Vaktiyle İstasyon caddesinde bir tamir dükkânı vardı Memet’in.
Yeni evlenmişti, babası Kalaycı Duran amca emekli olunca burayı açmıştı.
Grundig radyo, teyp ve pikapların yaygın olduğu dönemdi.
Tabelaya, kargacık burgacık yazıyla, “GURUNDİR MEMET” yazdırmıştı.
Altta : FAKIR.
Bir altta : HER TÜRLÜ TAMİR.
MESKENLERE SERVİS.
Onarım için elime tutuşturulanı her götürdüğümde,
“Memet ağbi, Grundig değil mi o?” diye sorardım.
O ise, her defasında,
“Bizimki, Gurundir oğlum. Aynı değil” derdi.
“Ağbi gurundir ne demek?”
“Bizim kendi markamız.”
“Siz bişey üretmiyorsunuz ki!”
“Olsun, bizim servis adımız, gurundir.”
“Anladım ağbi.”
Aslında bir şey anladığım yoktu. Memet ağbi de gurundirin ne olduğunu bilmiyordu. Günlerce metal tabelaya yağlı boyayla yazdığı, karınca bacağına benzeyen bu yazıların anlamına ilişkin bir fikri yoktu. Memet ağbi böyleydi. Evliliği de buna benziyordu. Taşpınar mahallesindeki evlerine yakın oturan Faytoncu Yaşar’ın büyük kızı Deli Yeter’le evlenmişti. Yeter, sekiz erkek çocuktan sonra doğmuştu. Yaşar amcayla karısının kız ararken sekiz oğlu olmuş, bulunca da adını Yeter koymuşlardı. Yeter için, “aklı bi karış havada”, “terelelli”, “s…m akıllı” gibi tabirler kullanılırdı, ben “kafadan kontak”ın durumu en gerçekçi yansıttığını düşünüyordum.
Duran amca karısının da ısrarlarına dayanamadı, Bağkur’dan emekli oldu, dükkanı devretti, ikramiyeyle Memet ağbiye bu baraka dükkanı açtı ve evlendirdi.
Önce, üç odalı müstakil evlerinin bir odasında kaldılar. Sonra arka bahçeye kerpiçten iki göz yer yapıp oraya geçtiler. Duran amca bize misafirliğe geldiklerinde, babamın kulağına fısıldardı sürekli : “Yanlış yaptım Kadri yanlış. Gırtlağıma kadar borca battım. Napacam bilemiyorum.”
Adama acırdım. Elinde bir kuruş kalmamıştı. Gelini için deli diyorlardı. Memet ağbi ayrı bi alemdi.
Tabi dükkan kirasını, az da olsa hava parasını, masraflarını karşılayamadı. Bir yıl geçmeden geride yüklü bir borç bıraktı. Duran amca onları da üstlendi. Bağkur emekli aylığıyla ödemeye başladı. Gider gelirden birkaç kat yüksek olunca da her gün durum kötüleşti, başka borçlarla kabusa dönüştü.
Dükkan alacaklarca yağmalandı ama Memet ağbinin adı, Gurundir Memet olarak kaldı.
Yeter’le Memet ağbinin de tadı kalmamıştı. Kadın birkaç defa babasının evine gitti. Barıştılar, tekrar kavga gürültü, yine gitti. Baba evinde de ne olduysa bir gün kayboldu. Aileler birbirine girdi. Kavgalar oldu, karakollara taşınıldı, mahkemeye intikal etmeden olay kapandı, aileler küstü, Yeter ablanın ise imi simi kalmadı. Nereye gitmişti, başına neler gelmiş, kimse bilmiyordu. Bir buçuk ay sonra acı haber geldi. Söğütlük mahallesindeki derede ölüsünü bulmuşlardı. Taciz edilmiş, dövülmüş, boğularak öldürülmüştü.
Memet ağbi iflah olmadı. Dükkânı elinden gidip evi dağıldıktan, karısı öldürüldükten sonra iyice bunaldı. Sessizleşti. İçine gömüldü. Kimseyle konuşmuyor, sürekli içiyordu. Çok kilo almıştı. Üstü başı perişandı. Arkadaşlarıyla -hoş durumunu istismar edip bedava bira içen birkaç serseri dışında etrafında kimse de kalmamıştı- ayakta duramayacak kadar içiyor, geç vakit kapıya dayanıyor, bağırıp çağırıyor, ağlıyor, sızıyordu.
Annesi perişandı. Duran amca çok geçmedi hastalandı, akciğer kanseri olduğu ortaya çıktı. Kırkaltı sene kalaycılık yapmıştı. Hastalığı belirlendikten beş ay sonra acılar içinde öldü.
Alacaklılar evi, eşyaları haczetti. Annesi acılara dayanamadı, kocasının ölümünden altı ay sonra kalp krizinden öldü.
Memet ağbi de kayboldu.
Bir şubat gecesi, Şehit uzman çavuş Mehmet Özlü parkında ölü bulundu.
Cenazesine babamla gittik.
“Mevtayı nasıl bilirdiniz?”
Nasıl bir bağırtı, anlatamam : “İyi bilirdik!”
Tabut sırtlandığında kalabalık arasında onu görür gibi oldum.
İşaret parmağını ağzına götürüp, “sus” der gibiydi.
Kim mi?
O da bende kalsın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir