Karakayalı köyünden Server’le amcasının kızı Dürdâne görücü usulü evlendiler. Düğün gecesi sırtına tekmeler, yumruklar atılarak gerdek odasına itilen Server, yatakta kalbi küt küt atarak bekleyen geline yaklaştı. Yüzgörümlüğünü taktı, duvağını kaldırırken kapı kırılırcasına vuruldu. Açtı. Babası, annesi, kuzenleri arkada, iki jandarma öndeydi. Server’i muradını alamadan, apar topar karakola götürdüler. Asker kaçağı olduğu, hemen silah altına alınacağı tebliğ edildi.

Çok sonraları, Dürdane’de gözü olan, köylüsü Cebbar tarafından düğün gecesi ihbar edildiği ortaya çıktı. İş işten geçmişti.

Acemiliğini Edirne’de yapan Server, usta birliğine Sivas’ta, bir belde karakolunda katıldı. Komutanın emir eri ve şoförü oldu. Subay lojmanı bahçeliydi. Her gün sabah yedibuçukta cümle kapısının önüne aracı park ediyor, bekliyordu. Komutan bu gözüpek, dürüst ve çalışkan askerden çok memnundu ama belli etmiyordu.

Bir gün yine aracı park etti, bekledi bekledi, komutan gecikince kapıyı usulca aralayıp evin bahçesine girdi. Az ilerde, lojmanın müştemilat kısmının önündeki ağaca bağlı duran ineği ve onu sağmakta olan genç kadını fark etti. İneğin yanına tabureye oturmuş, hafif makyajlı ve başı leçekliydi.  Köyde kendisi gibi şafak saymakta olan genç karısını hatırladı. Dalmıştı. Hülyalı bakışlarla kadına bakıyordu ama Karakayalı’daki yavuklusunu düşlüyordu. “Askeer!” diye gürledi ses. “Emret komutanım!” diyerek hazırola geçti. Komutan hazırlanmış, çıkmıştı. İneği sağan karısını görünce gülümsedi, “merhaba canım”

“Merhaba hayatım.”

“Napıyosun canım.”

“Süt sağıyorum aşkım.”

“Gelirsem sütünü içerim bir tanem.”

“Ben de gelirsem ağzından öperim ruhum.”

“Canıma minnet aşkım.”

Kadın kalkıp geldi, kocasına sarıldı.

Server’in içi eridi. Dürdâneyi süt sağarken hayal etti. Kendini komutanın yerine koyarak evden işe gitmek üzere çıktı. Dürdane ineği sağıyordu. İri badem gözlerine, arzuyla titreyen dudaklarına, al al yanaklarına bakarak aynı şeyleri söylüyordu. Birden dalgınlıktan sıyrıldı. Kendi kendine, “napıyosun oğlum sen!” Hemen davrandı. Arabaya geldiler. Server kapıyı açtı, yüzbaşı bindi, kapattı. Şoför mahalline geçti. Arabayı çalıştırırken, arkadan, “sen benim karıma mı bakıyordun lan pezevenk!” diye bağırdı.

“Estağfirullah komutanım, öyle şey olur mu!”

“Ben de onu diyorum hayvan!”

Bir an tereddütte kaldı. Açıklaması gerektiğini düşünerek,

“Komutanım, memleketteki karımı düşünüyordum” dedi.

“Sen evli misin?”

”Evet komutanım, evliyim ama gerdeğe giremedim.”

“Nasıl yani…”

Server durumu anlatınca üzüldü,

“Oğlum sana beş gün kafa izni. Hava değişimi için memleketine git. Hanımınla yarım bıraktığınız işi tamamlayın olur mu?”

Yüzü kızardı,

“Sağolun komutanım!”

İçinden, “Allah razı olsun ağzını yidiğim. Allah ne muradın varsa virsin” diyordu.

Ertesi gün izin kâğıdı elinde nizamiyeden yıldırım gibi çıktı, doğruca otobüs garajına gitti.

Köyüne vardığında, gerçekten de Dürdane inek sağıyordu.

“Napan Dürdanee” diye seslenince genç kadın hortlak görmüş gibi korktu. Ardından korkusuna sevinç eklendi, kocasını tersler gibi bağırdı :

“Kör müsün, inek sağıyom!”

“Gelürsem südünü içiverün.”

“Ben de galharsam ağzına sıçıverün, ben ona yoğurt çalacam.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir