerken tamamen teoriye/kurama boğulalım demiyorum. Bazen kuram derdine düşünce şiiri de ıskalayabiliyoruz. Burada aslolan yeni bir söyleyiş derdini şiire taşıyabilmektir. İşte bunun için de gençlerimizin çok sıkı okumaları gerekiyor. Poetik metinleri, eleştirileri, tartışmaları, geçmişten bugüne gelen kuramları, akımları, şairlerin yaşamlarını/eserlerini ve hepsinden önemlisi yazılmış tüm şiirlerini sindirmemiz gerekiyor. Örneğin Sezai Karakoç’u bir bütün olarak okumadan şiirlerini anlayamazsınız. Çünkü Sezai Karakoç’un düşüncesi ile şiiri birbirini tamamlar. “Edebiyat Yazıları”, “Sütun”, “Çağ ve İlham”, “İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü”, “Çıkış Yolu”, “Diriliş” serisi kitaplarını okumadan Sezai Karakoç’un dünyasını/şiirini anlamak zordur. Ayrıca Sezai Karakoç gibi büyük şairlerin şiirleri bir defada okunup kenara konulacak şiirler değildir. Bu şiirler okundukça çoğalan, çoğaldıkça mayalayan ve her seferinde başka anlam ve duygu tortuları bırakan şiirlerdir. Bu sebeple de büyük şairlerin yine yeniden okunması genç şairlerin şiirleri için kaçınılmaz zorunlulukların başında gelmelidir.
Bunu yaparken Bloom’un “etkilenme endişesi” dediği yoldan geçmek durumundayız. Genç şair bu yoldan geçerek kendi sesini bulacak ve yeni menzillere yelken açacaktır. Çünkü İkinci Yeni için kendi yaşadığı zaman dilimi bir avantaj sağlıyordu. Şu halde genç şairler için de yaşadığımız şu zaman dilimini avantaja çevirmelerini beklemek hakkımız olmalı. Bugünün genç şairi 1950’lere dönemez ve o günün şartlarını tecrübe edemez fakat bugünün şartlarını anlayarak yine bugünün şiirini yazmak için pekâlâ gayret gösterebilir. Bunun yolu da dün için “yeni” olan imge ağırlıklı söyleyiş yerine bugünün “yeni”sini bulup çıkarmak ve bunu şiire taşımaktır. İşte bu çalışma yoğun bir gayret, emek, tefekkür ve dikkat gerektirir. Çoğu genç şair bu zorlukları yaşamak yerine işin kolayına kaçarak mevcudun devamına hizmet eden, hiçbir şey söylemeyen, hiçbir derdi olmayan “mırıldanmalar” yazmaya devam ettikçe şiirimiz de kan kaybetmeye devam e
decektir.Dergiler ve şiir siteleri yukarıda saydığımız önerilerin hayat bulmasında birinci derecede rol oynayabilirler. Bunun için yapılması gereken iki temel husus var;1-Dergiler ve şiir siteleri kuram ve eleştiri ağırlıklı yazılara mutlaka yer vermelidir.2-Dergilere/şiir sitelerine şiir gönderen gençlerin eserlerinin değerlendirildiği bir köşe olmalı, bu olmasa dahi e-posta yoluyla gençlere mutlaka teşvik edici/yol gösterici cevaplar verilmelidir.
Bunları yapan dergiler/siteler var elbette. Fakat sayıları çok az. Bir edebiyat dergisinin/sitesinin tam ve bütünlüklü olarak görevini yerine getirmesi için bu iki hususu göz önüne alması elzemdir. Diğer yandan şiir yazan bir genç, Türk şiiri konusunda yukarıda bahsettiğimiz tarihsel süreci, eserleri, şairleri ve bir bütün olarak Türk Edebiyatının izleklerini sindirdiğinde kendi şiirinin de en iyi eleştirmeni olacaktır. Zaten şair kendi şiirinin ilk ve en etkili eleştirmeni olmadan sağlam şiirler ortaya çıkarması mümkün değildir. Şiirde işler tesadüflere bırakılamaz. Bunun için de şiir işçiliği sağlam olan şairlerin metinleri hem örgüsü hem de söyleyişiyle kendisini hissettirir. Geçtiğimiz yıllarda yazdığımız değerlendirmelerde bunun pek çok örneğini göstermeye çalıştık. Sağlam şiir ortaya koyan genç şairlere dair bu değerlendirmelerimizle, alıntıladığımız mısralarla “yeni söyleyiş” örneklerini serimlemeyi amaçladık. Burada aslolan metindir. Eğer ki bir metin şiir kamuoyuna kendisini şiir olarak kabul ettiriyorsa o şair doğru yolda demektir. Eğer ki şiirin bir derdi, üslubu, bütünlüğü, ahengi ve diri bir sesi varsa o şair doğru yolda demektir. Bu ölçüleri nesnel kalıplara dökmenin zorluğunun farkındayız. İşte bu sebeple şiir için aynı zamanda bir sanattır diyoruz. Sanatın ölçüsü
ise kendi tarihi içerisindeki benzerleriyle karşılaştırmaktan geçer. Yani tecrübe, birikim ve bunun mısraya dönüşmüş hali kendi yatağında bir anlam ifade edecektir. İşte biz buna şiir eleştirisi diyoruz.
Sezai Karakoç’a göre şiir; “hakikatin, doğa ve tarih içinde atan nabzı, çarpan yüreğidir.” Şair şiirin, “hakikatin, yüzülebilecek bir derisi değil, çıkarıldığında, insan hakikatinin hayattan yoksun kalacağı kalbi” olduğunu vurgular. Karakoç’a göre şiir meydana gelirken “şair, kafasına üşüşen kelimeleri çarmıha gere gere ve kendisi de o kelimelerle birlikte çarmıha gerile gerile, doğum acıları içinde kıvrana kıvrana, şiirini biçimlendirir.” Şiir ve gerçeklik bağlamında Karakoç “şiirde duygu realizminden” söz edilebileceğini söyler. Ona göre “çıplak duygu ve düşünceler, duyarlığın ve biçimleyici zihin gücünün soyut cenderesinden geçerek, sanat dünyasına yeni bir kimlikle doğar.” Dolayısıyla salt bir gerçekliğin şiir oluşumunda belirmesi mümkün değildir. Çünkü araya şair hassasiyeti ve kinaye mesafesi girmiştir. İlhan Berk ise şairin gerçekte olanı değil, olabilir olanı anlattığını söyler ve bu bağlamda şiiri, “duvarcının elinden düşürdüğü tuğlanın yere düşmesinde değil/ havada asılı kalması”ında görür. Artık gerçeğin anlam, mantık perdesi yırtılmakta ve şair hayal gücüyle ayakta tuttuğu nesnel gerçekliği şiire dönüştürmektedir. Bu şiirsel doğuşu Octivia Paz “sihir ve büyüye”ye benzetir. Turgut Uyar meseleye başka bir açıdan bakar ve şöyle der: “Bir ozanı, daha genel olarak bir şiiri, başka bir şiirden ayıran nitelik ilkin durmaksızın değişen toplum şartlarının hazırladığı ortam, bu ortamın şiire getirdiği özel ‘yaşam görüşü[dür.]” Cansever ise düşünmenin şiirdeki belirleyici yönüne vurgu yapar. Buna göre Cansever şiirin düşünmekle başladığını söyler. Buna düşüncenin şiiri der. Ve “bakıyoruz da, şiir ilkin düşünmekle başlıyor. Hatta şiir denen olayı, ancak bazı düşünce yöntemlerinin yardımıyla ortaya çıkarabiliyoruz. Üstelik bilimin, felsefenin sanatla bunca kaynaştığı günümüzde, düşünceyi eski bir şiir alışkanlığıyla örtmek elimizden gelmiyor.” diyerek başkaldırının ve yeni’yi aramanın zorunlu gerekliliğini ifade eder. Yazımızı T.S.Eliot’tan bir alıntı ile tamamlayalım: “Hiçbir şair, hiçbir sanatçı, kendisinden sonrakilere iletmek istediği bütün bir dünya görüşünü tek başına veremez. Onun bize vereceği dünya görüşü, hayat felsefesi, geçmiştekişair ve sanatçıların görüşleriyle ilişkisi bakımından değerlendirilebilir. Onu tek başınadeğerlendiremezsiniz; onu ölülerin arasına yerleştirip eserlerini onlarınki ile karşılaştırmalı
ve mukayese etmelisiniz. Bunu sadece tarihî şuur açısından söylemiyorum. Bu, eleştirideestetik bir kaidedir. Çağdaş yazarın, geçmiştekilerle aynı çizgide olması, çağdaş eserin eskiedebiyatın yarattığı organik bütünün bir parçası olması, tek taraflı bir mecburiyet değildir.Yeni bir eser yaratıldığı zaman, eski eserlerin oluşturduğu organik bütün, aynı anda yeni bir düzenlemeye tâbi olur. İçinde yaşadığımız çağa kadar yaratılmış bütün sanat âbideleri, kendi aralarında ideal bir düzen ve bütün oluştururlar. İşte bu bütün ve ideal düzen, yeni bir eserin kendilerine katılmasıyla değişikliğe uğrar. Yeni eserin yaratılmasından önce eksiksiz bir bütün oluşturan eski eserler, kendilerine yeninin katılmasıyla, aralarındaki ilişki ve bütüne nazaran nisbet ve değerleri bakımından değişirler. İşte buna, eski ile yeni arasındaki uyum diyoruz. Bu düzen fikrini, yani eski ve yeni eserlerin oluşturduğu ‘organik bütün’ fikrini kabul eden herkesin, ‘hâl’e ‘geçmiş’in yön verdiğini, fakat ‘geçmiş’in de çağın şuuruyla yoğrulduğunu kabul etmesi akla uygundur. Bu gerçeğin farkında olan şair, yüklendiği muazzam güçlüklerin ve mesuliyetin farkına varacaktır
Kaynak
-Berk, İlhan (1996), Logos, YKY, İstanbul
-Cansever, Edip (2009), Şiiri Şiirle Ölçmek, YKY, İstanbul
-Eliot, T.S, Edebiyat Üzerine Düşünceler, Paradigma Y. Aralık 2007, İstanbul
-Karakoç, Sezai (2014), Edebiyat Yazıları I, Diriliş Yayınları, İstanbul
-Uyar, Turgut (2012), Korkulu Ustalık, YKY, İstanbul
