Karanlıkta kaldım. Elimden tutan olmadı hiçbir zaman. Zar zor yürüyebildim. Kısa koşularım hep engellendi. Hayır, dramatize etmiyorum hayatımı. Çepeçevre saran kötülüklerle baş etmeye çalıştım. Gerçi kötünün ne anlama geldiğini de bilmediğimi söylüyor insanlar…
Alarmı kurduğum 07.00’ye kadar hep uyanmış oluyorum. Alarm dışında her şey uyandırıyor beni. Erken başlanan temizlikler, okul servisinin kornaları, gürültülü inilen merdiven sesleri, yoldan geçen ağır tonajlı araçlar gibi. Beş on dakika içinde hazırlanıp çıkıyorum dışarı. Fırına gidiyorum ilk. İçerideki sıcaklık ruhumu mayıştırıyor. Bazen simit bazen de değişiklik yapıp açma alıp işyerine geçiyorum. Güvenlik eskisi gibi garipsemiyor erken gelmelerimi. “Ya hu ne işin var?” bakışı atıyor yine de. Erken gelmelerim, geç çıkmalarım, çalışkanlıkla veya sorumluluk bilinciyle falan alâkası yok. Sadece gidecek tek bir yerim var ve ben oraya gidiyorum. Sabah evden adımımı attığımda ne iş yaptığımı, hangi amaca hizmet ettiğimi düşünmedim hiç. Her ay banka hesabıma yatan para, kredi kartı ekstreleri ve taksit borçları ilgilendiriyor beni… Gün içinde içtiğim kahvelerle ayakta kalıyorum. Hazırladığım raporlar, imzalattığım evraklar, hesap verdiğim insanlar da yardımcı oluyor tabi.
Bir mesai daha bitiyor. Çalışma arkadaşlarım iyi akşamlar diliyor bana:
-Çalış, çalış!
-Ulan ne olacaksın, Genel Müdür mü?
-İşyerinin gözdesi!
-Akşam bir planın var mı?
Farkındayım, sonuncusu bir soru. Sıkça sorulan, aynı kız tarafından sorulan bir soru. Kalıp bir cevabım var. “Çalışıyorum.” Ne diyebilirim başka? Hayır, bahane olarak sormuyorum. Bu akşam müsaidim çıkabiliriz desem kötülük yapmış olmaz mıyım, kendimi maruz bırakarak? Kendimle kendim baş edemezken nasıl olur!
Geç bir saatte evin yolunu tutuyorum. Hafif rüzgâr, seyrek geçen arabalar, yavaş yavaş kepenklerini kapatan dükkânlar eşliğinde. Adımlarım ve düşüncelerim yarışıyor. Yaptıkları tek şey beni yormak oysa. Çalışmak da beni yoruyor. Her sabah aynada kendimi görmek, yediğim simidin susamlarını temizlemek, yüz yüze bakmak zorunda kaldığım insanların cümlelerini duymak, her akşam aynı çıkma teklifiyle karşılaşmak da yoruyor beni.
Yavaşça evin kapısını açıyorum. Bağcıklarını çözmeden ayakkabılarımı çıkartıyorum. Hiçbir lamba anahtarına dokunmadan bırakıyorum kanepeye bedenimi. Bir şeyler yemek düşüncesi geliyor. Kovuyorum o düşünceyi. Belki kravatımı biraz gevşetsem rahatlayacağım. Yapmak istemiyorum. Ne bedenimi ne de zihnimi rahatlatmak istemiyorum. Gözlerim kapanmaya başlıyor.
Engel olamıyorum!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir